Etiket arşivi: TEŞKİLAT ANLAYIŞI

İSLAM VE TEŞKİLAT

İSLAM VE TEŞKİLAT

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

İslam’ın her hükmü teşkilata atıf yapar. Hiçbir din ve dünya görüşü İslam kadar teşkilat meselesini ciddiye almamıştır.
Doğrudan veya dolaylı olarak içtimai gerçekliğe atıf yapmayan İslami ölçü yoktur. Her ibadet ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliği harmanlar, sadece birine ait ibadet bulmak mümkün olmaz. İçtimai gerçeklik, aynı zamanda teşkilat demektir. Bazı ibadetlerin ferdi gerçeklik kısmı ağır basar, bazılarının içtimai gerçeklik boyutu ağır basar ama hiçbir ibadet tek gerçeklik üzerine oturmaz. Çünkü İslam’ın insan telakkisi, ferd ile cemiyeti terkip eden veya ferdi ve cemiyeti insan telakkisinin iki tezahür mecrası olarak kabul eden bir muhtevaya sahiptir. İSLAM VE TEŞKİLAT yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-28-TEŞKİLAT VE PARTİ

TEŞKİLAT VE PARTİ
Parti, siyasi teşkilatların hem kanunda hem de fiili olarak en bariz şeklidir. Özellikle kanunda siyasi teşkilat tarifi sadece partiler için yapılmıştır. Siyasi hedefleri olan teşkilat kurmak isteyenler, mevcut hukuk rejiminde parti kuruyorlar. Tabii ki mesele bu kadar net değil, parti dışında da teşkilatlar kuruluyor. Özellikle de siyasi hedefleri gizleme ihtiyacı, parti dışı siyasi teşkilatlara yönelmeye sebep oluyor.
Türkiye’de yakın zamana kadar siyasi düşünceleri teşkilatlanması kanunla yasaklandığı için, birçok siyasi düşünce parti dışı teşkilatlara yönelmiştir. İslamcı düşünceler, Sosyalist ve komünist düşünceler, faşist veya ırkçı düşünceler, mezhepçi düşünceler siyasi teşkilatlarını kuramadıkları, kanun izin vermediği için, içtimai tarifli ama aslında siyasi hedefli teşkilatlar kurdular. Kurdukları teşkilatlar da kanunda tarif ve tayin edilen vakıf ve derneklerdi. Ülkedeki hukuki rejimin halka sunduğu hürriyet alanının darlığı, hem hukuk hilelerini hem de ahlaki manevraları tetikledi. Bu durum hem hukuku anlamsız ve etkisiz kıldı hem de ahlaka takiyyeyi yerleştirdi.
Türkiye’de siyasi saha “resmi ideoloji” tarafından işgal edilmiş, imtiyazlı bir sınıf oluşturulmuş, halka ise itaat etmekten başka bir tercih hakkı sunulmamıştır. Kurulacak siyasi partilerin tamamı birbirinin kopyası mahiyetinde olup, siyasi ve hukuki rejimin temelini oluşturan “Kemalizmi” tüzüklerinin baş köşesine oturttular. Siyasi parti çeşitliliği, sadece kemalizmin ve laikliğin yorum farklarından oluşan, temel düşünce teklifinde bulunamayan, siyasi ve hukuki rejime esastan muhalif olan bir mahiyet kazanamadı. Bu durum, hem siyaseti hem ahlakı hem de devletin her şeyini zehirledi. Ortaya çıkan manzara, herkesin mecburen bir gizli niyetinin olduğu, herkesin birbirinin gizli niyeti olduğundan şüphelendiği, hiç kimsenin birbirinin ne dediğine değil, ne demek istediğine veya söylemediğine dikkat kesildiği iğrenç bir resimdi. Bu sebeple sürekli olarak partiler, dernekler, vakıflar veya başka teşekküller kapatıldı. MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-28-TEŞKİLAT VE PARTİ yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-27-TEŞKİLATIN SEVK VE İDARE MAHARETİ-1-

TEŞKİLATIN SEVK VE İDARE MAHARETİ-1-
Teşkilatın sevk ve idare mahareti, idare edenlerin “idare etme özelliği”, idare edilenlerin de “idare edilebilir” olma özelliğidir. Sevk ve idare işinin sadece idarecilerle ilgili olduğu zannedilir, oysa idare edenlerin “idare etme” mahareti kadar, idare edilenlerin de “idare edilebilirlik” özelliğine bağlıdır. İdare edilebilirlik özelliği sıfır olan üyeleri, dünyanın en mahir idarecileri bile sevk ve idare edemez. Tabii ki insanların idare edilebilirlik özellikleri sıfırda değildir, az çok her insan idare edilebilirlik özelliğine sahiptir fakat unutulmamalıdır ki idare edilenlerin içinde problem çıkarmak isteyenler olduğunda, sevk ve idare etme işi fevkalade zorlaşır.
Sevk ve idare etmek bir teşkilat ve teşkilatlılık halidir, aynı şekilde idare edilebilirlik özelliği de teşkilat ve teşkilatlılık halidir. Teşkilatın ilk işi sevk ve idare maharetine sahip olanları idareci yapmaksa eğer ikinci işi de diğer üyelerini idare edilebilirlik özellikleriyle teçhiz etmektir. İdare edenlerle idare edilenlerin karşılıklı özellikleri aynı zamanda gerçekleşmezse, teşkilat kurulamamış demektir, kurulmuşsa eğer idare edilemez olmuştur. Çünkü sevk ve idare, teşkilatın ta kendisidir, bu maharete sahip olmayan kuruluş, teşkilat haline gelemez.
İdare etmek hakim olmak, idare edilmek ise mahkum olmak değildir. Hakimiyet ile mahkumiyet, idare üzerinden izah edilmez. Bu sebeple “idare edilebilirlik özelliği”, şahsiyetsizlik ifade etmez aksine yüksek bir şahsiyetin muhtevasında bulunur. MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-27-TEŞKİLATIN SEVK VE İDARE MAHARETİ-1- yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-25-TEŞKİLAT VE AHLAK

AHLAK VE TEŞKİLAT
Ahlak, cemiyet teşkilinin ruhi ve akli altyapısıdır. İnsan kalabalığı ile cemiyet arasındaki fark, kalabalıkların cemiyet çapındaki teşekkülüdür. Bu teşekküle ahlak diyoruz, bu manada ahlak, insan kalabalığını cemiyete tahvil eden veya insan kalabalığından cemiyet inşa eden kaideler manzumesidir.
Kaideler manzumesidir ama alt alta yazılan bir kaideler listesi değil. Ahlak, hayatın tüm hadise çeşitliliğini izah ve tanzim eden, sayısız insandaki tüm mizaç çeşitliliğini belli bir çerçeveye alan, hayatın merkez ve muhitini, özünü ve sınırlarını gösteren, hayatın içinde mecralar açan ve bu mecralarda akan suyu belli havzalarda toplayıp değerlendiren muhteva manzumesidir.
Ahlak, tüm cemiyetin, bir araya gelip müşterek kararlar almasına ihtiyaç duymaksızın cemiyet çapında teşkilat kuran ana fikirdir. Merkezinde iman olmak üzere oluşturduğu “muhit”te, hayatın nasıl yaşanacağını, alt ve üst sınırlarını gösteren, insanların birbirini tanımadan “bilmelerini” sağlayan, nasıl davranacaklarını birbirinden habersiz şekilde öğreten özdür. MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-25-TEŞKİLAT VE AHLAK yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-24-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-3-

Teşkilatın derinlik boyutu, mensubiyetin derinliğinden ibaret değil, aynı zamanda bünyesinin özellikleriyle de ilgilidir. Teşkilatın bünyesindeki derinlik, teşkilatlanma maharetini gösterir.
Teşkilat, tek seviyeli olarak kurulduysa, yatay teşkilat demektir. Derinliğine doğru farklı mertebeler, farklı kaideler, farklı çerçeveler oluşturan bir teşkilat, dikey boyutunu da inşa etmiştir. Teşkilatın fazla bilinmeyen ama fazla önemli olan özelliği budur.
Teşkilat, derinliğine doğru en azından iki seviyede kurulmalıdır. Tek seviyeli teşkilat büyüyemez, güçlenemez, hedefine ulaşamaz. İki seviyenin birincisi genişlik boyutudur ve zahir olan kısmıdır. İkinci seviye ise teşkilatın derinliğini gösterir.
Teşkilatların derinliğine doğru çok seviyede kurulması mümkündür, kurulurken birkaç seviyeye sahip olabildiği gibi, büyüme hızına paralel olarak seviye sayıları artırılabilir. Zaten genişliğine doğru büyüyen teşkilat, derinliğine doğru büyümüyorsa bir müddet sonra çöker. Derinlik teşkilatın köküdür, köksüz teşkilatın ayakta kalması beklenmez. MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-24-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-3- yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-22-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-1-

TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU
Teşkilatın dikey (derinlik) boyutu fevkalade mühimdir. Sayısız teşkilat derinlik boyutunda başarısız olduğu için yıkılmış ve dağılmıştır. Dikkat çekici husus ise teşkilatlarda derinlik boyutu pek bilinmez. Hayati ehemmiyette olan derinlik boyutunun bilinmemesi, konuşulmaması, tartışılmaması, üzerinde çalışılmaması, teşkilat fikri ve anlayışı imal etme çabasının bulunmamasındandır.
Teşkilat denildiğinde umumiyetle yatay boyut (genişlik boyutu) anlaşılır. Teşkilatlar yatay boyutuyla kurulur, yatay boyuttan ibaret olan teşkilatlar kalabalıklaşırlar ama güçlenemezler. Kendilerinde olduğu düşünülen güç, vehimden ibarettir. Bilenler için yatay boyuttan ibaret olan teşkilatlar, kolay yıkılan, kolay dağıtılan yapılardır. Bu sebeple de siyasi rejimler umumiyetle genişliğine (yatay boyutta) büyüyen sistem muhalifi teşkilatlara müsamahakar davranırlar çünkü istedikleri zaman dağıtma imkanları mevcuttur.
*
Teşkilatların derinlik boyutu, hem kuvvet, hem mukavemet, hem metanet kaynağıdır. Aynı zamanda derinlik boyutu teşkilatların müessiriyetini tayin eden birkaç özelliğinden biridir. MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-22-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-1- yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-19-TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ-2-

Teşkilat, maddi müeyyide olmadan kurulamaz ve idare edilemez. Maddi müeyyidenin muhafazası altına alınmamış bir teşkilatı ayakta tutmak, muhafaza etmek, hedeflerine yürümesini temin etmek neredeyse imkansız. Mutlaka maddi müeyyide desteğinde faaliyet göstermek, gerektiğinde maddi müeyyideye başvurmak şart… Aksi takdirde istismarın önüne geçme ihtimali sıfıra yakın. Maddi müeyyide şart ama bunu temin ve tatbik etmek çok ciddi problemlere kaynaklık ediyor.
Bir ülkedeki siyasi rejime temelden muhalif olan siyasi hareketlerin en büyük problemleri, o siyasi rejimin hukukuna tabi olmak ile illegaliteye kaymak arasında tercih yapma mecburiyetidir. Her iki ihtimalde birbirinden beter… Mevcut siyasi rejimin hukukuna tabi olmak, muhalefetin temelinde olan başka bir siyasi rejim talebini gölgeliyor, talep edilen siyasi rejimin hukukunu tatbik edememek, o rejimin ne kadar adil, ne kadar doğru, ne kadar güzel, ne kadar faydalı olduğunu göstermeye mani oluyor. Yani iffetli bir kadını, fahişe elbisesi içinde namuslu bir hayat yaşatmaya benziyor.
Siyasi sisteme muhalif olan hareketlerin illegaliteye kaymasının temel sebeplerinden birisi de, kendi dünya görüşlerinin hukukunu tatbik ihtiyaç ve niyetidir. Mer’i hukukun içinde kendi hukuklarını tatbik edememek, maddi müeyyideden mahrum kalmaktır, maddi müeyyideden mahrum olmak ise teşkilatlanmaya, mücadeleye, hedefe ulaşmaya manidir. Bu tür tespitler ve gerçeklikler karşısında siyasi muhalefet ve mücadeleler, illegaliteyi ihtiyaç olarak tespit ediyor ve o mecraya kayıyorlar. İllegaliteye yönelmek (özellikle bu günkü Türkiye misalinde) doğru mudur? MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-19-TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ-2- yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-18-TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ-1-

TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ
Müslümanların teşkilat meselesindeki en büyük problemi, çift hukuklu bir hayat yaşıyor olmalarıdır. Müslümanlar, hem kendi hukuklarına (Şeriat’a) bağlılar hem de mecburen mer’i hukuka (resmi hukuka) bağlılar. Kanuni teşkilatlar (resmi hukuka uygun teşkilatlar) kurmaları halinde çift hukukluluk meselesiyle karşı karşıyalar, kanundışı (illegal) teşkilat kurduklarında ise mer’i hukukun tehdidi altındadırlar. Türkiye misalinde Müslümanların teşkilat anlayışlarının gelişmemesi, büyük, derin, güçlü ve uzun soluklu teşkilat kuramamalarının temel sebeplerinden birisi budur, çift hukukluluk meselesi…
Teşkilatlanmada bir taraftan İslam Hukukunu (Şeriat’ı) tatbik etme çabası diğer taraftan mer’i hukuka uyma mecburiyeti, ciddi sıkıntılar meydana getiriyor. Kanuni teşkilatlanmalarda çift hukuka tabi olma durumu, hukuk sistemleri arasında nasıl bir tercih yapılması gerektiğini, birine riayet ederken diğerini nerede tutmak gerektiği kestirilemiyor. Özellikle de İslam Hukukunun, maddi müeyyide ile korunmadığı ve tatbik edilmediği hatırlanırsa, ortaya çıkan ihtilafların çözümünde, istismarcıların, işine gelen hukuku ileri sürme imkanı yapıyı bozuyor. İstismarcıların hassasiyet göstermeleri beklenmeyeceği için, ihtiyaç duyduğunda mer’i kanuna müracaat etmesi, çift hukuklu teşkilatların temel yapılarını dinamitliyor, dağıtıyor. MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-18-TEŞKİLATLANMADA ÇİFT HUKUK MESELESİ-1- yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-16-TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI-1-

TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI
Teşkilatı inşa eden tohum, fikirdir. Fikir, fiili dünyaya çıkarak teşkilatın bünyesini inşa eder. Teşkilatın bünyesi de yeniden tohumlar (fikirler) üretir.
Teşkilatların büyüme istidadı, önce tohumunda, sonra bünyesinde, sonra teşkilatlanma tarz ve şekillerinde ve nihayet dil ve üslubunda aranır.
Teşkilatın tohumu, fikridir. Teşkilatın temelindeki fikir, ne kadar insanı muhatap alma imkanına sahipse, teşkilatın tabii sınırı odur. Mesela doktorlara hedefleyen bir meslek kuruluşlarının en fazla büyüme istidadı, ülkedeki doktor sayısıdır. İslami teşkilatlanmalarda, belli bir anlayışı muhatap alıyorsa büyüme istidadı, o anlayış çapındadır. Mesela sadece başörtülüleri muhatap alan bir teşkilattan bahsettiğimizde büyüme istidadı o sınırda kalır, ila ahir.
*
Teşkilatın büyüme istidadına sahip olup olmamasından önce, büyüme ihtiyacı olup olmadığını tespit etmek gerekir. Bazı teşkilatlar büyümek için kurulmazlar, belli bir vazifeleri, hedefleri vardır, o vazifeyi yapabilecek büyüklük kafidir, bunları büyütmeye çalışmak yıkıcı tesir yapar. MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-16-TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI-1- yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-1-TEŞKİLATIN LÜZUMU

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-1-
TEŞKİLATIN LÜZUMU
Hayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.
Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına varolabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” uluhiyettir.
Müslümanların teşkilat anlayışı, temelde uluhiyet ile ubudiyet sınırını muhafaza etme çabalarından biridir. İnsan nefsi, yalnız başına yaşayabilme iktidarını talep eder, yalnız başına yaşayamaz ama bu arzudan vazgeçmez. Nefsteki uluhiyet arzusunun bir çeşidi olarak zuhur eder, ferdiyet talebi… İçtimai varlık olma zarureti hem insanın tabiatına yerleştirilmiştir hem de İslam’ın muhtevasına… Muhal-farz insan tabiatında münferid yaşama istidadı ve iktidarı olsaydı, İslam’ın muhtevası gereği yalnız yaşamaktan imtina etmeliydi. Ne var ki bu zaruret, hem tabiatında hem de İslam’ın muhtevasında var. Öyleyse nazari manada bir paradoks ile karşı karşıya değiliz.
Ferdi gerçeklik, kıymetlidir. Mesele ferdi gerçekliğin tenkidi değil, ölçüsüdür. Ferdi oluşlar gerçekleştirilemediğinde, cemiyet inşa edilemez. Cemiyeti ferdler inşa eder. Ferd haline gelemeyenler, cemiyet değil, kalabalık meydana getirirler. Dolayısıyla ferdi gerçeklik ile içtimai gerçeklik arasında kıvamı kamil olan bir muvazene kurulmalıdır. Biri olmadan diğerini gerçekleştirmek mümkün olmadığı için her ikisi de diğerine mecburdur. Herhangi birine yaslanarak diğerini tahfif etmek, ancak insan zekasının ifrat ile tefrit arasında dolaşan sıhhatsiz savrulmalarından zuhur eder. O durumda ortaya çıkan ise sosyalizmi ve liberalizm olur. Hayatı bu gerçekliklerden biri üzerine bina etmeye çalışan ve diğerini manasız ve kıymetsiz kabul eden her anlayış, özü itibariyle hastalıklıdır.
İçtimai gerçeklik, insan kalabalıklarının kendiliğinden oluşturduğu hercümerç değil, aksine merkezinde iman olan akıl ve zeka faaliyetlerinin organize (teşkilatlı) neticesidir. Dikkat edilmesi gereken ilk nokta, içtimai gerçekliğin, fiili bir durum olmaktan önce, kalbi ve zihni bir yöneliş olmasıdır. İnsanın zihni evreni nefs merkezliyse ve kalbi evreni de faal değilse, ferdi gerçeklik, menfaate ayarlı hale geleceği için, içtimai gerçekliği tanımaz, onu sadece menfaatlerini gerçekleştirebileceği bir havza olarak görür. İşte teşkilatın kurulmadan yıkıldığı nokta burasıdır.
Kalbi evren iman ile istikamet kazandığında teşkilatın kaynağı oluşmuştur. İman kalbi evrenden doğup zihni evrene (nefs, akıl ve zeka evrenine) oradan da fiziki (fiili) evrene doğru bir mecra oluşturduğunda, kalbi ve zihni organizasyonun altyapısı meydana gelir. Bundan sonraki safha, aklın, teşkilatın malzemelerini toplaması, oluşturması ve kullanmasıdır.
Teşkilat gibi müşahhas bir bahsin bu konularla ne ilgisi var veya bu kadar mücerred ifade etmenin pratik bir faydası yok diyenler için tespit edelim. Ferdileşmenin haddi kalbi ve zihni evrende aşıldığı için, içtimai gerçeklik ihtiyacı, basit günlük ihtiyaçlardan öteye gidemiyor. İçtimai gerçeklik, sabah kahvaltı yapabilmek için gereken malzemeleri on dakikada bakkaldan alabilmeyi mümkün kılan devasa organizasyondan ibaret değil. Tabii ki yarım saatte kahvaltı yapabilmek için sütü sağmak, peynir yapmak, fırında ekmek pişirmek vesaire gibi bir çok şeyi yalnız başına yapmanın zorluğu malum, bunun için toplum organize olmuş ve kahvaltıyı yarım saatte yapılabilir hale getirmiştir. İçtimai gerçekliği bu şekilde anlamak, içtimai havzayı, menfaatlerini gerçekleştirecek bir imkan alanı olarak görmektir ve İslam ile alakası yoktur. Müslüman şahsiyetin iç alemi içtimai gerçekliği böyle görmez.
İnsanlar fiili dünyada değil, zihni evrenlerinde yalnızlaştılar, ferdileştiler. Zihni evrenlerini organize edemeyenlerin teşkilat kurma arzu ve çabası, ferdi menfaatlerini daha fazla gerçekleştirmektir. Bu durum ve anlayış, teşkilatı değil, istismarı ve suiistimali üretir, günümüzde olduğu gibi.
*
Müslümanların teşkilat anlayışı, ruhtan başlar, kalpte istikamet kazanır, zihinde mecraya dönüşür, akılda tedbir ve malzeme fikri olur, oradan hayata ulaşır. Bu çerçeveden bakıldığında teşkilat, önce ferdi gerçeklik örülürken harcına katılır, sonra küçük içtimai birimlere dönüşerek “cemaat” halini alır, sonra büyük organizasyonlara sıçrayarak “cemiyet” (toplum) olur, daha sonra coğrafyaları çevreleyerek “milleti” inşa eder ve nihayet yeryüzündeki vahdeti gerçekleştirerek “ümmeti” teşkil eder.
Ferd, cemaat, cemiyet, millet, ümmet… Bunların tamamını gerçekleştirecek öz tabii ki imandır. Fakat imanın içtimai gerçeklik haline gelmesi, başka bir ifadeyle imanı içtimai havzada gerçekleştirebilmek teşkilat ile mümkündür. Teşkilat, imanın içtimai gerçeklik kazanmasının sanki tek manivelasıdır. İmanın toplum içinde serazat dolaşması, ona içtimai gerçeklik kazandırmaz. Yani iman, ferdi gerçeklikte kaldığı takdirde içtimai sahaya intikal etmez, orada kendini gerçekleştiremez.
Teşkilatın en küçüğü, ferdi oluşlardır. Ferdi oluşlarda teşkilat, kalbi ve zihni evrenlerde mayalanır. Teşkilatın en büyüğü ise ümmettir. Ümmet çapındaki teşkilat, dünyada sadece Müslümanların ufkunda mevcuttur. Hümanist yaklaşımla “insanlık ailesi” gibi beylik laflar edenlere bakmayın, merkezinde iman olmayan hiçbir fikri çerçeve, pratikte tüm insanlığa hitap edecek bir yapı kuramaz. Dünyanın en büyük çaplı teşkilat ufkuna sahip Müslümanların, bu konuda (teşkilat bahsinde) tökezlemeleri anlaşılır gibi değil.
Üç kişilik teşkilatı kuramayan ve devam ettiremeyen Müslümanların ümmet olmaktan bahsetmesi, gevezelikten başka bir şey değil. Ferdi oluşlarda iman ve İslam bir şekilde gerçekleştirilebilir fakat içtimai oluşlarda iman ve İslam, ancak teşkilat ile gerçekleştirilebilir. Teşkilatsız bir Müslüman, hayatın içtimai gerçekliğini reddetmiş demektir. İçtimai gerçekliği reddetmek, imanı muhafazayı neredeyse imkansız kılar. İmanın içtimai gerçeklikten tecrit etmek, tam olarak laik bir anlayıştır, Müslümanların hatırında olsun.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com