TETKİK İLİMLERİ VE “MEVZU HARİTASI”

TETKİK İLİMLERİ VE “MEVZU HARİTASI”

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Mevzu haritası, bilgi sahasının tesviyesidir. Bilgi sahalarının ilmi çerçeveye alınabilmesi, ilim dallarına tevzi edilmesi, ilim dallarının temellerinin atılması, yeni ilim dalına ihtiyaç olup olmadığının anlaşılması için hazırlık çalışmasıdır. Mevzu haritası, terkip ilimlerinin murakabesi altında tetkik ilimleri tarafından hazırlanacak bir saha taramasıdır.
Bir bilgi sahasının mevzu haritası hazırlanmadığında orada ilim binası inşa edilemez. Mevzu haritası bir manada ilim dalının mimari haritasıdır, o harita yoksa inşaatın başlatılmasında fayda yoktur. Üst üste ve yan yana dizilen malzemelerle (bilgilerle) ilim sarayı ortaya çıkmaz, olsa olsa bir gecekondu vücut bulur. Oysa bilginin ilim hali, muhteşem bir saraydır. Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA NASIL OLMALIDIR

TETKİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA NASIL OLMALIDIR

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Batıdaki ve onun kötü bir kopyası olan Türkiye’de ihtisaslaşma, ilim adamı yetiştirmek yerine cahil yetiştirmeye başladı. Bir bilim (ilim değil) dalında ihtisaslaşan bilim adamı (mesela profesör), diğer tüm bilim dallarına körleşti. İhtisas sahalarının binlerce olduğu hatırlanırsa, bir profesörün ne kadar cahil olduğu mukayeseli olarak anlaşılır.
Yüzlerce bilim dalına ilkokul talebesi kadar uzak olmak, insanı bilim adamı yapabilir ama asla ilim adamı (alim) yapmaz. İslam’ın ilim telakkisi ve alim şahsiyet terkibi ile batı bilim telakkisi ve bilim adamı kişiliği arasındaki mühim farklardan birisi budur. Peşin olarak söyleyelim ki, hiç kimse bilgi müktesebatının artmasından dolayı birçok bilim dalında tahsil imkanı olmadığından bahsetmesin. Bu itiraz, sadece ataletin ve konforun neticesidir.
* Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİNİN ALTYAPISI TETKİK İLİMLERİDİR

İLİMLERİN TASNİFİNİN ALTYAPISI TETKİK İLİMLERİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Fikirteknesi külliyatında ilimlerin tasnifi, yatay ve dikey olmak üzere iki boyutlu olarak yapılmıştır. Yatay boyut, dört ilim mecrasını tespit etmiş, dikey boyut ise üç mertebeyi esas almıştır. Yatay boyut ana ilim mecralarını göstermektedir, bu da kainattaki dört ana mevzua denk gelir; Kur’an ilimleri mecrası, Tevhid ilimleri mecrası, Beşeri ilimler mecrası, Müspet ilimler mecrası… Dikey tasnif ise; terkip ilimleri, tetkik ilimleri, tatbik ilimleri şeklindedir.
Terkip ilimleri, her ilim mecrasının zirvesinde oturan bir adet terkip ilminden ibarettir, dört ilim mecrasını temsil etmek üzere toplam da dört adettir. Fakat tetkik ilimleri, her ilim mecrasının zirvesindeki bir adet terkip ilminin altında olmak üzere çok sayıdadır. Bu sebeple ilimlerin tasnifinin teferruata doğru devam eden haritası tetkik ilimlerindedir. Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİ KEŞİF MAHARETİ VE NEVZUHUR DÜŞÜNCELER

TETKİK İLİMLERİ KEŞİF MAHARETİ VE NEVZUHUR DÜŞÜNCELER

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Keşif meselesi, özü itibariyle girift ve çetin bir mevzudur. Keşif, tombala çeker gibi meçhule uzatılacak bir elin gelişigüzel yakaladığı herhangi bir şey değildir. En azından Müslümanlar için böyle değildir, zira Müslümanlar tevhide (hakikate) iman etmişlerdir. Kainatta, sınırsız sayıda batıl olmasına karşın, bir tane hakikat vardır. Tombala veya zar atmak, bizim için keşif değil, ancak entelektüel serseriliktir.
Mutlak İlim olan Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyedeki bir mana ve hikmetin keşfi, lügat karıştırarak bir şeyler yakalamaktan ibaret değil, o şeyin kainattaki tecellisini, insandaki tezahürünü, hayattaki tatbikatını da bulmak; varlık, insan ve hayat bahislerinden mürekkep mana ve hikmet keşfini yapmaktır. Kitap ve Sünnetten, etimolojik tahlillerle keşfedildiği zannedilen hikmet, insanda aksi tesir, hayatta yanlış netice veriyor. Bunu dert etmeyenler ise entelektüel serserilik yapmaya devam ediyor. Okumaya devam et

Share Button

TERKİP İLİMLERİ YOKSA TETKİK İLİMLERİ ANLAMSIZDIR

TERKİP İLİMLERİ YOKSA TETKİK İLİMLERİ ANLAMSIZDIR

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Kalb ve aklını hakikate teslim etmiş bir ümmetin bilgi ile münasebeti, şüphesiz ki vahdet ve tevhid üzeredir. Kainat, kesret alemidir, kainata ait bilgiler de kesretten ibarettir. İmtihan da zaten hakikati itibariyle kesretten vahdet ve tevhide ulaşmaktır.
Terkip ilimleri, bilgide vahdeti, imanda tevhidi gerçekleştirmenin ilmi çerçevedeki zirvesidir. Mutlak İlim olan Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Resulullah, Lailaheillallah kelime-i tevhidinin izah ve tatbikatından ibarettir. Müntehası tevhide ulaşmayan her yol batıldır, bu sebeple İslam ilim telakkisindeki herhangi bilgi vahidi, bilgi evrenimizdeki irtibat ağıyla tevhide ulaşır. Bunun dışındaki her bilgi ve bilgi örgüsü batıldır. Okumaya devam et

Share Button

İLİM TELAKKİMİZ VE TETKİK İLİMLERİ

İLİM TELAKKİMİZ VE TETKİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Tetkik ilimleri ilim telakkimizin omurgasını oluşturur. Tetkik ilimleri İlim mecralarının dikey tasnifinde ortada yerini alır. Tetkik ilimleri, terkip ilimlerinin altyapısı görevini görür. Tetkik ilimleri tarafından elde edilen bilgiye, İslam’ın mührünü terkip ilimleri vurur. Tetkik ilimlerinin hem terkip ilimleri ile hem de tatbik ilimleri ile irtibatı vardır. Aynı zamanda tatbik ilimlerinde uygulamaya yönelik bilgi üreten keşif ve bilgi üretim merkezidir.
Tetkik ilimleri konusunu bir misal üzerinden anlatacak olursak, tespih tanelerini tetkik ilimleri sahası olarak düşünebiliriz. Tespih tanelerini üretilen bilgi olarak tasavvur ettiğimizde, bu dağınık haldeki bilginin bir mihraka yani imameye bağlayarak dağılmasını engellemeyi de, terkip ilimleri olarak düşünebiliriz. Terkip olmuş, kullanılır hale gelmiş bilgi(tespih) tatbik ilimler sahasında hayata geçirilecek duruma getirilir. Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİ VE BİLGİNİN DEVERANI

TETKİK İLİMLERİ VE BİLGİNİN DEVERANI

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Bilginin deveranı hayati bir bahistir. Bilginin hareketi deveran ile kaimdir, deveran kesildiğinde hareket durur ve bilgi ölür. Deveranı duran, durdurulan bilgi diriliğini kaybettiği için, hayata (diriliğe) nüfuz edemez, tesir edemez. Bilgi hayata nüfuz etmezse, hayat da durur, ölür. Hayat ölmemek için bilgi ihtiyacını karşılamak ister, bir bilgi evrenindeki (bilgi telakkisindeki) deveran durmuşsa, hayat bilgi ihtiyacını başka bir bilgi evreninden karşılar, zira hayat kendini kaim ve daim kılmak için fevkalade bir cehde sahiptir.
Bir içtimai bünye (cemiyet) belli bir bilgi evreninden beslenerek ayakta kalabilir. İçtimai deveranın mecralarında belli bir dünya görüşünün bilgileri akmaz hale gelirse, damarlar önce suni şekilde dışardan bilgi ithal etmeye, sonra da onu kendi bünyesinde üretmeye başlar ve kendileştirir. Değişmenin temeli burada aranmalıdır. Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİ

TETKİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Nispi ilimlerin gövdesi tetkik ilimleridir, başı terkip, ayakları ise tatbik ilimleridir. Tetkik ilimleri; terkip ilimleri marifetiyle “Mutlak İlim” ile münasebet kurar, tatbik ilimleri ile hayata nüfuz eder. Terkip ilimlerinden temel tasavvuru, yani bilgi ve ilim telakkisine dair çerçeveyi ve kuşatıcı hükümleri (ölçüleri), tatbik ilimlerinden ise uygulama neticelerini ve tecrübeyi alır, terkip ilimlerinden aldığı temel mikyaslarla (nispet ölçüleriyle) tecrübeyi harmanlar, yoğurur, tertip eder ve keşif hamlelerini mayalar. Tetkik ilimleri; dikey tasnif silsilesindeki deveranı sağlar, böylece bilgiyi dondurmaz, durdurmaz, mütemadi bir hareketliliğe kavuşturur ve canlı tutar.
* Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ

TETKİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayıs

İlimlerin tasnifini, Fikirteknesi külliyatındaki tasnifi esas alarak izah etmeye devam ediyoruz. Fikirteknesi külliyatında ilimlerin tasnif haritası, yatay ve dikey olmak üzere iki boyutlu şekilde yapılmıştır. Önce yatay sahada dört mecra tespit edilmiş, sonra her mecranın içinde üçlü meratip kabul edilmiştir. Tetkik ilimleri, dört mecranın içinde yapılan dikey tasnifin ortasında yer alır. Üstünde terkip ilimleri, altında ise tatbik ilimleri mevcuttur.
*
“İlim” dendiğinde kastedilen, öncelikle tetkik ilimleridir. Yukarıya doğru terkip ilimleri, bilginin dağılmasını önleyen, bilgi telakkisini oluşturan, bilgi ve ilim üzerinde tarassutta bulunan yüksek ilim mahiyetindedir ve bilgi üretmez. Aşağıya doğru tatbik ilimleri ise, tetkik ilimlerinin ürettiği, terkip ilimlerinin murakabe ettiği bilgileri tatbik eder. Bu sebeple ilmi keşif ve terakki tetkik ilimlerindedir.
Terkip ilimlerinin tespit ettiği istikamet ve o istikamete paralel birçok güzergah haritası, tetkik ilimlerinin keşif faaliyetlerinin yolunu gösterir. Tetkik ilimleri, doğru istikamet ve meşru güzergahlarda keşif, telif, tertip hamleleriyle terakki eder.
* Okumaya devam et

Share Button

TERKİP İLİMLERİ VE TETKİK İLİMLERİ

TERKİP İLİMLERİ VE TETKİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Türkiye’de ilimlerin tasnifi bahsi hatırlanmadığı için, maarif nizamı (eğitim-öğretim sistemi diyorlar) gelişigüzeldir ve hiçbir nizami altyapıya sahip değildir. Oysa maarif telakkisinin ve nizamının altyapısını oluşturan harita, ilimlerin tasnifidir. İlimlerin tasnifini yapmadan hangi okulu, hangi bölümü neye göre kuracağınızı ve orada neyin tahsilini yapacağınızı nasıl bilebilirsiniz?
Mevcut bilim telakkisine göre biyoloji temel (tetkik) bilim, tıp ise onun tatbik bilimidir. Bu durumda biyoloji tıbbın üstündedir, hem kıymet olarak hem de kaynak olarak… Fakat ülkedeki duruma bakıldığında, tıp bilimi biyolojiden çok daha kıymetli hale gelmiştir. Sebebi malumdur; biyoloji temel bilimlerden olduğu için doğrudan tatbik alanı yoktur, tıp ise biyolojinin tatbik bilimlerinden biridir, tatbik bilimi ise bir meslek haline gelmiş ve itibar kazanmıştır. Mesleklerin (ve tatbik bilimlerin) kaynağı temel bilimler olmasına rağmen, tatbik bilimlerin daha fazla kıymetli hale gelmesi, ülkede bilimin olmadığı, bilime itibar edilmediği manasına gelir. Bunun mühim sebeplerinden birisi hiç şüphesiz ilimlerin tasnifi yapılmadığı için temel bilimlerin tatbik bilimlerden daha “üstün” olduğuna dair bir kültür oluşmamasıdır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM MEDENİYET TASAVVURU-TERKİP VE TASAVVUR-E-KİTAP-HAKİ DEMİR

İSLAM MEDENİYET TASAVVURU-1-

-TERKİP VE TASAVVUR-

TAKDİM

Medeniyet tasavvuruna neden ihtiyacımız var? Böyle bir tasavvura sahip olmazsak ne kaybederiz veya neleri elde edemeyiz?

Medeniyet, insan faaliyetlerinin en hacimli havzasıdır. Bu sebeple “medeniyet tasavvuru” insan tefekkürünün en hacimlisidir. Tefekkürün en derin çeşidi değil ama en hacimlisidir. Derinlik bahsi mahfuz kalmak üzere, medeniyet tasavvuru, bir dünya görüşünden istihsal edilebilecek en hacimli “insani verim”dir. Bir dünya görüşünün muhteva ufkudur. Tabii ki dünya görüşlerine mensup olanların fikir ve idrak ufkudur. Dünya görüşünün muhteva ufku ile ona mensup olanların idrak ufku umumiyetle aynı olmuyor. Bu husus her dünya görüşünde böyleyse de, İslam için muhakkak böyledir. Zira İslam, birinci kaynak olarak Allah’ın beyanına (kelamına) dayanır ki, “ilahi muradı” tam olarak anlamak iddiası, akılsızlığın en çarpık tezahürüdür. Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİ-2-TERKİBİ İLİMLERE OLAN İHTİYAÇ

İLİMLERİN TASNİFİ-2- TERKİBİ İLİMLERE OLAN İHTİYAÇ
Çağın ilmi gerçeği, ihtisaslaşma cereyanı. İhtisaslaşmadan elde edilen faydalar, geçen iki asırda o kadar göz kamaştırdı ki, özellikle müspet ilimlerde ihtisaslaşma aleyhine bir şey söylemek imkansızlaştı. Tenkide karşı “fayda” gibi sağlam bir zırha bürünen ihtisaslaşma, sınırların aştı ve bilgiyi atomize hale getirdi. Küçücük alanlar bile ihtisaslaşma mevzuu haline geldi. Bilgi, ihtisas alanları arasında paylaşıldı, bu öyle bir paylaşmaydı ki, bilgi paramparça edildi. Bilgide mahfuz mana, darmadağın oldu, nereye gideceğini bilemez hale geldi ve nihayet “intihar etti”.
*
Batının hikayesi tam bir fiyaskodur. İslam tarihi ve Müslümanların hikayesi ise, tam bir hüzün kaynağı.
Batıda “terkibi” felsefe gerçekleştiriyordu. “Terkibi ilim” bahsini batı her ne kadar bilmese de, terkibi ilimleri, terkip manivelası olan felsefe temsil etmekteydi. Felsefe, batıda “her şeye” birden bakabilen, bütün ile ilgilenebilen tefekkür mecrasıydı. Hikayesi uzun, kısaca pozitif bilimler meydana çıkıp, ihtisaslaşma itibar kazanmaya, ciddi faydalar üretmeye başladığından beri felsefe yavaşladı ve yirminci asırda yok oldu. Buradaki illiyet bağı, (pozitif bilimler geliştiği için felsefe yok oldu şeklindeki illiyet zinciri) nispeten doğru ama esas doğru olan illiyet irtibatı, bunun tersi, yani felsefe krize girince piyasa pozitif bilimlere kaldı. Hangisi doğru veya hangisi ne nispette bu neticeye katkıda bulundu ayrı mesele, buradaki husus, batının hikayesi, “terkip manivelasının” (felsefenin) kaybedilmesidir. Artık, batıda, düşünceyi derleyip toplayacak, derli toplu düşünce ile insan ve hayatı izah edebilecek, çöken medeniyet ve hayatı yeninde inşa edecek “nefes” kesildi.
Müslümanlar, “terkibi”, tabii halde mümkün kılan ana mecralarını unuttular. “İslam medeniyet tasavvuru” serisinin, “üç mecra” başlığında temas etmeye çalıştığımız, tasavvuf, ilim ve tefekkür mecralarından uzaklaştılar. İslam hikmet yekununun dev üç mecrada (aslında iki mecrada) akması, terkip meselesini, inşa edilmesi gereken bir iş haline getirmiyor, aksine çözülmemesi gereken (muhafaza edilmesi gereken) bir “bütün” olarak sergiliyordu. Yani İslam, tarihi boyunca kendini hiç “dağıtmamıştı”. Dağıtmadığı için toparlanması, çözmediği için terkip edilmesi gerekmiyordu. Kendin beyan ve izhar edişi, terkibi bütünlük halindeydi. Ümmet tarih boyunca bunun dahiyane mecralarını, sütunlarını, manivelalarını, suretlerini oluşturmuşlar, tahkim etmişler ve daim kılmışlardı. Yaklaşık on iki asırdır bu minval üzere aşağı yukarı kesintisiz şekilde devam etti. Ne kadar sağlam ve sağlıklı olduğu anlaşılıyor mu?
İslam tarihindeki çözülme de uzun bir bahis, bu günün gerçeği, çözülme, dağılma, çürüme, yozlaşma halinin tam ortasında bulunduğumuzdur. İslam tüm berraklığı ile ortada olmasına karşı Müslümanların bu hale gelmesini sebebi, “anlayışlarının” dağılması, çözülmesi, çürümesi, yozlaşmasıdır.
*
Müslümanlar yeni bir çağın başındalar. Bu çağ, batının çöplüğünün her yeri işgal ettiği, tüm dünyayı kokuttuğu, insanı ve hayatı darmadağın ettiği bir çağ. Batının bir müddet önceki maddi ihtişamına bakıp da, ondan alacakları bir “kıymet” ve “hikmet” olduğu vehmine kapılmamalıdırlar. Batıdan alınabilecek olan sadece bilgidir, o da İslam irfan havuzunda yıkandıktan sonra… Alınacak bilgi de sınırlıdır ve ancak müspet ilimler alanına aittir. Müspet ilimler, “ilim maluma tabiidir” ölçüsünün cari olduğu mecradır ki hiçbir medeniyet üzerinde mülkiyet iddia edemez. Ne var ki, batıdaki pozitif bilimlerin keşfettiği ve ürettiği bilgi, “ilim maluma tabiidir” ölçüsüne riayet edilen bir bilgi çeşidi değildir. Bu sebeple, batılıların meşhur tabiriyle “objektif bilgi” mahiyetine sahip değildir. Hakikaten “ilim maluma tabiidir” ölçüsüne riayetle elde edilmiş olsa, olduğu gibi almakta bir beis olmazdı. “İlmin maluma tabii olduğu” hakikatine sahip olanlar Müslümanlardır, bu hakkın mülkiyetini tayin eden, mealen, “Allah’ım eşyanın hakikatini bana olduğu gibi göster” Hadis-i Şerifindeki (Risalet duasındaki) hakikat talebi, kaygısı, iştiyakı, mülkiyetin tapusudur. “Olduğu gibi” ifadesi, ilim ile malum (eşya) arasında tam mutabakat ve muvafakat talebi değil midir? Batı asla bu hassasiyet seviyesine yükselemedi, asla bu çapta bir iştiyak sahibi olamadı. Bu sebeple müspet ilimlerde elde ettiği “bilgi”, olması gerektiği merkezde değil, aksine genetiğinde kültürel zehirler dolaşmaktadır. Her şeye rağmen müspet ilimlerdeki bilgiler, İslam irfan havuzunda yıkanarak alınabilir. Zira bu alandaki bilgileri “akl-ı selim süzgecinden” geçirmek kolaydır. Fakat felsefi alanda ve sosyal bilimlerde üretilen bilgilere mesafeli durmak gerekir. Çünkü bunların İslam irfan havuzunda yıkanması fevkalade zordur. Yıkanmasına yıkanır ama havuzu kirletir, sonra havuzu temizlemek için bir İmam-ı Gazali gerekir.
*
Müslümanlar, bilgi üretmeyi bıraktığı dönemden günümüze kadar üretilmiş bilgilerin naklini nasıl yapacak, İslam irfan havuzunda nasıl yıkayacak, İslam’ın insan, hayat ve medeniyetini inşa etmekte nasıl kullanacak? Bu soru bir zarureti mi ifade ediyor yoksa tercihi mi? Öncelikle bu hususun vuzuha kavuşturulması gerekiyor. Batının her alanda ürettiği bilgi, hayatımızın her alanına girdiğini inkar etmek kabil değil. Hayatımızın en mahrem noktalarına kadar girdiği vaka. Meseleye bu cihetten bakıldığında, bir tercih değil, zaruretmiş gibi görünüyor. Hayatın gerçeklik altyapısı dikkate alındığında, zaruret olduğu noktasında bir tereddüt yaşamak imkansız gibi görünüyor. Birkaç asırdır bilgi üretimini inhisarında tutan batı, o kadar çok bilgi üretti ve hayatın altyapısına serdi ki, bu bilgileri kendi irfan bahçemize nakletmemek ve reddetmek yoluyla hayatı yaşama imkanımız yokmuş gibi geliyor. Ne kadar ağır bir tesir ki, duygularımızı bile esir almış durumda. Tüm müesseseleriyle birlikte çökmeye başladığı bu gün bile, mağrur duruşunun altında, “benim mührümü vurduğum bilgiyle yaşamak zorundasınız, aksi halde yaşayamazsınız, bu sebeple ben çökersem dünya çöker” der gibi dünyaya bakıyor. Ve kendini problemini dünyanın problemi haline getiriyor, “ben çökmem, eğer çökersem siz de çökersiniz, bu sebeple çökmemi isteyemez, çökmeme müsaade edemezsiniz” diyor.
Batının bu tavrı, boş bir kuruntu, ukala bir gurur, dehhameleşmiş bir nefs emniyetidir. Ürettiği bilgiye “vazgeçilmez” muamelesi yapan kendisidir, alternatifsiz olduğu vehmini üreten kendisidir, başka bir gerçekliğin imkansız olduğu düşüncesini kendisi pompalamıştır. Batının ürettiği bilgi, “sığ” ve “temelsiz” türdendir. Tasfiyesi kolay, yerine başka bilginin ikame edilmesi basittir. Göz kamaştırıcı olan çeşitli vehimleri üreten özelliği, çeşit ve sayı bakımından zengin olmasıdır. Derinlik cihetinden baş edilemeyecek bilgi değil. Kadim Mısır medeniyetinin ürettiği bilgi bile batının ürettiği bilgiden daha girift ve derindir.
Yapılması gereken öncelikle sayı ve çeşit bakımından ortaya saçılan bilgi bolluğuna karşı nefs emniyetini kaybetmemektir. Sonra, batı üretimi bilginin sığlığını görmek ve ondan daha derin bir kaynağa ulaşmaktır. İslam irfanına… İslam irfanında “terkibi ilimler” var. Mesela Kur’an ilimlerinin terkibi ilmi, tefsirdir. Tefsirde, tüm Ulum-u İslamiye mevcuttur, yani Ulum-u İslamiye’nin kaynağıdır.
*
İhtisaslaşma, sadece bilgiyi değil, insanı ve hayatı da dağıttı. Bilgiyi, insanı ve hayatı toparlayacak, bunlara “mana” kazandıracak, önlerine istikamet ve maksat koyacak, hamle ve hareket istidadını ruhlarına yerleştirecek bir çığır açılmalı. Bu çığır, İslam irfanının yeniden keşfi, terkibi ilimlerin tahsili, ihtisas ilimlerinin tatbiki ile kabil olur. Batı, ihtisas ilimlerine gömüldüğü için tarihe gömülecek, Müslümanlar ise ihtisas ilimlerini, terkibi ilimlerle zapt altına alıp cem ettikleri takdirde yeni çağı başlatacaklardır.
Batıdan nakledilecek bilgileri yıkamak için lazım olan irfan havuzunu inşa edecek olan ilimler, ihtisas ilimleri değil, terkibi ilimlerdir. Müslümanlar, batının battığı ihtisas bataklığına gömülmemelidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button