Etiket arşivi: VARLIK-YOKLUK DEVERANI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-8-MAKAM SAHİBİ Mİ HİLEKAR MI?

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-8-MAKAM SAHİBİ Mİ HİLEKAR MI?

Fethullah Gülen, “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli eserinde, tasavvuftaki makamlardan birine sahip olduğu hissini veriyor. Tevazu maskesini aralayıp da altındaki derin kibri görenler talip olduğu makamın ise “insan-ı kamil” olduğunu farkeder.

İnsan-ı Kamil, kendinin de kitapta anlattığı üzere, Risalet ve Nübüvvetten sonraki en yüksek makamdır. Talip olduğu makam, tasavvuftaki herhangi bir makam değil, zirvedir. Adamdaki hırs, sınır tanımaz bir talepkarlığı doğurmuş, o da gözünü kör etmiş…

Talepkarlığını ve iddia sahibi olduğunu gizlemek için tevazu ifadelerini kitabın sayfalarına seyrek şekilde serpiştiren Fethullah Gülen, bizim yaptığımız gibi muhtemel tenkitlerin karşısına savunma bariyerleri örmüştür. Nikah yemini ile kendisine bağlanan insanların “tevazu” olarak kabul ettikleri şu ifadeler aslında hakikatin itirafıdır.
FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-8-MAKAM SAHİBİ Mİ HİLEKAR MI? yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-16-BİRİNCİ KISIM, ON ÜÇÜNCÜ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-16-BİRİNCİ KISIM ON ÜÇÜNCÜ SORU
SORU
13-Zaman mefhumunun hakikatini arayacağımız yer, varlık-yokluk deveranı mıdır? Ruhun zaman üstü varlık olduğu da hatırlanırsa, zaman, ruhun dışında akan bir oluş amili midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Zaman meselesini anlamamız gerekiyor, her ne kadar anlaşılabilirse o kadar anlamalıyız. Zaman denen sır deposu, “idrak” faaliyetinin zirvelerindendir, fikir ve ilim adamları, zaman mefhumunu ve mevzuunu anlamadan hayatlarına nasıl devam ediyorlar? Zamanı anlamadan neyi anlamış olabiliriz ki? Zamanı anlamadan, bir şeyleri anladığı iddiası ne kadar ham ve çiğ bir tavırdır?
Zamanı anlamayan fikir adamlarının çevrelerine caka satmaları, farenin, ormanda aslan edalarıyla dolaşmasına benziyor. Neden kimse zaman meselesi üzerinde durmuyor?
*
Her şeyde bir deveran var, her şeyde bir ritim var. Mütemadiyen bir daire tamamlanıyor, aynı daireymiş gibi geliyor ama her defasında farklı bir daire tamamlanıyor. Birinin tamamlanması başka birinin başlamasıdır. Kesintisiz bir deveran, kesintisiz bir daire, kesintisiz bir ritimdir gidiyor. Tik tak… Tik tak… Bu sadece saat sesi değil, varlığın tamamında bir ritim… Bazıları sesli bazıları sessiz… “BÜYÜKLERE” SORULAR-16-BİRİNCİ KISIM, ON ÜÇÜNCÜ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-15-BİRİNCİ KISIM, ONİKİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-15-BİRİNCİ KISIM ONİKİNCİ SORU
SORU
12-Ruh, varlığın, “yokluk deminde” yaşamaya başladığında, varlık-yokluk deveranına şahit olabiliyor mu? Şahit olabiliyorsa, bu durum aynı zamanda “yaratma fiiline” de şahit olduğu manasına geliyor mu? Böyleyse “kün” emrini duyuyor mu? O irtifa “kün” emrini duyacak yükseklik midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Ruhun varlık-yokluk deveranına şahit olma hali (ihtimali), birçok meseleyi başka şekilde düşünmemizi gerektirir. Bu imkan ve istidat aynı zamanda bir çok meselenin izahıdır.
“Kün” emrinin duyulacağı irtifa o kadar engin olmasa gerek, muhtemeldir ki “kün” emri çok daha yükseklerdedir. Lakin varlığın tamamı “kün” emrinin neticesi olduğuna göre, her mertebede bir tecellisi olmalıdır. Varlık-yokluk deveranı, aşağıdan bakınca ulaşılmaz bir yükseklik gibi görünüyor, ruh, o irtifada yaratma fiilinin tecellisine şahit oluyor mu?
Aslında mesele “yaratma fiilinin” aşağılara doğru tecelli mertebeleriyle ilgili. Yaratma fiilinin anlaşılabilir veya müşahede edilebilir mertebesinin ne olduğu sorusu daha sıhhatli olsa gerek. Lakin varlık-yokluk deveranı, bir çok meselenin sır olarak gizlendiği nokta gibi görünüyor. Muhtemeldir ki yaratma fiilini anlamak veya müşahede etmek için en uygun vakıa demeti ordadır.
Varlık-yokluk deveranındaki hal ve hadiseler mecmuu, yaratma fiilinin sanki son tecelli basamağı gibidir. Sanki o basamaktan sonra varlık ortaya çıkmaktadır. Böyleyse eğer, yaratma fiilinin bize en yakın olduğu nokta orasıdır. Bunu bilsek iyi olur. “BÜYÜKLERE” SORULAR-15-BİRİNCİ KISIM, ONİKİNCİ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-14-BİRİNCİ KISIM ONBİRİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-14- BİRİNCİ KISIM ONBİRİNCİ SORU
SORU
11-Tayyi mekan, ruhun, “yokluk deminde” yaptığı seyahat midir, böyle mi mümkün oluyor? Yokluk deminde yaşamaya başlayan ruhun, “varlık deminde” tecessüm etmesi, mümkün olan işlerden midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Ruh, “yokluk deminde”, seyahat edebilmekte ve “varlık demine” istediği yerden (mekandan) girebilmekte midir? “Yokluk deminde” seyahat etmesi mümkün işlerden ise, zamansız seyahat etmektedir ki, zamansız seyahatteki hareketin “hızı” ölçülemez. Kainatın her hangi iki noktası arasında anlık bir zamanda (aslında zamansız şekilde) seyahat edebilir. Zaman dışı bir seyahatten bahsettiğimize göre, kainatın herhangi bir noktasında “varlık demine” girebilir, öyleyse aynı anda birkaç noktada görünebilir. “Yokluk deminde” yaşayabilen ruh, “varlık deminin” herhangi iki veya daha çok noktasında varlığa karışabilir, böyle midir?
Tayyi mekan bahsindeki sır, zaman ile ilgilidir. “Zamansız hareket” mümkün olan işlerdense (ki mümkün görünüyor), varlığın birçok noktasında bulunabilmek mümkün olmalıdır. Zaman dışı seyahat imkanı, zamanın içine istenildiği vakit ve noktadan girme imkanı verir. Buradaki sorulardan biri de, ruhun, kendine teslim edilmiş olan beden dışında tecessüm etme istidadı olup olmadığıdır, tecessüm edebilmekte midir?
* “BÜYÜKLERE” SORULAR-14-BİRİNCİ KISIM ONBİRİNCİ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-13-BİRİNCİ KISIM ONUNCU SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-13-BİRİNCİ KISIM ONUNCU SORU
SORU
10-Aşkın kaynağı, biz farkına varmasak da, varlığın “yokluk deminde” ruhun, Allah Azze ve Celle’ye yaklaşabilme imkanına rağmen, insanın diğer tüm unsurlarıyla, hakikati “adem” olan varlık deminde yaşıyor olması mıdır? “Yokluk deminde” mutlak varlığa ulaşma imkanı olan, bunu da her an yaşayan ruh, varlık deminde gurbete düşüyor da vuslat hasreti buradan mı çağıldıyor?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Doğru sorulamayan sorulardan biri bu… Öncelikle bir hususa dikkat çekmek gerekiyor, ruh ve nefs meselesi… İnsanda nihai kudret kaynağı ruhtur, nefs de enerjisini neticede ruhtan alır, böyle midir? Her varlıkta “vahdet” vaki ve varittir, öyleyse insanın “vahdet merkezi” ruh olmalıdır, doğru mudur? İnsan iç dünyasında vahdet arayışı, ruh dışında bir merkeze gidebilir mi, böyle bir şey nasıl olur? Ruh, insanın vahdet mimarisini inşa ediyorsa, nefs de gücünü ondan alıyor olmalıdır, bu söylenebilir mi?
İnsan iç aleminde vahdet vaki ve cari ise, vahdet merkezi ve amili ruh ise, ruh-nefs dilemması nasıl oluşuyor? Bu dilemmanın oluşması, her ikisinin farklı irtifalarda olmasından mı kaynaklanıyor? Nefs ruhun derinliğine inemiyor, onun yanına yaklaşamıyor, ruhi hamlelerin yukarıya (satha) doğru çıkması ile birlikte onlarla (yani ruhun tezahürleri ile) karşılaşıyor, dilemma da burada meydana geliyor, hakikat bu şekilde midir? “BÜYÜKLERE” SORULAR-13-BİRİNCİ KISIM ONUNCU SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-12-BİRİNCİ KISIM DOKUZUNCU SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-12-BİRİNCİ KISIM DOKUZUNCU SORU
SORU
9-Aşktaki vuslat, varlık-yokluk ritmindeki “yokluk deminde” baş başa kalmak mıdır?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Aşk meselesi zordur, o kadar ki sanki imanın zorluğuna denk… Zaten her iki meselenin kaynağı da aynı, yani ruh… Ruhun en bariz ve en mühim tezahürlerinden veya hamlelerinden ikisidir iman ve aşk…
Aynı kaynaktan çağıldaması, zaman zaman birbirine karışmasına, zaman zaman da birbirinin yerini işgal etmesine sebep oluyor. İnsanlar maşuklarını mı rab ediniyorlar yoksa rablerine mi aşık oluyorlar, çok zaman karışıyor. Çetin mesele… İman ile aşkın kudretlerinin de birbirine denk olması, mevzuu çözülmez hale getiriyor. Bir insanda aşkın, başka bir insanda imanın daha kuvvetli şekilde tezahür etmesi, aşk ve imanın farklı kuvvetlerde olduğunu göstermez, sadece o kişinin mizaç hususiyetlerinin haritasını gösterir.
Aynı kaynaktan fışkırması, aynı güce sahip olması (böyle mi gerçekten?) bu iki meselenin beraber çözülmesini ihtiyaç haline getiriyor. Ayrı ayrı mevzular olduğu düşüncesiyle birbirinden tefrik etmek ve halletmeye çalışmak, meseleyi çözmek değil aksine tamamen giriftleştirmek ve çözümsüz hale getirmektir.
*
Tasavvufun misilsiz terkiplerinden birisi de, imanın hamurunu aşkla karması, aşkın hamurunu da iman ile mayalamasıdır. Birbirinin mütemmimi haline getirdikten sonra her ikisini de aynı mercie, Allah Azze ve Celle’ye yöneltmesidir. Aşk, şirkin ana rahmidir, çünkü imanın kardeşidir. Aşkın istikameti şaştığında imanı istikametini muhafaza etmek yiğit işidir. Farlı istikametlere yönelen aşk ve iman farklı rabler edinir, şirk diye buna demiyor muyuz?
Böyle midir gerçekten? Aşk, iman kadar kuvvetli midir, ikisi farklı istikametlere yöneldiğinde şirkin şartları gerçekleşmiş, son hamle mi kalmıştır. “BÜYÜKLERE” SORULAR-12-BİRİNCİ KISIM DOKUZUNCU SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-11-BİRİNCİ KISIM SEKİZİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-11-BİRİNCİ KISIM SEKİZİNCİ SORU
SORU
8-Tasavvufta sürekli bahsi edilen “yokluk”, varlığın “yokluk anı” mıdır? “Varlıktan geçmek” ifadesinin müntehası, varlık-yokluk deveranındaki varlık safhasından çıkıp, yokluk deminde yaşamayı mı kastediyor?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Tasavvufta çok yakıcı ifadeler var, her şeyi terk etmekten bahsederken, “terki de terk et” gibi bir noktaya kadar ulaşıyor. Terk etmeyi de terk etmek, normal insanın zihni evreninde, tefekkürün de terkedilmesidir. Netice olarak, bu hal, insanın kendini terk etmesi manasına gelmez mi? Böyleyse, insanın “kendisi” ruhun dışındaki her şeyi midir? Eğer böyleyse, ruhun yalnız başına kalmasıdır ki, ancak varlık-yokluk deveranının “yokluk” deminde mümkünmüş gibidir, böyle midir?
O noktaya kadar terk edebilmek ama “kendinizden” geçip diğer “kendinizde” kalabilmek, yani şuuru kaybetmemek, “yokluk demi” dışında mümkün olabilir mi? İnsanın kendini kaybetmesi başka bir şey, “kendini” terk ederek diğer “kendine” geçmesi çok başka bir şey. Tamam da böyle midir?
*
Ruhun bedenden ayrıldığını biliyoruz, rüya veya başka hallerde bedenden ayrılıyor lakin beden ile münasebetini kesmiyor. Beden ile münasebetini kesmiş halde ayrılmasına ölüm diyoruz. Dünyadaki hayattan bahsettiğimize göre, ölüm dışı hallerle ilgileniyoruz. Öyleyse ruhun bedenden tamamen müstakil hale gelmesi, ölüm dışında, “yokluk deminde” mi gerçekleşiyor? “BÜYÜKLERE” SORULAR-11-BİRİNCİ KISIM SEKİZİNCİ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-10-BİRİNCİ KISIM YEDİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-10-BİRİNCİ KISIM YEDİNCİ SORU
SORU
7-“Yokluk deminde” bir tecelli mevcut ise, bu tecelliyi mümin ve kafir insanların hepsinin ruhu müşahede edebilir mi? Tüm ruhlar, “Alem-i Ervah”ta iman ettiği için, kafirlerin ruhunu da mümin olarak kabul etmek mümkün müdür, mümkünse onların ruhları da tecelliyi seyredebilmekte midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Ruhun kudret ve istidatlarının ne olduğu mühim mevzulardandır. Meselelerin kilitlendiği noktalardan birisi ruhtur. Ruh, Allah Azze ve Celle’nin ebedilik ihsanına nail olmuş varlıktır ve bu kıymet de insanın içine gömülmüştür. Allah Azze ve Celle ile varlık arasında bulunan, “emr aleminden” olan, diğer varlıklara benzemeyen, insanı Allah Azze ve Celle’ye ulaştırması mümkün olan tek varlık çeşididir.
Ruh meçhulün anahtarıdır ama kendisi de bir meçhuldür. “Hakkında az şey bildirilmiştir” dolayısıyla az şey bilinecektir. Hakkında az şey bilinenin ile ilgili çok şey anlaşılması mümkündür ama ruh bu kaidenin istisnasıdır. Tehlikeli olan noktalardan birisi de, hakkındaki bilginin “azlık” ölçüsünü bilmiyor olmamız.
Her şeyi kendisiyle gördüğümüz ruhu göremiyoruz, dolayısıyla bir şekilde iktisap ettiğimizi zannettiğimiz bilginin doğru olup olmadığını da anlayamıyoruz. Ruh mevzuu, “müphem saha” meselesinin ilk sıralarında yer alıyor. Kesin olarak söylenebilecek hususlar sadece beyan edilenlerdir ve onların da hakikatini anlayana aşk olsun. “BÜYÜKLERE” SORULAR-10-BİRİNCİ KISIM YEDİNCİ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-9-BİRİNCİ KISIM ALTINCI SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-9-BİRİNCİ KISIM ALTINCI SORU
SORU
6-Varlığın yokluk deminde, Allah Azze ve Celle’den başka bir varlık kalmadığına göre, isim ve sıfatlarının tecellisi mi yoksa zatının tecellisi mi mevcuttur, yoksa hiçbir tecelliden bahsetmeyeceğimiz bir hali mi konuşuyoruz?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Bu soru, varlık-yokluk deveranında ruhun varlığını devam ettirmesi halinde kıymet ve lüzum kazanır. Ruhun varlığı kesintisiz ise ve “yokluk deminde” varolmaya devam ediyorsa, tecelliyi müşahede edebilme imkanı var mıdır? Ruh tecelliyi müşahede edebiliyorsa, sadece Allah Azze ve Celle’nin isim ve sıfatlarının tecellisini mi müşahede edebilir yoksa zatının tecellisini de müşahede edebilir mi? Ruh, tabiatı gereği Allah’ın zatının tecellisini müşahede etme imkan ve istidadına (bu hal hangi şartlarda mümkün olursa olsun) malik midir? Ruh, zat tecellisini de müşahede edebilme istidadında ise, varlık-yokluk deveranının “yokluk demindeki” tecelli, zat tecellisi midir? Varlık yekunu, Allah Azze ve Celle’nin isim ve sıfatlarının tecellisi değil midir, böyleyse, “yokluk deminde” isim ve sıfatları tecelli etmediği için mi varlık yaratılmıyor ve varolamıyor? “Yokluk demi”, isim ve sıfatlarının tecellisinin kesilme anı ise, “yokluk deminde” zatı mı tecelli ediyor?
“Yokluk deminde” isim ve sıfatların tecellisi kesiliyor, zatının tecellisi başlıyorsa (veya zaten devam eden tecelliler içinde sadece bu tecelli kalıyorsa), ruh, “zat tecellisini” müşahede edebiliyor mu? Bu ihtimalde, ruh Allah Azze ve Celle ile başbaşa kalmıyor da, tecellileriyle mi muhatap oluyor? “BÜYÜKLERE” SORULAR-9-BİRİNCİ KISIM ALTINCI SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-8-BİRİNCİ KISIM BEŞİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-8-BİRİNCİ KISIM BEŞİNCİ SORU
SORU
5-Varlık her an yeniden yaratılmaktadır, bu sebeple bir an var, bir an yoktur. Varlık-yokluk deveranının (ritminin) hızı yüksek olduğu ve gözümüz de bedeni (maddi) göz olduğu için varlığı daimi zannediyor, sadece varlığı görüyor, yokluğu farketmiyor, hissetmiyoruz. Ruhun ebediliği, varlığın her an yeniden yaratılma kaidesinin istisnası ise, ruh, yokluğu farkediyor olmalı. Böyleyse, nefis terbiyesinin müntehasına ulaşıldığında, ruh (kalp) gözü açılıyor, ruh vasıtasız görmeye başlıyor. Bu noktada ruh yokluğu yaşamaya başladığında, Allah ile halvet olma imkanı mı buluyor? Yokluk görülemeyeceği için, “yokluk deminde” Mutlak Varlık olan Allah’ı mı görüyor? Yani, varlığın yokluk deminde, Allah ile ruh baş başa mı kalıyor, böyle bir imkan mı buluyor? Yokluk deminde Allah ile ruh arasındaki mesafe sıfıra mı iniyor? Nasıl oluyor?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Bu soru, önceki sorunun cevabının, “ruh kesintisiz varlıktır, varlık-yokluk deveranının dışındadır” şeklinde cevaplanması halinde geçerlidir. Ruh kesintisiz varlık değilse, varlık-yokluk deveranına dahil ise, yokluk deminde Allah Azze ve Celle’den başka hiçbir şeyden bahsetmiyoruzdur. Bu durumda soru tüm altyapısını kaybediyor.
Ruh kesintisiz varlık ise… “BÜYÜKLERE” SORULAR-8-BİRİNCİ KISIM BEŞİNCİ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-7-BİRİNCİ KISIM DÖRDÜNCÜ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-7-BİRİNCİ KISIM DÖRDÜNCÜ SORU
SORU
4-Her şey yaratılmıştır, başı olanın sonu da vardır. Ruh bunun istisnası mıdır? Başı olan (yaratılan) ama sonu olmayan, sonsuza kadar varolmaya ve yaşamaya devam edecek tek varlık mıdır? Böyleyse, varlığı kesintisiz midir? Varlığın her an yeniden yaratılması hakikati ruh için de cari midir, yoksa ruh kesintisiz olarak varolmaya devam mı etmektedir? Varlığın her an yeniden yaratılması hakikati izah edilirken “küllü şeyin” ifadesi, ruha şamil değil midir, değilse o ifadenin dışında bulunmasının (istisna olmasının) delili ve hikmeti nedir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Her şeyin yaratılmış olması, tevhid düsturudur, yaratılmamış halde, dolayısıyla ezeli olarak varolma iktidarına malik bir varlık kabulü, başka bir ilahın daha (haşa) olduğuna inanmaktır. Tüm varlığın kaynağı, Allah Azze ve Celle’nin “yaratma iradesidir”. O iradeye muhatap olmamak, varolamamaktır.
Ruhun baki olduğu biliniyor, baki olmasından dolayı (baki olmasını mümkün kılan tabiatından dolayı) alemler arasında seyahat eden varlık olmalıdır. Ölmüyor, ölüm dediğimiz hadise ruhun bedenden ayrılmasıdır, yani ölen bedendir. Ruh, bu dünyaya gelmeden başka bir alemde, bedenden ayrıldıktan sonra da başka bir alemde yaşamaya devam ediyor, nihayet ahirette sonsuza kadar yaşamaya devam edecek.
Bu şekilde biliyoruz, buraya kadar naklettiklerimiz tamamen doğru mudur? Temelde doğrudur da bazı noktalarda yanlışlığı veya eksiği mi var? “BÜYÜKLERE” SORULAR-7-BİRİNCİ KISIM DÖRDÜNCÜ SORU yazısına devam et

“BÜYÜKLERE” SORULAR-3-BİRİNCİ KISIM SORULARI

“BÜYÜKLERE” SORULAR-3-BİRİNCİ KISIM SORULARI
Birinci kısım sorularını toplu olarak veriyoruz, bu soruların her birini ayrı birer yazı konusu olarak ele alıp, izahını yapacağız.

1-Allah, insanlığı yarattığından bu yana, kendisine iman edilmesini talep ve emretmiştir. Fakat kendisini hiçbir zaman, hiçbir insana göstermemiştir. Bu sebeple, “gaibe iman” edilmesi, talep ve teklif edilmiştir ve bu hususiyet imanın merkezi mevzuu olmuştur. Bununla beraber, kadimden beri akıl, “var mı, yok mu” sorusuna cevap aramıştır. Bu soru aslında insanlığın tek sorusudur ve diğer tüm sorular bunun tafsilatından ibarettir.
Sidretül-Müntehanın ötesine davet edip, huzuruna aldığı Habibi için iman, artık “maluma iman” haline gelmiş olmalı değil mi? Ve huzuruna aldığı Habibi’ne zımnen şunu mu söylemiş oluyor; “Habibim, kullarıma, beni görmeden inanmalarını (gaibe iman etmelerini) emrettim lakin sen gör, bil ve şahitlik et ki, ben varım”.

2-Miraç, ruhen ve bedenen vakidir. Bedenin (yani maddenin) Allah’a o kadar yakın olması muhaldir, galiba “Sünnetullah”ın tüm kaidelerine mugayirdir, Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bedeninin dahi Allah Azze ve Celle’ye o kadar yakın olmasının “ihsan” dışında bir izahı var mıdır? Bunu mümkün kılan bir “Sünnetullah” kaidesi ve tecellisi mevcut mudur, mevcut ise başka şahıslar veya varlıklar veya hadiseler için de cari midir?

3-Fahri Kainat Aleyyisselatü Vesselam Efendimizin ruhunun, Allah Azze ve Celle’ye o kadar yakın olması, ilk yaratılan ruh (nur) olmasındaki “yakınlıktan” mı kaynaklanıyor? İlk yaratılan nur (ruh) olması, başka hiçbir şey yokken ikisinin varlığına delalet ediyor, dolayısıyla bu hal izahsız bir “yakınlık” ifade ediyor, böyleyse, o ruhun (nurun) Allah Azze ve Celle’ye miraçtaki kadar yakın olması, tabiatı gereği mümkün olan işlerden midir? “BÜYÜKLERE” SORULAR-3-BİRİNCİ KISIM SORULARI yazısına devam et