İSLAMCILIK MESELESİ-14-NECİP FAZIL

İSLAMCILIK MESELESİ-14-NECİP FAZIL
Yirminci asrın Türkiye’sinde İslamcılık meselesini Necip Fazıl’dan bağımsız tartışmak anlaşılabilir bir durum değil. Mesele tabii ki sadece Necip Fazıl değil fakat Necip Fazıl hususiyetle mühim. Necip Fazıl’sız İslamcılık tartışmasının hangi noktalardan eksik kaldığına bakalım.
Necip Fazıl ile ilgili en dikkat çekici teşhisi, Haki Demir yapmıştır. Ona göre Necip Fazıl, “İslam tefekkür mecrasını” açan adamdır. Ona göre İslam tefekkür mecrası, üç ana mecradan biridir, “İlim mecrası”, “tasavvuf mecrası” ve “tefekkür mecrası”…
İslam tarihine bakıldığında, “İslami Tefekkürün” olmadığını söylemek tabii ki mümkün değil, İslami tefekkür alanında dev isimler mevcut. Fakat bir alanda büyük şahsiyetlerin yetişmesi başka bir şey, o alanda sürekli bir akışı gerçekleştirecek bir mecra açmak başka bir şey… İlim ve tasavvuf mecralarındaki “silsile anlayış ve geleneği”, bu havzaları mecra haline getirmiş, sürekli akışı mümkün kılmış, mecra yüksek debiyle akmayı sürdürmüştür. Fakat İslami tefekkür alanında “silsile” gerçekleşmemiş, gelenek haline gelememiş, bu sahada yetişen dev isimler de kendi zamanlarının “büyük adaları” halinde kalmıştır. Bunun en mühim sebeplerinden biri, tefekkür alanının, diğer iki havza ile irtibatlı olmak şartıyla muhtariyetini ilan edecek hale getirilememesidir. İslami tefekkür, eserlerini vermiş fakat muhtariyetini ilan edecek bir çerçeve, mecra, kaynak, nispet oluşturamamıştır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-3-HAYRETTİN KARAMAN VE GANNUŞİ

İSLAMCILIK MESELESİ-3-HAYRETTİN KARAMAN VE GANNUŞİ
Hayrettin Karaman’ın İslam dünyasında (özel olarak Arap baharı ekseninde) meydana gelen gelişmelerle ilgilenmesi güzel. Oralardaki gelişmelerin İslami perspektiften değerlendirilmesi, hususiyetle de İslami dünya görüşünün tatbiki noktasındaki çabası takdire değer. İslami dünya görüşünün nazari çerçevesini oluşturma mecburiyeti, pratik gelişmelere ilgisiz kalmayı gerektirmez, devrim sürecinde belli merhaleleri aşmış, iktidarı şeklen de olsa ele geçirmiş ülkelerdeki İslami hareketlerin doğrudan muhatap olduğu İSLAM’IN TATBİKATI” meselesi dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Medyada bu hususa alaka gösteren tek kalemin Karaman olması dikkat çekicidir.
Karaman, 29.07.2012 tarihli, “Gannuşi’yi Doğru Anlamak” başlıklı yazısında, Tunus pratiğini tetkik etmeye Gannuşi’nin fikirlerini değerlendirerek devam ediyor. Gannuşi’nin fikirlerini Londra’da çıkan bir dergideki (El-Mecelle Dergisi) mülakatından takip ediyor. Öncelikle bu husustaki bir eksikliği tespit edelim. Arap-İslam coğrafyasındaki gelişmeleri hala batıdaki yayın organlarından takip ediyor olmamız tam bir felaket. Bu hadise Karaman ile ilgili değil, Türkiye ve Türkiye’deki Müslümanlar ile ilgili bir zafiyet. Müslümanların çıkardığı yayın organlarının (gazete, dergi vesaire) Washington, Londra gibi batılı merkezlerde muhabir veya temsilciliklerinin olduğu fakat Kahire, Şam, Cakarta vesaire gibi İslam ülkelerinin önemlilerinin merkezlerinde muhabir ve temsilciliklerinin olmaması çok vahim. Biz de mecburen İslam dünyasındaki gelişmeleri batılı yayın organlarından takip ediyoruz. Hayrettin Karaman’ın Arapçayı bildiği malum olduğuna göre, Gannuşi’nin açıklamalarını en azından internet üzerinden Arapça kaynaklardan neden takip etmediği sorusu ise önemli. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN

İSLAMCILIK MESELESİ-2-VASITA SİSTEM VE HAYRETTİN KARAMAN
Hayrettin Karaman, Yenişafak’taki köşesinde 27.07.2012 tarihli “Arap baharında İslam’a yolculuk” başlıklı yazısında, bir taraftan Arap baharındaki gelişmeler merkezinde İslam’ın tatbik bahsindeki karşılıklarını inceliyor bir taraftan da İslam’ın günümüzdeki tatbikatının nasıl olacağına dair “nazari tespitler” yapmaya çalışıyor.
Karaman, Arap halklarının isyanının, batı projeksiyonu olmadığı kanaatini ifade ederken doğru bir tespit yapıyor. Gerçekten yıllardır diktatoryal rejimlerde zulüm altında yaşayan halkların, bir gün mutlaka isyan edeceği gerçeği, insan tabiatının zaruri neticelerindendi. O gün tabii ki bu gündür. İsyanların, devrimlerin, yeni hükümet teşkillerinin, “doğrudan İslami ruhu” taşımadığı istikametindeki görüntüler ve gelişmeler karşısında bazı Müslümanların “tereddütlü”, “şüpheli” ve hatta doğrudan batı projeksiyonu olduğu düşünceleri, idrak sığlığından kaynaklanıyor.
Hayrettin Karaman, bu süreci teşhis ederken, tabii ve tedrici gelişme seyrine işaret ediyor ki, haklıdır. “Heyecanlı ve hesapsız bazı müslümanlar, farklı kesimlerin yaşadığı bu ülkelerdeki reformları, İslam’a uygunluk yönünden değerlendiriyor ve olumsuz sonuçlara varıyorlar. Bunlara katılmıyorum. Normal bir sosyal değişim bir adımda olmaz. Farklı iradelerin çatıştığı bir toplumda bir grup her istediğini başkalarına dayatamaz. Adım adım mükemmele gitmeyi amaçlayanlar, hem ülke hem de dünya şartlarını göz önünde tutmak durumundadırlar.” Haklıdır fakat “nasıl” olacağına dair bir şey söylememekle, İslam coğrafyasındaki umumi eksiklik ve zafiyete kendi de duçar olmaktadır. “Adım adım mükemmele gitme” çabası, zaruri bir tespit olarak doğru fakat “nasıl” olacağı hususunda bir teklifte bulunmamakla eksik… Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK MESELESİ-1-GİRİŞ

İSLAMCILIK MESELESİ-1-GİRİŞ
Son İslam (Osmanlı) medeniyetinin yıkılmasıyla birlikte İslam’ın dünya görüşü arayışı başladı. Osmanlının son dönemlerinde başlayan bu arayış, Osmanlının “nasıl kurtulacağı” sorusu ekseninde dolaştığı için, konjonktürel aksaklıklara sahipti. Cumhuriyet ile birlikte mesele yeniden ele alınırken, topyekun bir dünya görüşü arayışı haline geldi, gelmeye çalıştı. Cumhuriyet döneminde, siyasi rejimin dini “vicdanlara” hapsetme operasyonunun ağır etkisiyle topalladığı ayrı bir vaka olarak karşımıza çıktı.
Osmanlı-İslam medeniyeti yıkılırken, öncesinde ve sonrasında ağır bir kültürel yozlaşma yaşandı. İslam, enkaz halindeki medeniyetin, sosyal ve siyasal tortuları ile zapt altına alınmıştı. Fikir ve ilim adamlarının Cumhuriyet döneminde sebepli-sebepsiz katledilmeleri ile birlikte İslami alametler, halkın, Osmanlı medeniyet enkazından devraldığı tortularla temsil edilme noktasına gelmişti. On dört asırlık tarihinde İslam, hiç bu kadar seviyesiz bir idrak dönemi yaşamamış, bu kadar tortulaşmamış, bu kadar halkın geleneğine teslim olmamıştı.
Cumhuriyetin ilk zamanlarında elde kalan bir avuç fikir ve ilim adamı, bazen konjonktürel ihtiyaçlar içinde kıvranmış bazen zamanüstü (tüm zamanlara şamil) İslami dünya görüşü arayışını devam ettirmiş, her durumda da Müslümanları mevcut baskıcı, zalim, diktatoryal siyasi rejimin kıyıcı etkisinden kurtarmak telaşına düşmüşlerdi. Yaptıkları doğruydu, içinde yaşadıkları dönem o kadar lanetli bir zaman dilimiydi ki, üç-beş Müslümanın imanını kurtarmak bile “büyük iş” cümlesindendi. O cehennemi konjonktürde yaptıklarıyla hatırlanmaları gerekir, yapmadıklarıyla tenkit edilmeleri değil. Okumaya devam et

Share Button

YENİ BİR YAZI SERİSİ-İSLAMCILIK-

Son günlerde gündemi işgal eden, bundan sonra da yoğun şekilde işgal etmesi beklenen, en azından gündemde tutulması mecburiyet olan İSLAMCILIK bahsi, üzerinde çalışmamız gereken hayati bir mesele. Gazete köşelerinde tartışılmaya başlanan, birtakım açmazları olduğu iddia edilen, tatmin edici teşhislerin, tahlillerin, tenkitlerin ve tekliflerin olmadığını görmek hüzün verici. Türkiye’de İslamcı kadroların iktidar olduğu, Arap baharı eksenindeki gelişmelerin de aynı noktaya gelmeye başladığı günümüzde, İSLAMCILIK bahsi ciddi tefekkür konularından biri olmalı.

İslamcılık bahsi etrafındaki çalışmamız (yazı serimiz) bir taraftan nazari çerçevenin üretilmesi ile ilgili olacak diğer taraftan Türkiye’de ve Arap dünyasındaki gelişmeleri takip edecek bir taraftan da Müslüman fikir ve ilim adamlarının konuya yaklaşımını tahlil edecek şekilde düşünüldü. Bu sebeple, muhtemeln uzun bir yazı serisi olacaktır.

Share Button

İNŞA VE MUHAFAZA-14-

İNŞA VE MUHAFAZA-14-
*Tatbik sistemi
Tefekkür bahisleri nihai tecrit noktasında üç ana başlıkta toplanır. Varlık, İnsan, Hayat… İslam bu üç temel başlığın üstünde ve merkezinde, Yaratıcı Kudretin, Allah’ın varlığını kabul eder. Varlığın veya hayatın neresinden başlanırsa başlansın, terkip ve tecrit faaliyeti, bu üç başlıktan birine ulaşır. Üç başlık ise nihayetinde Allah’a varır.
Bu üç ana konunun tezatsız izahına dünya görüşü diyoruz. İslam’ı, varlık, insan ve hayata tatbik edebilmek için ihtiyaç duyduğumuz sisteme ise “tatbik sistemi” ismini veriyoruz. İslam’ın dünya görüşü inşa edilmediğinde İslam, parça parça anlaşılmaya çalışılıyor ki bu, vahim bir durum. Tatbik sistem inşa edilmeden uygulama teşebbüsünde bulunmak ise İslam’ın arzu etmediği neticeleri tevlit ediyor.
*
Tatbik sistem, vasıta sistemden sonra gelir. Tatbik sisteme ulaşmak, İslam’ın tamamını tatbik edebilecek kudret ve imkana sahip olmaktır. Bu safhada, parça tatbikatlar değil, tam tatbikat mevcuttur. İslam’a yol açmak değil, İslam’ı “gerçek” kılmak zamanıdır. Okumaya devam et

Share Button

İNŞAVE MUHAFAZA-12-

İNŞA VE MUHAFAZA-12-

Vasıta sistem, bir cihetten bakıldığında da, başka sistemler içinden İslam’a yol aramak ve açmak meselesine karşılık gelir. Yukarıdaki misalden hareketle, para trafiğini yönetecek bir müessese inşa ve tatbik etmek, mevcut siyasi ve iktisadi rejim içinde yapılabilmelidir. Ki, bu yolla hayat yavaş yavaş (ve tabi ki mümkün olduğu kadar hızlı) İslam’a doğru taşınabilsin ve nihai hedefe doğru yaklaşılsın.
İslam’ı mevcut şartlarda (başka siyaset ve kültür iklimlerinde) tatbik edememek, tüm tatbikatlarını ortadan kaldırmayı gerektirmez. Tatbikat için ideal şartları beklemek, o şartların hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini gösterir. İdeal şartları gerçekleştirmek için mücadele etmenin en mühim yolu, vasıta sistem marifetiyle, mevcut şartlar ile ideal şartlar arasındaki uçurumu kapatmaktır. Okumaya devam et

Share Button