Etiket arşivi: ZİHİN

ZİHNİ KİLİTLENMEYİ ÇÖZME

ZİHNİ KİLİTLENMEYİ ÇÖZME

(NOT: Bu yazı, “Reşit Akıl” isimli eserimzden nakledilmiştir)

Zihni kilitlenme hayat alanlarından birinin aşırı güçlenmesiyle meydana gelir. Güçlenen alan hayat alanı içinde bir girdap oluşturur ve hayatı ve hayat alanlarını kendine doğru çeker ve emer.
Hayat alanlarının dış cephesi ve iç cephesi vardır. Hayat alanı sadece dış dünyada varolan bir hayat çerçevesi değildir.
Dış dünyanın kendini kabul ettirişindeki tazyik ile beraber iç dünyanın imkanlarının buluşması neticesinde hayat alanı çerçevesi ortaya çıkar ki, dış dünyadaki hayat alanlarının her birine karşılık insan iç dünyasında bir yansıma meydana gelecektir. Bu anlamda hayat alanlarından birinin güçlenmesi sadece dış dünyada görünen hayat alanlarından birinin güçlenmesi olarak anlaşılmamalı aynı zamanda iç dünyada meydana gelen hayat alanlarından birinin de güçlenebileceği farkedilmelidir.
Hayat alanlarından birinin aşırı güçlenmesi, dış dünyadaki imkanlara paralel olarak dış dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi iç dünyadaki imkanlara paralel olarak iç dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi şeklinde de ortaya çıkabilir.
ZİHNİ KİLİTLENMEYİ ÇÖZME yazısına devam et

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-3-DEĞİŞİM KARŞISINDA İNSAN ZİHNİ-2-

Akıl herhangi bir konuda fikir üretir veya ürettiğini zanneder veya bir düşünce havzasından (cemaat, gurup ila ahir) ödünç alırsa, orada sabit zihni alanlar üretmeye başlar. Zihni evrenin giriftliği meseleyi sadece akli sınırlar içinde tutmaz, nefsi, duyguları da karıştırırsa, sağlam zihni sabitler (fikr-i sabitler) oluşmaya başlar.
Akıl, çok zaman istikrar ile inadı, istikamet ile yobazlığı, iman ile idraki birbirine karıştırır. Bunları birbirinden tefrik edebilen, aralarındaki farklılıkları ve münasebetleri anlayan akl-ı selimdir. Aynı düşünceleri ve davranışları tekrarlamayı istikrar zanneden akıl, şartların değişmesiyle düşünce ve davranışların değişmesi gerektiğini anlamamakta ısrarcı davranabilir.
Müslüman şahsiyetin zihni evreninde, şartlardan bağımsız olarak sabit alanlar olduğu malumdur, bunların merkezinde iman, çevresinde ise her şeyi sabitlenmiş emirler mevcuttur. Sübutu mutlak olan ibadetler ve benzeri emir ve yasakların zihni evrenimizde oluşturduğu sabit alanlar, her şeyin sabit olduğu, olabileceği gibi bazı zanlara savrulmamıza sebep oluyor. Dünya güç dengelerinin değişmesi, hayatta bazı araçların kıymetinin ve tesirinin azalması veya artması gibi aslında iman ve İslam ile ilgisi olmayan meselelerde de sabit zihni alan uygulamasına savrulanlar var. Sabit zihni alan tatbikatı bazı zihni itiyatlar edinmemize sebep oluyor, bu tefekkür itiyatları ile hayatın tamamına bakmak, pratikteki gelişmeleri o itiyatlarla değerlendirmek gibi bir yanlışa düşebiliyoruz. Mubahlar alanındaki meseleleri, emirler (farzlar) ve yasaklar (haramlar) alanına taşıyor, onların seviyesinde ve katiyetinde ölçülere tabi tutuyoruz. Bu durum hem İslam’ı hem insanı hem de hayatı anlamadığımızı gösteriyor. Dışımızda koca bir dünya var, her dakika milyarlarca hadise cereyan ediyor ama biz bütün bunlara sabit zihni alanlarla bakıyoruz. Sürekli değişen dünyayı, değişmeyen fikri sabitlerimizle takip ediyor, dolayısıyla gerçekliği kaçırıyor, sanal gerçeklikler oluşturuyoruz. DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-3-DEĞİŞİM KARŞISINDA İNSAN ZİHNİ-2- yazısına devam et

ZEKA ŞAHSİYET HAYAT

İNSAN ZİHNİDünyadaki zeka ile ilgili literatür, tanımlama problemini dahi aşamamış haldedir. Zeka ile ilgili eski ve yeni anlayışlar çerçevesinde yürütülen tartışmalar her ikisinin de yanlış olduğu için neticeye varma imkanı bulunmamaktadır.

Zekanın akıl ile karıştırıldığı ve daha ileri seviyede ise istidatlarla karıştırıldığı her nasılsa anlaşılmamaktadır. İstidat alanları “çoklu zeka alanları” teorisiyle işgal edilmiş ve zekanın alanına taşınmıştır.

Aklın bazı fonksiyonlarının zeka özelliği olarak kabul edilmesinden dolayı zeka ile ilgili zengin bir literatür oluşmasına rağmen akıl ile ilgili nerdeyse sıfır literatür noktasında kalan bilim dünyası, vahim bir hatanın içinde debelenmektedir. Hayatın büyük bir kısmını akılla yaşayan insanlara akıl ile ilgili bir literatür sunamamak “akıllı insan” tarifinin dahi altyapısını oluşturmaya fırsat vermemiştir. Oysa “zeki insan” nitelemesinin, “akıllı insan” nitelemesiyle beraber kullanılabileceği ve biri olmadan diğerinin bir manasının bulunmayacağı bilinmeliydi. ZEKA ŞAHSİYET HAYAT yazısına devam et

İNSAN ZİHNİNİN ANA HARİTASI

insanzihniİnsan birçok bilinenine rağmen hala çok bilinmeyenli bir denklemler toplamı olarak tüm giriftliğini muhafaza etmeye devam etmektedir. Birçok denklemin bulunması, her denklemin kendi başına bir çözümünün olduğu anlamına gelmemektedir. Aslında zorluk bu noktada başlar. Bir çok denklem, tek denklemin birer unsuru olarak karşımızda durmakta ve toplam denklem çözülemediği takdirde hiçbirinin ayrı ayrı çözüm imkanı bulunamamaktadır.

İnsanı anlamaktaki temel problemlerden birinin ve belki de birincisinin insanda yeri belirlenmiş bir “sabit” arayışının netice vermemiş olmasındandır. Eğer merkez olabilecek bir sabit bulunmuş olsaydı insan ile ilgilenen bilimler büyük bir iş başarmış ve insanı anlama ve anlatmada en büyük adımı atmış olacaklardı. İNSAN ZİHNİNİN ANA HARİTASI yazısına devam et

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-27-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-26-NEFS(BENLİK) SAFHASI-15-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye bahsinin ikinci konusu, hassasiyet inşasıdır.
Aslında o çağda çocuğun zihni evreninde hassasiyet inşa etmek mümkün değil, yapılması gereken iş “hissiyat” inşasıdır. Fakat hissiyat inşasının nihai menzili “hassasiyet” inşası olduğu için, hissiyat inşasını bu menzile uygun şekilde gerçekleştirmek gerekir. Hassasiyet, aklın da teşekkül ettiği bir zihni evrende gerçekleştirilebilir, bu safhanın başlangıcında akıl teşekkülünü tamamlamadığı için, hassasiyet neticesine ulaşacak süreci, hissiyat ile başlatmalıyız
Hissiyat, bilginin duygu ile harmanlanmasıdır, yalnız başına bilgi hissiyatı oluşturmayacağı gibi yalnız başına duygu da hissiyatı oluşturamaz. Kelimenin lügat manasından hareketle, sadece duygu malzemesiyle oluşturulabileceği zannı yanıltıcıdır. Hissiyat, ya bilginin duygu ile yoğrulması neticesinde veya duygunun bilgiyle yoğrulması neticesinde elde edilir. Bazı durumlarda birinci sıradaki gerçeklikten faydalanılır, bazı durumlarda ise ikinci sıradakinden… TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-27-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-26-NEFS(BENLİK) SAFHASI-15- yazısına devam et

AKL-I SELİM İLE AKLIN FARKLARI-E-KİTAP-HAKİ DEMİR

TAKDİM
İslam irfanı, insan, hayat ve medeniyeti üç esas üzerine bina eder. Kalb-i Selim, Akl-ı Selim, Zevk-i Selim…
Müslüman şahsiyeti, kalb-i selim, akl-ı selim ve zevk-i selimin mütekamil terkip kıvamında meydana gelir. Kalp insandaki her şeyin kaynağı olan vahadır çünkü ruhun aranılacağı yer orasıdır. Ruhun meskun mahallini temiz tutmamak, insandaki tüm inşa faaliyetlerini akamete uğratır. Akıl, insanın tefekkür, karar ve tatbik merkezidir ki onun selamete kavuşamamış olması, nefse teslim olması manasına gelir. Duygu insandaki en güçlü enfüsi akıştır ki, kaynağı ta ruhta (ve kalpte) olduğu için önüne geçilmez bir seldir. Eğer sıhhatli bir mecra inşa edilemez, akış istikameti ve üslubu tayin edilemezse, zevk-i selim meydana gelmez. Zevk-i Selim, kalbin (ruhun) zevk almasıdır, nefsin değil… İnsanda imandan sonraki en büyük inkılâp, nefsin arzularından değil, ruhun arzularından zevk alabilir hale gelmektir.
İslam insanda bu üç hedefi gerçekleştirmek ister. Fakat bunların bir insanda, mütekamil kıvamda terkip olması enderdir. Bu üç hedef, Müslüman şahsiyetinin ufkudur. Hem üçünün bir arada gerçekleşmesi ufuktur hem de her birinin gerçekleşmesi…
Üçünün bir insanda gerçekleşmesi, o insanın mürşit olduğuna delalettir. Sadece Kalb-i Selimin bir insanda gerçekleşmesi o insanın velayetine kafi delildir. Lakin velayet tabii olarak Zevk-i Selimi de ilzam eder. Zevk-i Selim ile Akl-ı Selim bir insanda gerçekleşirse, o kişi alim olur. Sadece Akl-ı Selimin bir insanda gerçekleşmesi, o kişinin akil (mütefekkir) olduğuna işarettir. Galiba tüm bunlar böyledir ama en doğrusunu Allah bilir.
Kalb-i Selim, imanın, istikamette sübuta ermesi, Akl-ı Selim, aklın, güzergahı tayinde isabet kaydetmesi, Zevk-i Selim ise hayatın hakikati olan “ruhi hayatın” galip gelmesidir. AKL-I SELİM İLE AKLIN FARKLARI-E-KİTAP-HAKİ DEMİR yazısına devam et