TEKKE, KALBİ-RUHİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

TEKKE, KALBİ-RUHİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Ruhtan habersiz, nefisten cahil bir nesil yetişti. Ruhtan habersiz olanın kalbi umursamayacağı açık, nefsin cahili olanın imanı kelamdan ibaret… Uçsuz bucaksız kalb evreninde ruhun ve nefsin sayısız halleri olduğunu bilmeyen bir Müslüman tipi ortaya çıktı. Bilginin zihni evrene intikalinden ibaret sığ ve basit bir eğitim-öğretim anlayışına (aslında anlayışsızlığına) mahkum oldu. Oysa bu anlayış seviyesi, materyalist insan ve bilgi telakkisinden ibarettir.
İman eden ruh, inkar eden nefisti. İnsanda ruh ve nefsi kaldırdığınızda, Psikanalizin kurucusunun hayvan tarifi olan; libido, ego, süperego tasnifinden başka bir şey kalmaz. Bir kısım Müslümanlar, Psikanalize verdikleri kıymeti, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’de sarih şekilde beyan edilen ruh, nefs, kalb tasnifine dayalı insan telakkisine vermediği görülüyor. Ruhu insandan aldığınızda geriye kadavra kalıyor ama buna rağmen ruh ve nefse, bunların faaliyet ve tezahür mahalli olan kalbe alaka duymayan Müslümanlar yetişti. İnsan derununu, hayvan telakkisinin sistemini kuran Psikanaliz müellifinden öğrenmeye ar etmeyen, buna mukabil milyonlarca ciltlik kadim müktesebatta ilmi keşif ve inşa edilen ruh, kalp ve nefs meselesini unutan ahmaklar peyda oldu. Okumaya devam et

Share Button

TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-4-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-3-RUHİ SAFHA-2-

Ruhi safha bedeni tekamülün başlarına isabet ettiği için ruh, bedeni kullanmaksızın (en az kullandığı safhadır) faaliyet gösterir. Bu temel özelliği esas almak ve tüm talim ve terbiye tatbikatlarını bu esas üzerine inşa etmek gerekiyor.
Ruhun dünyadaki en saf faaliyet safhası olan (tasavvuf mecrası hariç) bu yaş aralığı, “ruhi talim” devridir. Ruhun saf olarak öğrendiği ve anladığı bir devirde, ancak “ruhi talim” gerçekleştirilebilir. Ruhi terbiye değil, ruhi talim… Bu noktaya dikkat etmeliyiz. Terbiye nefs için, talim ise ruh içindir. Bu sebeple “ruhi safha” talim safhası, “benlik safhası” yani nefsin doğduğu safha ise terbiye safhasıdır. İlerleyen safhalarda ise talim ve terbiye birlikte yapılır.
Doğumdan nefsin zuhuruna kadar ki süreç, talim safhasıdır. Günümüzde bu safha, tamamen boş geçirilir, bebek bu safhada herhangi bir talime tabi tutulmaz. Oysa bu safhada ruh, lisan öğrenmek gibi en derin idrak faaliyetini gerçekleştirir.
Saf ruhi safhasının paradoksal bir hususiyeti var, bir taraftan insanın en derin idrak safhasıdır diğer taraftan bebek ağlamak ve gülmekten başka bir tepki vermez. Bu hususiyet insanı aldatır, talim faaliyetinin lüzumuna inanmayı zorlaştırır. Talim faaliyetlerinin aksülameli olmadığı, bebek hiçbir tepki vermediği için talimin yapılamayacağı zannedilir. Bu zan, saf ruhi safhada talimin lüzumunu izah etmeyi zorlaştırır. Okumaya devam et

Share Button

DUYGU EĞİTİMİ-3-DUYGU EĞİTİMİ NEDİR?

DUYGU EĞİTİMİ NEDİR
Duyguyu zapt altına almak ve istenildiği gibi yoğurmak mümkün müdür ki, duygu eğitimi yapılabilsin. Duygu, sahibi tarafından kontrol edilebiliyor mu ki, eğitim sürecinde başkaları tarafından kontrol edilebilsin. Gerçekten de duygu, insandaki en zor konulardan biri. Sahibi tarafından bile kontrol edilemeyen duyguyu, başka birinin kontrol edebilmesi çok zor. Bu sebeple de duygu eğitimi, herkesin yapabileceği bir iş değil
Duygu, doğrudan eğitilebilir zihni akışlardan biri değil. Düşüncenin eğitilmesi veya belli düşünce alışkanlıkları oluşturma işi daha kolay. Duygu eğitiminin zorluğu özel eğitim metotları geliştirmeyi gerektiriyor. Klasik eğitim metotlarıyla duygu eğitimi yapmak imkansız.
Duyguya doğrudan müdahale etmek mümkün olmadığı için, dolaylı müdahale yolları geliştirilmeli. Duyguya müdahale etmeden eğitmek gerekiyor. Öyleyse yapılacak iş, duyguya koridorlar açmak, akış mecraları oluşturmak, mecraların yönünü tayin etmek, akacağı havzalar geliştirmek, havzalarda enerji olarak kullanmak gibi metotlar lazım. Okumaya devam et

Share Button

DUYGU EĞİTİMİ-1-GİRİŞ-1-

Hususi ilgi ister duygu… Eğitimi özel metot gerektirir, yoğun dikkat ve yüksek duyarlılık şarttır. Hoyratça yapılacak bir iş değil, kendi haline bırakıldığında ise asla insana yakışan bir “duygululuk hali” meydana gelmez. Kaotik bir duygu hali sarar insanın içini, insan şeklinde yaratılmış varlıkları insanlıktan çıkarır. İnsanın tabiat toplamı, insani olmayan birçok özellik taşır. İnsanda bulunan duygular, insanda bulunduğu için “insani özellikler” taşımak zorunda değildir. İnsanda, hayvani duygular da mevcuttur. Bu husustaki en açıklayıcı bilgi ve fikir, Haki Demir’in sitemizde (www.fikirteknesi.com) yayınlanan “İnsan tabiat haritası” başlıklı yazı dizisidir.
Aslında yanıldığımız nokta, insan suretinde yaratılmış olmayı, insan olmak için kafi görmemizdir. Oysa insan, diğer canlılardan çok farklı olarak, müthiş bir tabiat zenginliğine sahiptir. Bir hayvan cinsine baktığımızda, onun sureti (şekli) aynı zamanda onun tabiatını da gösterir. Çünkü hayvanların tabiatı, kendileriyle sınırlıdır ve değişmez.
Kabul edemediğimiz nokta, insan şeklindeki varlıkların, insani özelliklerin dışında da özellikler taşıdığıdır. İnsanlar da hayvanlar gibi sınırlı bir tabiata sahip olsalardı, problem olmayacaktı. Ne kadar kabul edemesek de, insan denilen varlık, hayvanların tabiatını da içinde taşıyan, onların özelliklerine de sahip olan, bu sebeple hayvan gibi yaşamayı da, insan gibi yaşamayı da becerebilen bir varlıktır. Bundan dolayıdır ki eğitim ihtiyacımız var. Okumaya devam et

Share Button

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-1-ZİHNİ EVREN İÇİN İMAN ŞART

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-1-ZİHNİ EVREN İÇİN İMAN ŞART
Çocukta zihni evrenin oluşması için “kabuller” gerekir. Küçük yaşta her şeyi anlaması beklenmez. Büyüklerin bile anlamadığı ve “kabul” ettiği konuları çocukların anlamasını beklemek boş çabadır. “Çocuklara dini eğitim vermeyelim, onlar büyüdüğünde dinlerini seçsin” diyenler, ya insanın zihni evreninin nasıl meydana geldiğini anlamayan ahmaklardır veya anlıyorlar ama nesli dinden uzaklaştırmak için özel program yürütüyorlar.
Zihni evrenin zemini, “kabuller” ile örülür. Tüm zemin “kabuller” ile örülene kadar zihni evren kendini tamamlamaz. Yani bütünlüğü olan bir yapı haline gelmez. Neyin girip neyin çıkacağı belli olmayan, herkesin girip herkesin çıkabildiği bir kahvehaneye döner. Bütünlüğü olan bir evren haline gelebilmesi için zihni dünyanın zemininin “kabuller” ile döşenmesi gerekir.
Böyle mi oluyor? Hayır… Maalesef hayır… Dolayısıyla zihni evrenler başı sonu belli olmayan, bütünlüğü bulunmayan, süzgeci oluşmayan bir keşmekeşe dönüyor. Ömür boyu süren bu keşmekeş, neye inanacağını bilemeyen, neye güveneceğini kestiremeyen, neyi anlaması gerektiğini bilmeyen bir kişilik türü meydana getiriyor. Bu kişilik türlerinin en bariz özelliği ise, çelişkiyi fark etmiyor ve umursamıyor olmasıdır. Çelişkiyi görmemek, gördüğünde umursamamak, toplum hayatını ortadan kaldırıyor. Çünkü çelişki düzenin zıddıdır. Düzen kalktığında hayat da kaosa dönüyor.
Kabullere mutlaka ihtiyacımız var. Çocukların silsile halinde sordukları soruları bir yerde durduruyor ve “o öyledir” diyoruz. Eğer kabuller olmazsa, soru silsilesi sınırsızca devam eder. Bırakın çocukları, soru silsilesinin sınırsızca devam etmesine yetişkinler bile cevap veremezler. Her insan soru silsilesini bir yerde keser, silsileyi kestiği yer, “kabullerin” başladığı yerdir.
Büyüklerde bile bu kadar ihtiyaç duyduğumuz “kabuller”, çocuklar için şiddetli ihtiyaçtır. Kabulleri kaldırdığımızda (kabulleri kabul etmediğimizde), eğitim konusunda hiçbir mesafe alamayız. Çocukların kabulleri ile yetişkinlerin kabullerinin farklı derinlikte olduğu doğrudur. Zaten eğitim dediğimiz olay, her safhada “kabulleri” derinleştirmektir.
Çocukların eğitiminde kullanılacak “kabuller”, zihni süreçlerine paralel olarak sürekli derinleştirilmelidir. Eğitimin en önemli konusu, kabullerdir. Kabullerin eğitimdeki en önemli noktası ise, sabit bırakılmaması ve eğitim safhaları ilerledikçe kabullerin de derinleştirilmesidir.
Çocukların eğitiminde “kabuller” konusu doğru anlaşılmadığı, doğru tatbik edilmediği için çok sayıda problem meydana geliyor. Kabullerden uzak durmak mümkün olmadığı için her çocuğun zihni evreninde mutlaka bir takım kabuller oluşuyor. Kontrollü yerleştirilmeyen kabuller, basit ve sığ oluyor ve sabitleşiyor. Yüzeyde meydana gelen ve sabitleşen kabuller, derinleşmeyi önlüyor. Bu zihni özellik ise düşünce faaliyetini engelliyor.
Çocuğun zihni evreni, basit ve yüzeyde gerçekleşen kabullerle örülürse, aklın gelişmesi ve güçlenmesi imkansız olur. Kabuller konusunu bilmeyenler, farkında olmadan bu tür kabullerin yerleşmesine sebep oluyor.
Kabuller, imanın basit halidir. İman, kabullere göre daha derin ve kapsamlı bir yöneliştir. Bu sebeple dini eğitim (ve iman eğitimi) verilmese de çocukların zihni evreni zaten kabullerle oluşturulduğu için, bir “din” sahibi oluyor. Dini eğitim vermeyenler, “saçmalıkları” din haline getirdiklerini anlamıyorlar.
İman, kabullerin çok kapsamlı hali olduğuna göre, hacimli iman eğitimi vermek gerekir. İman eğitimini de basit kabuller gibi verenler, farkına varmadan çocuklarını imanlı değil, dar kafalı olarak yetiştiriyorlar.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

Share Button