TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Tedrisatın medreseye (okula) ait olduğuna dair yaygın bir yanlış anlayışımız var. Hem bu yanlış anlayışı hatırlatmak ve telafi etmek hem de medrese dışında tedrisatın olduğunu, olması gerektiğini izah etmek için bu sayımızın kapak mevzuunu, “Tedrisat ve Medrese” olarak tespit etmiştik.
Medrese, tedrisatın müesseseleşmiş misalidir. Bir faaliyet çeşidinin, müessesesiyle hatırlanması ve müessesesiyle kaim olduğu zannının kabul görmesi çok da vahim bir hata değil. Kaldı ki tedrisatın nizami süreci medresede kabil ve kaimdir. Ne var ki tedrisatı medreseye mahkum etmek, hem tedrisat telakkisindeki zafiyeti gösterir hem de tedrisatın tüm halka şamil olmasını mümkün kılan birçok cüzünün inkarını veya iptalini doğurur.

Medrese dışında birçok tedrisat müessesesi olduğu gibi, müesseseleşmemiş tedrisat faaliyetleri de mevcuttur. Son bir-iki asırdır her şey batıdan alındığı, batıda ise okul dışında eğitim-öğretim olmadığı için, kadimden beri medrese dışı tedrisat müesseselerimiz ve usullerimiz olduğu halde, derin bir hafıza kaybına uğradık. Mesela itikafın, mesela inzivanın, mesela sohbetin birer tedrisat usulü olduğunu unuttuk, bunların batıda şekli bile bulunmadığı için kendi tedrisat telakkimizi çöpe attık.
*
Batı, modernleşme sürecindeki son bir-iki asırdır kendi geleneklerine savaş açmıştı. Bu savaşın sonunda batı toplumları geleneksizleşti ve Türkiye’deki Batılılaşmış kişilerin diliyle söylemek gerekirse bireyleşen insan kalabalıkları haline geldi. Cemiyet değil, insan kalabalıkları…
Cemiyet örgüsü, birçok ihtiyacını kendi kendine karşılayan bir içtimai bünyedir. Gelenek ortadan kalktığında cemiyet yok olur, “bireyleşen” insanların oluşturduğu bir kalabalık haline gelir. Cemiyet çözülüp kalabalıklar ve şahsiyet çözülüp bireyler ortaya çıktığında, her insan yalnız başına devlet için ağır bir yük haline gelir. Avrupa, 1950 li yıllardan başlayan ve 2000 li yıllara kadar devam eden süreçte gelirin nispeten halka dağıtıldığı emperyalist refah döneminde bu tür bir hayatın yükünü taşımıştı. Bir müddettir başlayan iktisadi buhran, ne halt ettiklerini yavaş yavaş anlamalarına sebep oldu. Artık batıda, iktisadi buhran, aynı zamanda içtimai buhrandır ve bu ikisinin tabii ve zaruri neticesi olarak siyasi buhran doğmuştur.
Geleneği yıkması, tabii ki inşasından daha kolay ve daha hızlıdır. Halkın ayakta kalması ve muhtemel buhranlara karşı mukavemet edebilmesi için geleneğe çok ihtiyaç duyacaklar ama onu yeniden inşa etmeleri asırlar sürecek. Yani, gelenek intikamını alacak ve batı göre göre her sahada çökecek…
*
Bizim kadim geleneğimiz tedrisatın ta kendisiydi. Hem kendi başına bir tedrisat mahiyeti taşıyordu hem de medrese dışında çok sayıda tedrisat müessesesi ve usulünü muhtevasında taşıyordu. Geleneğin yozlaşması gibi bir problemimiz vardı ama gelenek kendi başına bir kıymetti. Düşman, gelenek değildi, geleneğin çürümesiydi. Geleneği düşman bilmek, tam anlamıyla intihardı.
*
Medeniyet Akademisi bünyesinde, “Medeniyet Şehri Araştırmaları Merkezi” çalışmaları başladı. Merkezin ilk çalışması, “Caminin müesseseleştirilmesi” fikridir. Yeni bir şehir, yeni bir cemiyet, yeni bir hayat, yeni bir medeniyet inşa etmek istiyorsak, bunun merkezi camidir. Kadim zamanlarda böyleydi, istikbalde de böyle olmalıdır.
Camilerin mevcut hali malum… Türkiye’de cami yok, mescid var. Türkiye’de cami dediğimizde sadece namaz kılınan bir mekandan bahsediyoruz. Oysa cami, bir külliyedir. Kadim zamanlarda mescid yerine cami isminin kullanılmasının hikmetlerinden birisi de budur. Birçok şeyi cem eden, bir nevi hayatın merkezini oluşturan bir müessesedir cami…
Mevcut camileri külliye haline getirmek, kısa sürede olacak iş değil, çünkü büyük maliyeti var. Fakat bina ve mekan olarak külliye haline getiremesek de, muhteva olarak külliye haline getirebiliriz. Bugün itibariyle muhtevası ve faaliyet sahalarının çeşitlendirilerek genişletilmesinden başlayabilir, zaman içinde külliye haline getirmeye çalışabiliriz.
Cami; şehir, cemiyet ve hayat fikriyatımızın merkez karargahıdır. Medeniyet şehri (İslam şehri) inşa etmenin yolu, camiden geçer. Medeni cemiyet (Müslüman cemiyet) inşa etmek camiden başlar. Medeni hayat (İslami hayat) inşa etmek, cami mihverinde mümkündür. Bu manada cami fikri, aynı zamanda medeniyet fikridir, medeniyet fikrinin merkezi unsurudur, medeniyet inşa sürecinin taşıyıcısıdır.
*
Medeniyet Akademisi bünyesinde çalışmalarına başlayan “Medeniyet Şehri Araştırmaları Merkezi”, ilk projesini “caminin müesseseleştirilmesi” başlığı altında hazırladı.
Caminin müesseseleştirilmesi projesi, Diyanet İşleri Başkan Mehmet Görmez Hocaya gönderildi. Aynı zamanda, mevzu ile alakalı bir mülakat talebimiz de yazarlarımızdan Hulusi Eryılmaz tarafından Diyanet İşleri Başkanlığına ulaştırıldı.
Caminin müesseseleştirilmesi projesini, dergimizin bu sayısında yayınladık. Proje üzerinde çalışmalarımız devam ediyor, kitap haline geldiğinde yayınlanacak.
*
Medeniyet Şehri Araştırmaları Merkezinin çalışmalarının hazırlanan her projesini dergimizde yayınlamaya başlayacağız.
EDİTÖR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir