TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Medrese ile tekke… Müesseseleşmiş iki tedrisat merkezimiz. Kadimde, özellikle de Osmanlıda bu iki müessese vazife taksimi yapmıştı. Kalbi-ruhi talim ve terbiyeyi tekke, zihni-akli talim ve terbiyeyi medrese üstlenmiş, aralarında müthiş bir irtibat ve münasebet kurulmuş, neticede ortaya Müslüman şahsiyetin muhteşem terkibi çıkmıştı. İslam’ın ilk üç neslinden sonra, medrese ile tekkenin en girift ve yüksek terkibinin gerçekleştiği Osmanlıdaki Müslüman şahsiyet emsaline ulaşılamamıştı.
Medrese, çürüdü, çöktü ve resmi olarak lağvedildi. Tekke, mücessem müessese olarak ortadan kalktı, tasavvuf manevi müessese olarak baki kaldı. Her ikisinin de müessese olarak kaybı, büyük terkibin yok olmasına sebep oldu. Yeniden başlayan medrese ve tekke teşebbüsleri, ikisi arasındaki terkip sırrını keşfedemeyenlerin elinde ya muhtevasız bir şekil, ya da şekilsiz bir muhteva olarak bocalıyor. Tekke ile medresenin birbirine alternatif olduğu zannı kadimde de zaman zaman yaşanmıştı ama Osmanlıda büyük terkip gerçekleşmiş ve mesele aslına irca edilmişti. İki müessesenin de hayattan çekildiği günümüzde, yine ikisinin birbirine alternatif olduğu vehmi zuhur etti. İki terkip unsuru, bazı mahfillerin elinde çatışma alanına döndü.
*

Tekke, yani tasavvuf, yani tevhid ilimleri, yani ruhiyat… Bu müessese ve bu müessesenin bünyesinde neşet eden ilimler, dünyanın hiçbir bilgi evreninde, hiçbir kültür ikliminde yoktur. Doğuda birtakım mistik uygulamalar var ama tasavvufla alakası yoktur. Tasavvufun, doğudaki bazı mistik akımlardan kopyalandığı veya etkilendiği yönündeki yaklaşımlar tamamen oryantalist propagandadır veya idrak zafiyetinden ve sığlıktan kaynaklanmaktadır.
Sadece İslam’ın insan ve ilim telakkisinde mevcut ve mümkün olan bu hususi müessese ve ilim dalları, Müslümanları gayrimüslimlerden misilsiz şekilde üstün kılan müstesna bir imkandır. Ümmetin kadim zamanlardan beri takip ve tatbik ettiği, idrak ehli dünyanın da hayranlık duyduğu bu müessese ve müktesebatı, bugünkü sığ idrak sahibi bazı samimi Müslümanlarla, aslında oryantalist taarruzun ileri karakolu olan modernistler imha etmeye çalışıyor. Oryantalistlerin tasavvufu imha etmek, en azından itibarsızlaştırmak maksadı malumdur, zira onlar böyle bir ilim mecrasına ve tatbikat maharetine asla sahip olamazlar. Bu sebeple de Müslümanlarla asla eşit seviyeye gelemezler. Hazin olan mesele ise bazı samimi ama idrak fukarası Müslümanların da bu saldırının ön saflarında yer almasıdır.
Oryantalistlerin, üstünlüklerimizden birisi olan tasavvufu imha etme teşebbüsüne geçit verilmemeli, Müslümanlar da kendi öz müessesemiz olan tasavvufu muhafaza altına almalıdır. Son bir-iki asırdır her şeyin yozlaşması nispetinde tasavvufta da birtakım yanlış tatbikatların görülmesi, müessesenin yanlışlığının delili değildir. Müesseseyi muhafaza etmek başka şeydir, o müessesede zuhur eden bazı yanlışları tenkit etmek başka şey… Darbeci subaylar var diye orduyu lağvetmediğimize göre, yanlış karar veren hakimler (kadılar) olduğu için mahkeme ve kaza teşkilatını kapatmadığımıza göre, müessese ile o müesseseden zuhur eden bazı yanlışlıkları tefrik edecek kadar ince idrak sahibi olmamız şart.
*
Medrese ve Tekkenin müesses nizamının ve bu nizamın altyapısının yıkılması ve tasfiyesi, bu sahalarda akıl almaz istismarlar için uygun vasat hazırladı. Sakal bırakıp sarık saran “müderris” kisvesiyle insanları çevresine topladı. Tekke meselesinde de aynı hadise yaşandı, sakal, cübbe gibi kolay olan şekil şartlarını yerine getiren ve üç beş tane tasavvufa ait laf ezberleyen istismarcılar “şeyh” diye meydana çıktı. Aslına sadık olanların ellerinden öpecek kadar hürmet ve sadakat sahibi olduğumuzu hatırlatarak söyleyelim ki, aslına en fazla zararı veren sahtelerinin de en şiddetli düşmanıyız.
Sarih veya müphem şekilde hem medrese hem de tekkenin hususiyetlerini şahsında topladığı iddiasıyla ortaya çıkan çağın haini Fettan Gülen, bu iki müessesenin de baş istismarcısıdır. Bu istismarının baş eseri ise “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli eseridir. Bu eserle eli kalem tutan insanları bile aldattığı görülmüştür.
Yazarlarımızdan Ünal YILMAZ, Haki DEMİR’in “Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi” isimli eseri üzerinde bir çalışma yaptı. Bu sayımızın muhtevasına tevafuk eden çalışmayı neşrediyoruz. Ünal YILMAZ kardeşimizin tetkik cehdini takdir ve devamı için dua ediyoruz.
*
Ocak ayından (önümüzdeki aydan) itibaren iki yeni dergimiz yayına başlıyor; Karargah Anadolu ve Fikir Kadro Hareket… Karargah Anadolu dergisinin mevzu haritasında bazı değişiklikler ve yenilikler yapıldı, birinci sayı “Ahlak Beyannamesi”, ikinci sayı “Medeniyet Beyannamesi” kapaklarıyla çıkıyor.
Karargah Anadolu dergisinin birinci sayı kapak konusu, “İnsanlığa Hitabe” mahiyetinde AHLAK BEYANNAMESİDİR. Ahlak beyannamesi, “Takdim”, “Tedvin” ve “Teşrih” kısımlarıyla birlikte kitap eki olarak verilecek. Dergide ise Ahlak Beyannamesiyle alakalı yazılar yer alacak.
Ahlak Beyannamesi, bir telif heyeti tarafından neşredilecek. Teşkil edilen telif heyeti tarafından üzerinde çalışılan Ahlak Beyannamesi, nihai metin haline getirildiğinde yayınlanacaktır. Müşterek akıl ve tefekkürle telif etmeye çalıştığımız Ahlak Beyannamesi, inşallah müşterek çalışma altyapısı oluşturma meselesinde de güzel bir tecrübe olur.
*
Dergimizin bu sayısındaki kitap ekimiz, “İslam Maarif Anlayışı-2-Talim ve Terbiye Süreçleri” isimli eserdir. Eser, Fikirteknesi yayınlarından neşredilmiştir, okuyucularımıza “e-kitap” olarak hediye ediyoruz.
EDİTÖR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir