TAKSİM HADİSESİ MÜSLÜMANLARI TEYAKKUZA GEÇİRDİ

TAKSİM HADİSESİ MÜSLÜMANLARI TEYAKKUZA GEÇİRDİ
Müslümanların rehavete kapıldığına dair yaygın bir şikayet vardı, bu şikayet ciddiye alınmayacak gibi de değildi. Rehavete kapılanlar vardı, kapılmayanlar vardı tabii ki ama umumi manzarada rehavete kapılanlar daha fazla göze çarpıyordu. Rehavetin sebebini Akparti’ye ve onun iktidar olmasına fatura eden bir kısım insanlar ise, rehavetin olmaması için CHP’nin iktidar olması gerektiği neticesi çıkan tenkitler yapıyordu. Meselenin insan kalitesiyle ilgili olduğunu anlamayanlar, tembellik yapacak adamların mutlaka bir bahane bulacağını, günümüzde ise insan kalite ortalamasının yeterince düşük olduğunu anlamıyorlardı.
Öyle ya da böyle, bir anda patlayan taksim hadisesi, rehavete kapılanların uyanması ve dirilmesi, uyanık olanların ise biraz daha fazla çalışması gerektiğini gösterdi. Keza Akparti kadrolarının da “zeki ahmaklık” tuzağına düşmemesini, cemiyeti geniş ufuklu olarak sürekli tarassut altında bulundurmasını icbar etti. En önemlisi ise, idrak hacimlerinin, daha önce yaşanmış hadiselerden ürettikleri tecrübelerle sınırlı olmamasını, yeni hadiselere hazırlık yapmalarını, ani ve farklı bir hadisenin zuhurunda ne yapacaklarını bilmeleri gerektiğini beyinlerine çaktı.
*
Bir dostun ifadesiyle, “Müslümanlar hala kendilerini emniyete almış değiller”. Kuvvetli olmak kafi değil, emniyete almak kuvvetli olmaktan çok farklı bir şey… Rehavete kapılanlar için bu söz aslında her şeyi anlatıyor. Ve bu söz aynı zamanda başka bir şeyi daha gösteriyor, taksim hadisesi, Müslümanları teyakkuza geçirdi çünkü bu söz teyakkuza geçen bir Müslümanın insiyaki olarak söylediği bir cümleydi. Bu sözün muhtevasını fikirle anlatmak zor oluyordu ama bir musibet bin dâhinin izahından daha tesirli oldu.
Taksim hadisesi sadece bir çevrecilik hassasiyeti olsaydı veya öyle başladığını kabul ettiğimiz takdirde öyle kalsaydı, Müslümanları tetiklemezdi, hatta Müslümanlar da eyleme katılabilirdi. Bu ihtimalde bile meselenin çevrecilik hassasiyetini izhar etmeyi gerektirecek bir boyutu olup olmadığı ayrı bir bahis… Mesela öyle ya da böyle, Kemalist, ateist, solcu, batıcı “yabancı unsurların” gövde gösterisine dönüştüğü için, Müslümanların ruh dünyasını harekete geçirdi.
*
Bu bir operasyondu tabii ki. İçeride ve dışarıda ortakları olan bir ittifak şebekesinin operasyonuydu, bu şebekenin meseleye ne zaman dahil olduğu sorusu tabii ki istihbari sorudur ve yakında ortaya çıkacaktır. Ama ister en başta planlama safhasında bulunsunlar, isterse ortasında müdahil olsunlar, bir şekilde içindeydiler. Taksim eyleminin hedefini değiştirme, istikametini tayin etme, İstanbul’un çeşitli semtlerine ve ülkenin tüm şehirlerine yayma çabaları açıkça görüldü.
Tüm çabalarına rağmen ortaya koyabildikleri operasyon buydu ve küçük bir salvo olarak kaldı. Meselenin burası çok mühim… Müslümanların öngörmedikleri, hazır olmadıkları, tedbir almadıkları, hatta başlangıçta ne yapacaklarını kestiremedikleri hadise silsilesi, küçük bir hamle olarak kaldı. Çok daha büyük ve yaygın bir hareket başlatılmış olsaydı, bu küçük hadise karşısındaki şaşkınlığın ne hale geleceğini düşünmek bile istemiyoruz.
Küçük salvo halinde kalması, böyle bir ihtimalin olduğunu gösterdi ve tecrübe üretti. Müslüman kadroların ufkunu genişletti, muhtemeldir ki “en kötü senaryo” çalışmaları yeni bir boyut kazandı.
Osmanlı’da “Divan-ı Hümayun” toplanmış, sefere çıkılacak, Padişah soruyor; “Tedbir alındı mı?”. Sadrazam cevap veriyor; “Hünkarım, derya yana, anın dahi tedbiri alınmıştır”. İşte “tedbir fikri”… O tarihte denizin yanma ihtimalinin tedbiri alınmış… Modern zamanlarda bunun adı, “en kötü senaryo” çalışmasıdır. Müslüman kadrolar, tedbir fikrini (en kötü senaryo ihtimalini) mutlaka geliştireceklerdir.
Bazı işlerin zamanı gelmiş olmalıdır, Allah Azze ve Celle, Müslüman kadroları her şekilde terbiye ediyor, rehavete kapılmaya başlandığında böyle bir hadiseyi önlerine koyuyor. Birkaç kat büyük olsa perişan olacaklar, birkaç kat küçük olsa umursamayacaklar, tam kıvamında, tam miktarında…
Güzel… Çok güzel…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir