TAKSİM RAPORU-1-NEDEN BİTTİ?

TAKSİM RAPORU-1-NEDEN BİTTİ?
Taksim hadiselerinden anladıklarımızı yazarken, yazı serisinin içinde herkesin anladıklarını da okuyacaksınız. Sadece orijinal teşhis ve fikirlerden ibaret bir yazı serisi olmayacak, bunun sebebi, bir rapor gibi, toplu olarak tetkik edildiğinde faydalanması mümkün olan bir metin hazırlama çabasıdır.
*
Taksim hadiseleri bitti, yer yer kımıldamaya çalışanlar, ikinci dalgayı başlatmak isteyenler var ama bitti. Bitmesi, herhangi bir zamanda ikinci dalganın başlamayacağı manasına gelmiyor, zaten bu sebepledir ki meseleyi derinliğine anlamamız şart.
Bitmesinin sebebi, başlamasının sebebinden daha az mühim değil. Neden üç haftada bitti, neden devam edemedi? Oysa planlayanlar aylarca sürmesini ve netice alana kadar sokakların boşaltılmamasını istemiş ve hedeflemişlerdi. Konuya sondan başlamak gibi olacak ama hala devam etme riskinin olduğunu düşünenler için, meseleye buradan başlamak uygun olacak.
Bitmesinin birinci sebebi, bunların eylemci olmamaları… Eylemci değiller, eylem tecrübeleri de yok, eylem hazırlığı da yapmış değiller. Planlayanlar eylem hazırlığı yapmıştı şüphesiz, gıda naklinden, revir kurulmasına kadar ciddi bir altyapı hazırlığı vardı ama eylemciler hazır değildi. Hem “eylemcilik” özellikleri yoktu hem de eylem hazırlıkları… Eylem yapanların bu özellik ve hazırlığı yoksa eylemin ömrü kısadır.
Gösteriye katılanların “eylemci” olmaması ve eylem hazırlığı yapmaması, bunların gerçekten de halk olduğunu gösterir. Bu nokta asla unutulmamalıdır, dış güçler filan meselesi, buradaki gerçeği gizlemek için kullanılmamalı, mesele doğru ve derinliğine anlaşılmalıdır. Sahada karşılaştığımız kalabalığın içinde yabancı ülke ajanlarına kadar herkes vardı ama halk da vardı. Yabancı servis ajanları, marjinal guruplar, illegal örgütler “asayiş” meselesidir ama halk başka bir bahistir.
Sokakları işgal eden “halk kesimi” yeterince öfkeli değilmiş, öyle olsaydı eylemlerin hala devam etmesi gerekiyordu. Üzerinde durulması gereken noktalardan birisi de bu… Eylem yapacak kadar ama uzun süre devam ettiremeyecek kadar öfkeli olması üzerinde çalışmalıyız. Neydi bunları öfkelendiren? Kendi ifadeleriyle “hayat tarzlarına müdahale yapılmasıydı”. Ama içeride ve dışarıda, planlama ve organizasyon maharetine rağmen eylemlere devam etmemeleri, eylemleri devam ettirememeleri aslında öfkelerinin bir tarafının suni (naylon) olduğunu gösteriyor.
“Hayat tarzı” meselesi, fertleri ve gurupları fevkalade öfkelendirebilir ama halkı öfkelendirmez. Halkı öfkelendiren meseleler, zaruri ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesi, bu çapta bir iktisadi buhran yaşanması, hayatın emniyetini ortadan kaldıracak kadar kaotik ve anarşik ortamın bir müddettir süregitmesidir. Emniyet ihtiyacı bizzat devlet tarafından karşılanır ama diktatörlüklerde devlet emniyeti ihlal eden, halkı baskı altında tutan, faili meçhullerle terör estiren bir mahiyet kazandığı için, bu tür rejimlerde emniyet ihtiyacı had safhaya çıkar. Sokakları işgal edecek kadar öfkelenen Kemalist kitle, bu iki şarttın da gerçekleşmediği ülkede yaşıyor, kendilerinin ne söylediklerinin fazla önemi yok, mesele psikolojik süreçlerle ilgilidir ve ülkenin durumu tarafımızdan malumdur. Kemalist kitlenin öfkesi, saf manasıyla ideolojikti ve ideolojilerin hem derinlik hem de yaygınlık bakımından tesir derecesi zayıftır.
İdeolojik hassasiyetin biriktirdiği öfkenin patlaması mümkün… Ferd ve guruplarda bu patlamanın olması kabildir, o kadar ki bu patlama, yeraltına inmek, terör usullerine başvurmak, ölçüsüz ve izahsız adam öldürmek gibi uç noktalara kadar uzanabilir. Aynı derinlik ve basınçta öfke birikiminin halkta olması beklenmez.
Taksim hadisesinde halkın da patladığını kabul etmemiz, meselenin bu yönünü tetkik etmemizi gerektiriyor. Büyük kütlelerin sokakları işgal etmediği malum ama neticede halk diyebileceğimiz bir kesimin sokaklara çıktığını da reddetme imkanına sahip değiliz. Bu noktada tetkik etmemiz gereken husus, eylemlilik halinin özellikleriyle ilgilidir.
Taksim hadiselerinin “eylemlilik” özelliği, kanunlara göre değil de eyleme katılanların psikolojik dünyaları dikkate alındığında, legal ve illegal eylemlilik halinin ortasındaydı. Legal eylemlilik hali olan “izinli gösteri” değildir ama illegal eylemlilik hali de değildi. Kanunlara göre mezkur eylemlerin illegal olması başka şeydir, eyleme katılanlar için illegal olarak kabul edilmesi başka şey…
Bir eylemin, kanuna göre illegal olsa da, eylemcilere göre legal kabul edilmesinin psikolojik altyapısı şudur; “Eylemi yaparız, biraz arbede yaşansa da günün sonunda evimize gideriz ve hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz” düşüncesi… Bu düşünceyi üreten psikolojik altyapı, eylemden sonra herhangi bir soruşturma olmayacağını, cezalandırma yoluna gidilmeyeceğini, arbede de birtakım yaralanmalar olsa da ondan başka bir zararın gelmeyeceğini hissettirir. Bu psikolojik altyapıyı besleyen çok sayıda misal vardır, illegal eylemler (gösteriler) yapılır, kalabalık dağılır ve arkasından hiçbir şey olmaz. Bunu sürekli gören, buna alışan psikolojik altyapılar, eylemlerin kanuna aykırılığına değil, neticesine bakar ve illegaliteyi ona göre tayin eder. Meseleye bu açıdan bakıldığında, özellikle de ağaç gibi masum ve meşru bir sebeple başladığı dikkate alınırsa, eylemcilerin kahir ekseriyetinde, eylemlerin psikolojik legaliteye sahip olduğu inancı vardı. Legalite ile illegalite arasındaki bu süreç doğru anlaşılmazsa, illegalitenin göze alındığı teşhisini yapmak gerekir ki, o durumda çok daha vahim bir problemimiz var demektir. Ne var ki, bu ara süreç mevcuttur, bunu mutlaka görmemiz gerekir, ara süreci gördüğümüzde ve doğru anladığımızda, eylemcileri abartmaktan kurtuluruz.
İllegal eylemlilik halini göze almak, büyük öfke birikimlerine ihtiyaç duyar. Taksim hadiselerinde illegal eylemlilik halini göze alan insan sayısı fazla değildi. Kesintisiz devam ettirilememesinin mühim sebeplerinden birisi de buydu. Eylemlere katılanlar içinde illegal eylemlilik halini göze almış marjinal gurup ve illegal örgüt mensuplarının olduğu doğru, zaten polis müdahalesine direnebilmesi onların başarısıdır. Bu noktada dikkat edilecek hususlardan biri de, illegal eylemlilik halini göze alan gurupların direnmeye başlaması, cesaretin bulaşıcılığı kaidesince diğer kesimleri de tesiri altına alması gerçeğidir. Kaçmak bazen kolay bazen zordur, direnişin olduğu yerlerde kaçmak zordur.
Taksim hadiselerinin umumi manzarasının legal eylemlilik hali ile illegal eylemlilik halinin ortasında olması, bu kadar uzun sürmesini izah ettiği gibi bu noktada bitmesini de izah ediyor. Tam anlamıyla legal eylemlilik hali olsaydı bir-iki gün sürer ve biterdi, tam anlamıyla illegal eylemlilik hali olsaydı hala ve yoğunlaşarak devam ediyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir