TAKSİM RAPORU-2-EYLEMCİLERİN CESARET SINIRLARI

TAKSİM RAPORU-2-EYLEMCİLERİN CESARET SINIRLARI
Gördüğümüz kadarıyla eylemcilerin “cesaret sınırları” tetkik edilmedi. Eylemcilerin cesaretlerini, polisin tam karşısındaki “birinci safın” direnişine bakarak tespit etmeye çalışmak yanlıştır. O safta illegal örgüt ve marjinal gurup mensupları var, onlar zaten öfkenin tecessüm halidir ve öfke belli bir sınırı aştığında cesarete dönüşür. Birinci saftakiler, kitlenin cesaret ortalamasını göstermez, onlar kitlenin cesaret ufkunu gösterir, onları esas alan değerlendirme tamamen yanlış neticeler verir.
Eylemci kütlenin cesaret ortalamasını esas alarak yapacağımız cesaret sınırı tetkiki, bu tür eylemler için fevkalade mühimdir. Eylemci kütlenin cesaret katsayısı, hem eylemin tesir derecesini hem de ömrünü tayin eden temel sebeplerden biridir.
“Cesaretin ne olduğu” mevzuu, insan tahlilinde, çok derinlere kadar inen girift bir meseledir. Bu tür eylemlilik hallerini izah etmek için daha fazla faydalanabileceğimiz husus cesaretin tezahürleridir. Cesaretin birinci derecedeki tezahürü, “vazgeçmektir”. İnsan nelerinden vazgeçebiliyorsa, o derecede cesaret sahibidir. “Malından, makamından, itibarından ve nihayet canından vazgeçebiliyor mu?” sorularına verilecek cevap, cesaret katsayısını gösterir. Cesaretin birinci derecedeki tezahürünün “vazgeçmek” olması, hiçbir şeyi olmayanları çok tehlikeli kılar ama bunlardaki cesaret, kudretten değil acziyetten kaynaklanır.
Eylemcilerin cesaret katsayılarını ve sınırlarını nasıl tespit edebiliriz? Bu mevzuun dikkatli tetkik edilmesi gerekiyor muhakkak ama birkaç alamet meseleyi anlamamız için kafi geldi. Meseleyi şimdilik bu alametler üzerinden izah edelim ama mevzuu tetkik etmeye de devam edelim.
Eylemcilerin kahir ekseriyeti artistik pozlar veriyordu. Tehlikenin olmadığı bölgelerde ve zamanlarda tamamen artistik poz verme çabasına giriyorlar, polisle arbede yaşandığında ise arka hatlarda daha ciddi poz verme edaları göze çarpıyordu. İç ve dış medyanın taksim meydanını film setine çevirmesi, yoğun şekilde ilgi göstermesi, canlı yayın yapması, sayısız kare fotoğraf çekmesi, “beyaz yakalı” eylemcilerin poz vermek için bulamayacağı bir fırsat ve ortamdı.
Haksızlığa karşı direnmek “asil duygudur”. Eylemciler, psikolojik dünyalarında ülkenin diktatörlükle idare edildiğine inandıkları için, asil ve kahramanca bir iş yaptıklarını düşünüyorlardı. Ve direnmek cesaret işiydi, cesaret sahipleri bu özelliklerini gösterecekleri arenayı bulmuştu, cesur olmayanlar ise kontrollü bir eylemde cesur görünmenin imkanına kavuşmuştu. Cesaretli görünebilmek müthiş bir şehvettir fakat cesaretli görünmek aynı zamanda çok tehlikelidir. Mevzuun mühim noktalarından birisi de burasıydı.
Polisin müdahalesi sınırlıydı. Polisin müdahalesi tazyikli su ve biber gazı sıkmaktan ibaretti ve eylemciler de bunu biliyordu. Bu durum kontrollü bir eylem için en uygun vasattı, tehlikeyi asgariye indiriyordu ve bu sebeple de öz cesaret gerekmiyordu. Mesela polisin silah kullanmayacağı eyleme katılanların da katılmayanların da malumuydu, su, biber gazı ve en kötü ihtimalle birkaç cop yemekten ibaret bir güvenli eylemlilik haliydi. Esed gibi kalabalıklara makineli tüfeklerle ateş açılmasını emredecek bir devlet erkanı yoktu ve zaten ülkenin içinde bulunduğu şartlar buna müsaade etmezdi.
“Güvenli eylemlilik vasatı” mevcuttu, işte bu vasat insanlarda cesaret gösterisi şehvetini tahrik etti. Düşünün ki çevresine, arkadaşlarına, ailesine, ileride çocuklarına, torunlarına ve en önemlisi sevgilisine gösterecek fotoğrafları olacaktı. Cesaret gösterisi şehvetini en fazla tahrik eden ise, eylemlerin neticesinde “diktatör” olduğuna inandıkları Tayyip Erdoğan’ın düşürülmesi hatta asılması neticesini elde etme rüyasıydı. “Güvenli eylem vasatında” bu kadar tarihi bir neticenin alınması hayali (ihtimali), insana neler yaptırmaz.
Eylemlerin “halk” kesimi, artistik poz vermek isteyen, asla illegal eylemlilik halini göze almayan, cesaret sınırları “varlık-yokluk” kavgasını taşıyacak derinlikte ve güçte olmayan bir kitleydi. Varlık-yokluk kavgası bir tarafa, makamından, işinden, malından vazgeçemeyen bir kitleden ibaretti. Eylemlerin başında farkedilmesi zor olan, eylemlerin devamında anlaşılan bu özellik, eylemlerin devam etmeyeceğini, edemeyeceğini, ettirilemeyeceğini gösteren en sarih sebepti. Özellikle “beyaz yakalıların” eyleme gidebilmeleri için şirket yetkilileri tarafından izin verilmesi hatta teşvik edilmesi, cesaret katsayılarını tespit etmek bakımından önemli bir noktaydı.
Mevzuun sırrı, güvenli eylemlilik haliydi, bu o kadar önemliydi ki, çok küçük karşı gurupların ellerinde sopalarla sokaklara çıkması, “güvenli eylemlilik vasatını” tehlikeye attığı için, eylemcilerin sayısı hızla azaldı ve nefesi tükendi. Eli sopalı çok küçük gurupların sokağa çıktığı haberleri medyada yer bulunca tweter’daki panik dikkat çekiciydi.
Netice olarak anlaşıldı ki çok ucuz ve korkak bir eylemmiş. Bu kadar ucuz ve korkak insanların ülkede kısa süreliğine de olsa kaos benzeri bir durum üretebilmiş olmaları hayret edilecek bir şey. Bu nokta asla unutulmamalı…
*
Site yazarlarımızdan Ahmet Selçuki’nin “istihbarat anlayışı” meselesiyle ilgili yazı serisi çok önemli… “İstihbarat anlayışının özü, insan tezidir” ifadesi harikulade. İnsan tabiatı çok girifttir, onu ciddi tahlillere tabi tutmak gerekir. Cesaret ile cesaret gösterisi şehvetini bile birbirinden tefrik edemeyen, dahası böyle konular olduğunu bilmeyen, bunların şartlarının ve kaynaklarının neler olduğunu anlamayanların istihbaratçı olması imkansızdır. Cesaret ile cesaret gösterisini birbirinden ayıramayan kadrolar, taksim hadisesi misalinde olduğu gibi, nasıl davranacağını, ne tür tedbirler geliştireceğini kestirmesi çok zor.
*
Eylem süresince Erdoğan’ın dirayetli duruşu, hesap sorulacağını ısrarla söylemesi doğru tavır ve taktikti, o beyanlar eylemcilerin cesaret sınırlarını test ediyordu. Doğru tavır ve tatbikat, arzulanan neticeyi verdi, Erdoğan’ın dirayeti ve cesareti sahayı eylemcilerden temizledi. Bir daha anlaşıldı ki, Akparti kadroları, derin devlet artıklarından ve muhalefetten çok daha cesur ve dirayetlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir