TAKSİM RAPORU-3-ORGANİZASYON BAŞARISI

TAKSİM RAPORU-3-ORGANİZASYON BAŞARISI
Eylemlerin organizasyonu başarılıydı. Sosyal medya üzerindeki organizasyondan ibaret değil mesele, sahadaki organizasyon daha önemliydi. Gıda sevkiyatı, revir kurulması, bazı şirket personeli ve üniversite öğrencilerinin eyleme teşvik edilmesi, hatta izin vermesi, bazı banka ve iktisadi gurupların eylemcilere kaynak temin etmesi gibi hususlar gözden kaçmıştı. Organizasyonun bu unsurları eylemler sürerken tespit edildi ama istihbarat başarısı bu organizasyonun eyleme dönüşmeden önce tespit edilmesini gerektirirdi. Mazeret aramanın lüzumu yok, başarılı bir organizasyondu.
Tüm başarısına rağmen ilginç olan bir nokta göze çarpıyor, organizatörler kamuflaj konusunda ya umursamaz davrandılar veya acemi… Organizasyon çok hızlı şekilde deşifre edildi, zayıf tarafı da tam olarak burasıydı. “Bu durum organizatörlerin acemiliklerinden mi kaynaklandı yoksa Türk istihbarat servislerinin maharetinden mi?” sorusu bizce aktüalitesini koruyor. Bu nokta üzerinde çalışılmalı, açığa çıkarılmalı…
*
İş çevrelerinin personelini sevketmesi, izin vermesi, teşvik etmesi organizasyonun önemli bir ayağıdır. Bu nokta birçok konuyu izah eder mahiyettedir. Eylemcilerin işverenleri tarafından teşvik edilmesi veya izin verilmesi, eylemcilerin cesaret sınırlarını tespit konusunda önemlidir. İşverenlerin eylem aleyhine hassasiyet göstermesi veya sadece personelinin mesaisini takip etmesi bile “beyaz yakalı” eylemcilerin cesaretleri üzerinde etkili olurdu. Eylemcilerin içinde işini kaybetmeyi göze alacak insan sayısını tespit etme imkanı verecek olan bu mesele üzerinde dikkatle durulmalıdır.
İş sahibi olan ve ortanın üzerinde bir geliri bulunan eylemcilerin içinde yüzde kaçı işini gözden çıkaracak kadar cesaret sahibiydi? Bu sorunun cevabını bulmak kolay değil ama bu cevap fevkalade önemli. Bu sorunun cevabı, eylemci kütleyi ciddi manada zaafa uğratacak büyüklükte “hayır” ise, halk patlamasından değil, başarılı bir organizasyondan bahsediyoruz demektir. İstanbul’da, binlerce personeli olan binlerce şirket olduğu hatırlanırsa, yirmi-otuz şirketin sahibi veya yöneticilerinin bu organizasyon içinde bulunması, eylemci kütlenin miktarı konusunda bir fikir verir.
Bazı iş kollarının hala laik, Kemalist, ateist kafaların işgali altında olduğuna dair ciddi bilgiler mevcut. Bazı şirketlerin ise kendi bünyelerinde mütedeyyin insanları çalıştırmadıkları, barındırmadıkları bilgimiz dahilinde, tam bir laik, batıcı anlayış homojenliğini dert edinen çok sayıda şirket var. İşkolları olmasa bile şirketler bazında bu tür homojenliklerin bulunduğunu biliyoruz. Bu durum, taksim eylemleri gibi hadiseleri organize edebilmenin içtimai altyapısını oluşturuyor.
Homojen personel sahibi olan yirmi-otuz şirketin sahibi veya yöneticisi ile yapılacak bir toplantıda veya her biri ile tek tek görüşülerek karar alınması mümkün. Şirket personelinin işinin, işveren tarafından güvenlik altına alınması, polisin belli bir müdahale sınırının olması, eylem sonrası soruşturma riskinin sıfıra yakın görülmesi, bu tür personellerin eyleme sevkedilmesini kolaylaştırıyor, aynı zamanda personel üzerinde cesaretlendirici tesir icra ediyor.
*
Eylemlerdeki tüm veriler değerlendirildiğinde, kendiliğinden bir patlama olmadığı anlaşılıyor, bu durumda ciddi bir organizasyondan bahsetmemiz gerekiyor. Eylemlerin arkasında bir organizasyon olduğunu bilmek başka bir şey, organizasyonu tüm unsurlarıyla deşifre etmek başka bir şey… Organizasyon tüm unsurlarıyla deşifre edilmeden tedbir fikri geliştirmek ve geliştirilen tedbirleri tatbik etmek mümkün olmayacaktır. Tembellik ve umursamazlık zamanı değil, organizasyon tamamen deşifre edildikten sonra, tedbir fikri üzerinde “akılları çatlatırcasına” çalışmak gerekir.
*
Taksim eylemlerinin ABD’de bir düşünce kuruluşu tarafından simülasyonunun yapıldığından bahsediliyor. Organizasyonun dış ayağı olduğu açık, dış medya bile organize edilmişti ve görevini de iyi yaptı. Burada dikkat çekici olan nokta şu; bu çapta bir hadisenin, ABD’deki bir düşünce kuruluşu tarafından düşüncesi üretilip, bir vakıf tarafından tatbik edilebilme ihtimali ürkütücü… Bu meselenin peşine düşülmeli, sadece açık bilgi kaynaklarından değil, istihbari kaynaklar da kullanılarak ciddi bir araştırma yapılmalı ve konu netleştirilmeli.
Yıllarca bu işleri yapabildiklerini biliyoruz ama artık yapamamaları gerekiyor. Türkiye’nin içyapısındaki bazı değişme ve gelişmeler, dış operasyon merkezlerinin gücünü azaltmış olmalı. ABD, İsrail, İngiltere ve AB ülkelerindeki operasyon merkezlerinin gücünü koruduğu düşünülse de, içyapımızın eskisi gibi bu tür operasyonlara müsaade etmemesi gerekiyor.
İçerde altyapısı olmayan bir eylemin veya kalkışmanın dış operasyon merkezleri tarafından gerçekleştirilemeyeceği malum… Tüm dünya ile uğraşmak tabii ki imkansız, bu sebepledir ki içyapımıza yoğunlaşmakta fayda var.
İçyapımızla ilgili en önemli husus, dış operasyon merkezlerinin içerideki gölgeleri, istasyonları, müttefikleridir. Ülkedeki fikri ve içtimai harita (ideolojik harita, hassasiyet haritası) dış operasyon merkezleri tarafından doğrudan faydalanılabilir değildir, bunlardan faydalanabilmenin yolu, içeride istasyonlar kurmaktır, yani iç operasyon merkezleri oluşturmaktır.
İç operasyon merkezleri ayakta kaldığı ve gücünü koruduğu müddetçe, taksim hadiseleri gibi eylemleri organize etme imkanları olur. Türkiye’deki hassasiyet haritası, muhtemelen önümüzdeki yirmi yıl bu tür hadiselerin içtimai kaynaklarını muhafaza edecektir. Bu kaynakları dış operasyon merkezlerinin doğrudan harekete geçirme imkanı fevkalade sınırlıdır, mutlaka içeride operasyon merkezlerine ihtiyaçları var.
Taksim eylemlerinde anladı ki içeride operasyon merkezleri var, anlaşıldı ki içeride ciddi bir organizasyon var. Ülkeye şu kadar milyar dolara malolan, ülkenin dünyadaki itibarını şu kadar zedeleyen, ülkenin içeride ve dışarıda yürüteceği siyaset ve hamlelere mani olan bu eylemleri gerçekleştiren iç operasyon merkezleri tam manasıyla “hain kontenjanının” istihdam teşkilatlarıdır. Hükümetin en şiddetli şekilde hesaplaşacağı merkezler bu ihanet yuvalarıdır. Eylemlere katılan ama suç işleyen kişilerin hukuki takibinin yapılması ve ceza davalarının açılması tabii ki gerekiyor ama bu merkezlerle hesaplaşma yapılmadığı takdirde, sahada “cesaret gösterisi” yapan ahmaklara yazık olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir