TALEBE TELAKKİSİ

TALEBE TELAKKİSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Haki Demir’in “İslam maarif anlayışı” kitap serisi, meseleyi esas kaynağından ele alan ve günümüzde tatbik edilebilir teklifler sunan bir eserdir. Arkadaşlarla birlikte bizim de maarif meselesini o kitaplara nispetle ele almamız tabii karşılanmalıdır, çünkü elimizde meseleyi bu derinlikte tetkik ve telif eden başka bir eser yok.
Maarif anlayışı eser serisinin birincisi olan “Temel Telakkiler” isimli kitabında Haki Bey, talebelikle ilgili meseleyi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan başlayarak tetkik etmiştir. Talebelik anlayışı başlığı altındaki şu tespitiyle başlamak gerekir;
“O, talebeliği olmayan bir müderristir. Risalet zaten budur. Beyanları, öğrendikleri değildir, “bildirilenlerdir”. Bildirilenleri, öğrenmesiyle idrak etmesi arasında zaman yoktur. Hiçbir insan, öğrenmeden idrak edemez, O, öğrenme ile idrak etmeyi hemzaman olarak yaşayandır ve her ikisini de bir anda gerçekleştirendir.”

İşte meselenin özü; “O, talebeliği olmayan müderristir”. Haki Bey bu tespiti, şu paragrafın mukaddimesi olarak yapmıştır;
“O’nun bu hususiyetleri nazara alındığında, talebelik çerçevesi, talebenin hususiyetleri, talebelik adabı gibi talebeliğe ait hiçbir mevzuu, O’ndan, O’nun hayatından misallendirilemez. O’nun talebeliğinin bulunmaması, bazı küçük akıllıların, İslam’ı anlama konusunda, talebelik sürecini (tedrisat safhasını) atlayıp, doğrudan Kur’an-ı Kerim’i hem de mealinden okuyarak anlayacağı vehmine savrulmasına sebep oluyor. Hani O, doğrudan Kur’an-ı Kerim’i okudu ve anladı ya, “biz de anlarız” edalarında bir çılgınlık hali yaşanıyor. Kur’an-ı Kerim’i tedrisatsız (ve talebelik yapmadan) anlayan ise Hadis-i Şerifleri haydi haydiye anlar değil mi? Talebeliğinin olmamasını fark etmedikleri, anlamadıkları görülüyor da O’nun tüm Risalet hayatının aynı zamanda “Müderrislik” olduğu apaçık ortadayken, İslam’ın tedris edilmesi gerektiğini anlamamaları, keza tam bir idraksizlik hali.”
Ne kadar sarih, veciz ve muhkem bir ifade… Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam, muhakkak ki tek ve nihai emsaldir. Bununla birlikte mesele talebeliği yoktur, bu durumda emsal alınması nasıl olacak? Talebeliği yok ama müderrisliği var, öyleyse talebeliğin esaslarını da O’nun müderrisliğinden anlamamız gerekiyor. Fakat bu mesele fevkalade zor, emsali olmayınca idrak çok çetin bir iş haline geliyor.
Haki Beyin tespitinin aynı zamanda mealci güruhun içine düştüğü gayya kuyusunu da ihtiva ediyor olması, Asr-ı Saadeti nakille iktifa etmediğini, günümüz meselelerine dair teşhisler yaptığını da gösteriyor. Sapma noktalarının bu kadar açık şekilde tespit edilmesi, on dört asırlık bir irtibat haritası çıkarabildiğini de göstermiyor mu?
Haki Bey meseleyi tabii ki yarım bırakmıyor, talebeliğin emsalini de tespit etmiş;
“Müderris varsa talebe de vardır. Müderris ile talebeler arasında tedrisat vaki olmuşsa, talebeliğin tüm hususiyetleri tespit ve tayin edilmiştir. Tedrisatın merkezinde Müderris olarak oturan Risalet’in çevresinde halka halka talebeler var, ashabı kiram…
İslam, her alanda, her anlamda “tamamlanmıştır”. Din vazedilmiş, tatbik edilmiş, ferdi şahsiyet inşa edilmiş, cemiyet nizamı tesis edilmiş, devlet kurulmuş, hayatın her alanında tatbikat misalleri verilmiştir. Tamamlanmış bir dine muhatap olmak, onu anlamaya çalışmak, ona mensup ve teslim olmak, tamamlanma unsurlarının bütününü ihtiva eder. Bu manada sahabe, cemiyet kadrosunu temsil eder.”
Talebe, Mutlak Müderris olan Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin tedrisatın muhatapları, yani Sahabe-i Kiramdır.
Sahabe-i Kiramın kıymetini tayin eden birçok hususiyeti var, Haki Beyin tespitiyle bir kıymeti de zaruri mahiyet taşıyan talebelik hususiyetidir. Sahabe-i Kiram silsileden çıkarıldığı andan itibaren hem dinin intikalini hem de tedrisatın mümkün olmasını temin eden asli ve hayati mesele imha edilmiş olur. Sahabe-i Kiram talebeliğin ilk emsalidir, onları inkar, ret veya ihmal etmek, yukarıda zikredildiği gibi Kur’an-ı Kerime doğrudan muhatap olmayı getirir. Bu ihtimal, İslami tedrisatı ortadan kaldırır, herkesi talebesi olmadığı mevzuun müderrisi haline getirir. Oysa ki talebesi olunmayan mevzuun müderrisi olunamaz, bu ihtimal münhasıran Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize aittir ve Risalet’inin delillerindendir. Anlaşıldığı üzere İslam’ın talebesi olmamak, buna rağmen doğrudan müderrisliğe soyunmak, niyetler böyle olmasa da muhteva itibariyle Risalet iddiasıdır.
Haki Beyin meseleyi çerçeveye aldığı tespiti şu;
“Risalet’in müderrisliği, sahabenin talebeliği… İşte İslam tedrisat anlayışının iklimi bu, bu iklimden süzülecek mana ve hikmet yekunu, eksiksiz bir anlayış ve nizamı kurmaya kafidir.
Sahabe bazı mevzularda nihai emsaldir. Nihai emsal olması zaruretendir, tercihen değil. Risalat’e rağmen değil, Risalet’in tatbikat yekununu ikmal etmek için. Dikkat, mana yekununu değil, tatbikat yekununu… İslam tatbikat cihetiyle de “tamamlanmış” olduğu için, sahabe, cemiyet kadrosunu oluşturmak bakımından ve içtimai çerçevedeki diğer bazı meselelerde nihai emsaldir.”
“Risalet’in müderrisliği, Sahabenin talebeliği…” Bu çerçevenin dışında hem talebelik, hem müderrislik hem de tedrisat anlayışı kurma çabalarının tamamı akim kalmaya mahkumdur. Sahabe-i Kiram hususundaki en küçük ihmal ve hassasiyetsizlik, İslam’ı anlama bahsinde devasa boşluklar oluşturmaktadır.
Nihayet Haki Bey, Sahabe-i Kiram misali üzerinden talebeliğin esasına dair birkaç tespit yapar;
“Sahabenin talebeliği ile ilgili (günümüzde çok ihtiyacımız olan) bir hususu izah edelim. Hakikat kaygısı, hakikat karşısındaki tavrı, hakikate teslim olma hassasiyeti, hakikati perdelememe tavrı…
Sahabenin bu husustaki keskin hassasiyeti, derin idraki, namütenahi teslimiyeti, talebeliğinin zirvesi, nispeti, merkezidir. Talebeliğin birinci vasfı hakikat kaygısı taşımaktır, tedrisatın birinci hedefi de talebede hakikat kaygısını inşa etmektir. Hakikat karşısında hazır ola geçmeyen bir insan, tedrisatın birinci safhasını geçememiş, tedrisatın ana müfredatına muhatap olacak hale gelememiştir.”
Talebelik, özü itibariyle hakikat kaygısını taşımak, hakikat kaygısını tüm tedrisat faaliyetinde temel sebep kılmak… Özellikle mealci türündeki oryantalist güruh, tedrisat ve talebelik sürecini atlayıp doğrudan müderrislik mevkiine oturduğu için, en bariz vasıfları hakikat kaygısı taşımamaktır. Talebelikleri olmadığı ve tedrisat sürecine hiç girmedikleri için İslam’ı asla anlama iktidar ve ihtimali olmayan bu tür güruhlar, hakikat kaygısı taşıma istidadına sahip değillerdir. Talebelik, kelimenin lügatinde de olduğu üzere, talep etmektir ama bilgi talebi değil, hakikat talebidir. Bilgi meselesi kolay, bir şekilde elde edilebilir, meselenin özü hakikat talebidir. Sahabe-i Kiramdaki hakikat kaygısı ve talebi zirvededir, çünkü onlar tam manasıyla talebedir.
Sahabe-i Kiram, talebelik kelimesini mefhum haline getiren kadrodur. Bir kelimeyi lügatten alıp, ıstılah sahasına taşımak, lügatiyle münasebeti olsa bile yeni bir mana yekunu oluşturmaktır. Sahabe-i Kiram Efendilerimiz, talebelik kelimesini mefhum haline getiren, ıstılah haritamıza taşıyan, böylece tedrisat süreçlerinin tüm meselelerine dair İslami muhtevayı inşa eden içtimai kadrodur. Talebelik bahsinde Sahabe-i Kiramın halini, tavrını, taleplerini, talep ve gayret esaslarını unutanlar, İslam’ın talebesi olamayan bedbahtlardır. İslam’ın talebesi olamayanlar, Yaşar Nuri Öztürk gibi ileride geride sapıtırlar.
Haki Bey Asr-ı Saadetten günümüze gelir ve şu tespiti yapar;
Ülkemizdeki insanların şahsiyet meselesinin (probleminin) birincisi, hakikat karşısında nasıl tavır alacağını bilememek, hakikat kaygısı taşımamak, hakikate bilakaydu şart teslim olmamaktır. Bu problem sadece Müslümanlar için değil her düşünce sahibi insanlar için böyledir. Onlar için hakikat kelimesini “doğru” kelimesiyle değiştirerek okumak mümkündür.
Müminde hakikat kaygısı, iç aleminin en temel muharrik kuvvetidir. Bir kısım insanlarda (mesela mealcilerde) talebelik anlayışı ve Sahabe-i Kiram hassasiyetinin zayıflaması, bir kısım insanlarda (mesela Ehl-i Sünnet mensuplarında) ise bu meselelerin derinliğine anlaşılmaması şahsiyet inşasında telafisi imkansız hasarlar bırakıyor. Hayat’üs Sahabe’yi anlamadan okuyan ve ezberleyenler, muhakkak ki Sahabe-i Kirama dair hassasiyet sahibi olmasından dolayı kıymetli olsa da, idrak zafiyetiyle malul ise yeniçağın büyük tefekkür hamlesini başlatma imkan ve istidadını oluşturamıyor.
Haki Beyin hatırda tutulması gereken şu tespitiyle yazıyı bitirelim;
Sahabenin hakikat kaygısının zirvede olmasının en mühim sebebi, tabii ki müderrisin Risalet tacına sahip olmasıdır. Orada hakikat en saf haliyle, en berrak haliyle, en sarih haliyle mevcuttur, tezahür etmektedir. Merkezdeki müderris, aynı zamanda “iman konusudur”, bu cihetle sahabedeki hakikate teslimiyet hassasiyeti zirveye çıkmıştır. Zaten hakikat kaygısının sahabede zirveye çıkması, merkezindeki Risalet’ten dolayı tabiidir. Bundan dolayı bize emsal teşkil edemeyeceği itirazında bulunanlar, Hayat’üs Sahabe talimlerinin eksikliğindendir. Risalet’in irtihalinden sonraki hayatlarında da hakikat kaygısı, zirvededir. Birbirlerine karşı da davranışlarında da aynı hassasiyeti görmek kabildir.
Sahabe-i Kiramdaki hakikat kaygısıdır ki, dinin olduğu gibi sonraki nesillere intikalin mümkün kılmıştır.
SELAHATTİN ADANALI selehattinadanali@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir