TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-11-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-10-RUHİ SAFHA-9-

Lisan talimi, epistemolojik varoluşun ilk hamlesidir, altyapısıdır. Lisan tüm hayat boyunca mühimdir, idrak ve ifade, tefekkür ve tezekkür lisan ile gerçekleştiğine göre, akıldan önce ve akla kaynaklık edecek olan lisan, hususi bir talimi haketmektedir.
Varoluş sürecinin temel özelliği “idrak”tir. Her şey idrak ile mümkün hale gelir, idrak etmeksizin varoluş güzergahında mesafe alınmaz, idraksiz savruluşlar mesafe almak değil, “ne olduğunu” ve “ne yapacağını” bilmeyen bir varlığın çırpınışlarıdır.
Ruh, içine doğduğu “lisan havzasında”, kendi hususi dilini bulmalı veya o dile ulaştıran mecraları görmelidir. İslam maarifinin temel meselelerinden biri olan “dil bahsi”, lisan taliminin merkezinde bulunur. İslam’ın dili, lisanın mana örgüsünün mimari planıdır. Çocuk (veya bebek) hangi kavimden olursa olsun mutlaka içine doğduğu lisan havzasında İslam’ın hususi dilini bulmalıdır. Ruhi safhadaki ruhi talimin esas maksadı, ruh ile hakikatin arasındaki irtibat ve münasebeti kurmaktır. Bunun yollarından biri ise lisan bahsidir.
Malumdur ki ruh hakikati tanır, zira hakikat, ona “alem-i ervah”ta sunulmuş, tanıtılmış, aşina kılınmıştır. Mesele, dünyaya geldikten sonra o hakikati, dünyadaki tecelli ve tezahürüyle keşfetmektir. Dünyadaki hakikat ise Kur’an-ı Kerim’dir, Kur’an-ı Kerim ise “kelamdır”, yani hakikatin lisan havzasındaki tezahürüdür. Dünyadaki hakikat, hakikati lisan ile ifade etmiştir, öyleyse onunla kurulacak ilk temas lisan iledir. Ve evet, dünyadaki hakikat (veya hakikatin dünyadaki tecellisi) insanı alıp, hakikatin ta kendisine götürmek içindir. Bu sebeple değil midir ki hakikat “inzal” edilmiştir. “İnzal”… Yani Kur’an-ı Kerim indirilmiştir, buna mukabil ruh da indirilmiştir. Ruh, kendisi dünyaya indirilmeden, Allah’ın kelamı da dünyaya indirilmeden önce ona muhatap olmuştu, ötelerin ötesinde “kelam” muhatabını bulmuştu ve aslında vuslat vaki olmuştu. Dünya, firak alemidir, yukarıda vuslatı vaki olanın aşağıda imtihan olması içindir, imtihanın nihai maksadı da, bidayetindeki safiyete, nihayetinde ulaşmaktır.
Hakikat ile ilk münasebet “kelam” ile kurulmuş olsa gerek, dünyada da ilk irtibat kelam ile kurulur. “Kıylu kal” olan kelam değildir, kelam, “hal”den önce vardır, halden sonra da olacaktır. “Hal neden lüzumludur?” denirse, sözü, kelama çevirebilmek içindir. Kainatın bidayeti “ol” emridir ki kelamdır, varoluş kelam ile başlar, hal ile devam eder. Çünkü “ol” emrinin muhatabının “olması” gerekir, oluş ise haldir.
Lisan, varoluş havzasıdır, o havzada “oluş”un dili inşa edilir, edilmiştir. Lisanın “varoluşu” mümkün kılacak bir havza mahiyeti taşıması, o havzada “oluş”un dilinin muhafaza edilmesi şarttır. Lisan taliminin de bu hedefleri takip etmesi gerekir.
*
Lisan talimini ilkokuldan başlatmak temel yanlışlardandır. Bir bahsin talimi, o bahse ilk muhatap olunduğunda başlar, o bahsin ilk öğrenilme sürecinde başlar, o bahis ile ilk temas kurulduğunda başlar.
Ruhi safhada lisan talimi hususiyet arzeder. O yaştaki lisan talimi, sadece kelime öğretmek veya kelime telaffuz etmek değildir. Ruh hakikatin lisanını bilir, Kur’an-ı Kerim okunduğunda anlar fakat lisan talimi sadece Kur’an-ı Kerim taliminden ibaret değildir. Neticede günlük konuşma ihtiyacını karşılayan kelimelerden başlayarak hayatın her alanındaki lisan öğretilmektedir. Bu sebeple lisan taliminin bir mimari planı olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir