TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-13-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-12-NEFS (BENLİK) SAFHASI-1-

Önce “ben hassası” zuhur eder, sonra bu hassa “benlik” haline gelir, daha sonra ise nefs olur. Bunun üçü de farklı hususiyetlerdir lakin insanın yaşı ilerledikçe nefiste yoğunlaşır ve karar kılar, böylece diğer iki hususiyet görünmez hale gelir. Eğer nefs azmanlaşmışsa, zihni evreni tamamen işgal etmişse, aklı da tasarrufu altına almışsa, “ben hassası” ile “benlik hassasını” kendi bünyesine katar ve müstakil olarak var olmalarına müsaade etmez. Zihni evren, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve güzel bir lisan talimiyle inşa edilmişse, “ben hassası”, “benlik hassası”, “nefs” birbirinden farklılıklarını muhafaza edebilir.
“Ben hassası”, ruhtan kaynaklanır. Ruhi safhada ruh, kendinin başkalarından farklı olduğunu görmeye başladığında, kendi farkını, kendi farklılıklarını ortaya koyar. Bu, ferdiyettir. Ferdiyet, farklı ve bütünlüğü olan bir varlık halidir. Zaten insandaki ferdi farklılıkların kaynağı ruhtur, ruhi hususiyetler yani mizaç hususiyetleridir. Ruhi hususiyetlerin farklılığının zuhur etmesi, “ben hassası” yoluyladır. “Ben hassasında”, nefse nispet edilen benlik yani nefsaniyet yoktur.
Ruha bağlı bir “ben hassası” ihtiyacı açıktır. Ferdiyet ihtiyacı, teklife muhatap olmak için zarurettir. İman mükellefiyeti, ferdi hakikatlerdendir, ferdidir. İçtimai iman olmaz, en fazla mümin bir cemiyetten bahsedilir lakin her ferd ayrı ayrı iman etmiştir ve her birinin imanı, iman kuvveti, iman derinliği kendine aittir, kendine hastır.
Fertler arasındaki farklılıkları izah etmek, “ben hassası” ile kabildir, eğer “ben hassası” kabul edilmez veya “ben hassası” da nefse bağlı bir hususiyet olarak kabul edilirse, “ferdiyet” izahsız kalır. Öyleyse ruhi tezahür olarak “ben” ihtiyacı bedahettir.
İnsan (ferd), kendi mizaç hususiyetleri ile imtihan edilmektedir. Mizacen yükseklik korkusu olan kişi, paraşütçü (hava komando) olmadığı, olamadığı için imtihanı geçememiş sayılmaz. Her insan, “ferdiyeti” ile imtihana muhataptır, ilahi imtihanda her insana kendi kudretince sorular sorulur. Hiçbir insan tüm soruları aynı olan imtihana tabi kılınmaz. Muhakkak ki imtihan sorularının bir kısmı aynıdır, farzlar ve haramlar sarihtir, bunlar müşterek imtihan sorularıdır. Zaten farzlar ve haramlar, insanlığın müşterek tabiat özelliklerine uygundur, ruhi ve bedeni sıhhati yerinde olan her insan, farzları ikame etmek, haramlardan içtinap etmek iktidarına maliktir. Buna mukabil birisinin yüksek zekaya sahip olması, onun ilim ve tefekkür insanı olmasını gerektirir, en büyük faydayı bu alanlarda üretir, bu kişiyi memur yapmak (yapmak da mümkün değil ya), ondaki kıymetleri imha etmektir.
Ruha bağlı “ben hassası” veya ruhun ferdiyeti inşa etmek için “ben hassası” şeklindeki tezahürü, ferd-cemiyet dilemmasındaki yerini tayin içindir. “Ben hassası” zuhur etmeden insan “kendi” olamaz. “Kendi” olmayan, olamayan insan, ferd haline gelemez. Ferd haline gelemeyen insan üzerine hiçbir şey inşa edilemez.
*
“Ben hassası”, lisanın öğrenilme sürecinde mayalanmaya başlar, öğrenmenin bitmesi ve konuşmaya başlanmasıyla zuhur eder. Lisandaki mana haritası, ruhtaki hususiyetlerle irtibat kurar. Ruhi hususiyetler, lisandaki mana haritası içinde kendine uygun olanlara meyleder. Başka bir ifadeyle lisandaki manalar, mizaç hususiyetlerine doğru akar, mizaç hususiyetleri onları celbeder, cezbeder. Mizaç hususiyetlerine uygun bilgiler ve manalar ruh tarafından daha fazla itibar görür, daha fazla benimsenir, daha fazla kullanılır. Zihni evren de bu istikamette inşa edilir.
Ruhi safhada kazanılan bilgiler (öğrenilen lisan) ile zihni evren inşa edilirken, mizaç hususiyetlerine uygun bilgilere itina gösterilir, onlar zihni evrenin baş köşesine yerleştirilir. Mizaç ile zihni evren arasındaki muvafakat, ta ruhi safhada kurulmaya başlanır.
Mizaç ile zihni evren arasındaki tenasüp, istidatların bilgiye dönük olarak tezahürüne imkan verir. İstidatlar mizaç hususiyetleri içinde tebarüz etmiş olanlardır. Bunlar, saf halde kaldığı, zihni evrende altyapısı oluşmadığı ihtimalde tezahür etmezler. Bu çerçevede, eğer lisan talimi kifayetsiz ise ferdin ruhi dünyasında mevcut olan istidatların tezahür etmesi zorlaşır. İstidatlar zihni evrene bile doğmazsa, dış dünyaya nasıl çıkabilir?
Zihni evren insanın ikinci ana rahmidir. Bedeni manadaki ana rahmi (annesinin rahmi), başka birisi (annesi) tarafından temin edildiği için oradaki süreç, ferdi-enfüsi değildir. Zihni evren, ferdi-enfüsi manadaki ana rahmidir, insanın ikinci doğumu burada gerçekleşir. Birinci doğum, ana rahminden ayrılmak ve bir bütünlük kazanmaktır ama buradaki bütünlük insanın “ham hali”dir. Zihni evren ise insanın iç alemindeki ikinci ana rahmidir ve artık kendi kendine oluş sürecine girmiştir.
Zihni evreni ruh inşa eder ama bunu, kendinde bulunan “mahfuz bilgi” ile beraber dış dünyadan aldığı malzeme (lisan, kelimeler, bilgiler) ile yapar. Birinci doğum bedeni bağımsızlık başlangıcı, ikinci doğum ise zihni bağımsızlık sürecinin başlangıcıdır. İkinci doğum gerçekleşmezse, bedeni bağımsızlık kadavra bağımsızlığıdır.
Birinci doğumda bedeni bağımsızlık süreci başlar ama bedeni bağımsızlığın kazanılması (bu sürecin bitmesi) yıllar alır. Hayvanların bir çoğunda olduğu gibi insan doğumla birlikte hayatı yalnız başına yaşayacak hususiyetlere sahip değildir. Aile belli bir yaşa kadar ona bakmak zorundadır. Bu durum ikinci doğumunda da sözkonusudur. İkinci doğumun ana rahmi olan zihni evren, ruhtaki “mahfuz bilgi” dışındaki malzemelerinin dışarıdan alınması itibariyle bebeğin yalnız başına gerçekleştirebileceği bir hamle değildir. Anlaşılacağı üzere insan, hayattaki süreçlerin belli bir parantezine doğuyor, o parantezin bilgilerinden, özelliklerinden derinliğine etkileniyor.
Zihni evren sadece ruhtaki mahfuz bilgilerle inşa edilebilseydi, “ferdiyet” mutlak hale gelebilir, insan içtimai varlık haline gelemeyebilirdi. Aksi durumda yani zihni evren sadece dış dünyadan alınan bilgilerle (malzemelerler) inşa edilseydi, “ferdiyet” meydana gelmez, insan, ferd olmadan cemiyetin bir parçası haline gelebilirdi. Zihni evren, ruhi ve harici bilgilerle birlikte inşa edildiği için, hem ferdiyetini muhafaza etme hem de içtimai varlık özelliğini kazanmaktadır.
Zihni evrenin inşası, insanın, ferdi ve içtimai cihetlerini tayin eder. Ruh güçlüyse, güçlü hususiyetlere (istidatlara) sahipse, zihni evrenin inşasına katkısı fazla olur, bu durumda kişinin ferdiyeti ağırlık kazanır. Ruh zayıfsa, istidat değil de zafiyet sahibiyse, zihni evrenin inşasında güçsüz kalır, bu ihtimalde zihni evren harici malzemelerle (bilgiyle, lisanla) inşa edilir, kişinin ferdiyeti zayıf olur.
Zihni evrenin inşasında ruhi bilgiler ağırlık kazanmışsa idare eden, harici malzemeler ağırlık kazanmışsa idare edilen kişilik oluşur. Bu misalde olduğu gibi bir çok husus zihni evrenin inşa sürecinde belirlenir. Lisan, zihni evren inşasında harici kaynak olduğu için, insanın ikinci doğumunun rahmini lisan talimi gerçekleştiriyor. Lisan talimine bir de bu cihetten bakılmalı, ehemmiyeti anlaşılmalıdır.
*
Zihni evren inşasında mizaç hususiyetleri ile zihni evren arasındaki münasebet, ferdi farklılıkların zuhuruna sebep olur. Ruh, zihni evreni inşa ederken, dışarıdan gelen malzemeler arasında, kendi hususiyetlerine paralel tercihlerde bulunur. Bazılarını benimser (çünkü aşinadır), bazılarını reddeder (çünkü tabiatına mugayirdir), bazılarına lakayt kalır (çünkü ara bölgelerdedir). Ruh, kabul (tercih) ve retlerini, kendi hususiyetlerine göre yapacağı için, zihni havzadaki malzemeler arasında farklılıklar zuhur etmeye başlar. İşte “ben hassası” bu noktada zuhur etmeye başlar. Zihni evrendeki malzemeler arasında tercih yapan ruh olduğu için, ilk zuhur eden “ben hassası”, nefsi değil ruhidir. “Ben hassasının” zuhuru, insanın ikinci doğumudur, insanın kendi kendini doğurmasıdır. Kendi bünyesinde, “kendi” olmasını mümkün kılan ilk doğumdur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir