TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-16-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-15-NEFS(BENLİK) SAFHASI-4-

“Benlik hassası” nasıl doğar veya nasıl zuhur eder veya nasıl meydana gelir? Benlik hassası, ben hassasının müstakil olarak devam edememesi halinde, onun dönüşmesiyle meydana gelir, ben hassası müstakil olarak varlığını muhafaza ederse, ondan farklı ve bağımsız şekilde zuhur eder. Ben hassasının “benlik hassasına” dönüşmesi ihtimalinde “benlik hassası” çok güçlü şekilde zuhur eder, “ben hassasından” bağımsız olarak zuhur etmek zorunda kalırsa, nispeten zayıf doğar. Ki tavsiye edilen budur.
“Benlik hassası”, nefsin kendi bünyesini kazanmadan önceki halidir, başka bir ifadeyle nefsin “cenin” halidir. Nefsin tüm özelliklerini taşımaz ama nefsi meydana getirecek “döl”dür.
Ruhta “saf ferdiyet” merkezi mevcuttur, “ferdi hakikat” bu merkezde tezahür eder, iskan edildiği mekan (mahal) ise kalptir. Bebeklik ve çocukluk süreçlerinde dış dünyadan alınan malzeme (bilgi, tecrübe, kanaat, intiba vesaire) ile iç dünyada zihni evreni inşa edilirken, ruhtaki saf ferdiyet merkezi ile dışarıdan gelen harici malzeme karşılaşır. Harici malzemelerin tamamı, dışarıdaki başka “merkezlerin” mahsulüdür, her malzeme kendi merkezini de (bağlı olduğu, kendini üreten merkezini de) çocuğun zihni evrenine taşır. Dışarıdan sadece malzeme geliyormuş gibi görünse de, aslında her malzeme ile bir merkez de gelir. Malzemelerin bağlı olduğu merkezler, bu malzemelerin hazmedilmesini zorlaştırır. Malzemenin hazmedilmesi, insanın kendi merkezine (ferdiyet merkezine) bağlamasıdır. İnsanın kendi iç dünyasındaki merkezi ile dışardan gelen merkezler arasında çatışma kaçınılmaz hale gelir.
Zihni evrenin inşa edildikçe öğrenme ve anlama maharetleri gelişir, çocuk, hayatta kendi iç dünyasındaki merkezden başka merkezler olduğunu görmeye başlar. Çocuk, içinde yaşadığı içtimai havzada, kendinden başka insanlar yani merkezler olduğunu görür, farkeder. Dışardan aldığı malzemenin onlara ait olduğunu, kendinin bir mülkiyete (bilgi üretimine) sahip olmadığını zihni derinliklerinde hisseder. Bu hissediş umumiyetle “mülkiyet” hissinin zuhur ettiği dönemde gerçekleşir. Mülkiyet, mühim hissi akışlardan biridir ve akıl öncesi dönemde zuhur eder. Aklın kaynaklarından birisi de zaten bu duygudur.
Mülkiyet hissi, mal iktisabıyla sınırlı bir hadise değil, mal iktisabı aslında mülkiyet hissinin küçük bir damarını teşkil eder. Mülkiyet hissi hayatın her alanına sirayet eden, her alanda farklı şekil ve özelliklerle tezahür eden, bu sebeple de sadece mal iktisabıyla sınırlı anlaşılan temel mizaç hususiyetlerindendir. İktidar kullanmanın her çeşidi mülkiyet hissinin tezahürüdür, iktidarı da siyasi iktidarla sınırlı anlamamak gerekir. Bir adet işçi çalıştıran bir esnafın işçisi üzerindeki tasarruf şekline bakıldığında görülecektir ki tam bir mülkiyet iddiası ve tavrı mevcuttur. Hocanın talebe üzerinde, amirin memur üzerinde, patronun işçi üzerinde ila ahir birçok münasebet çeşidinin zihni kaynakları mülkiyet hissi üzerine kuruludur.
Mülkiyet hissinin zuhur etmeye başladığı an, “benlik hassası”nın doğum anıdır. Başka bir ifadeyle “benlik hassası”, doğumunu, mülkiyet hissinin açtığı mecrada gerçekleştirir. Bundan ibaret değildir tabii ki, derinlerde birçok hadise kaynaşmaktadır fakat mülkiyet hissi, benlik hassası ile birlikte nefs için de tayin edici hususiyetlerden biridir.
Mülkiyet hissi (iştiyakı, iştihası, arzusu) zuhur etmeye başladığında, zihni evren bir merkeze ihtiyaç duyar. Mülkiyet hissi, merkez olmadan akmaya devam edemez, ya mihverinde akacağı bir merkez vardır veya mihverinde akacağı bir merkezi kendisi inşa eder. Mülkiyet hissi zuhur ettiğinde, başka birçok zihni unsurun da katkısı ile “benlik hassası” şekillenmeye başlar. “Ben” demekle “benim” demek arasındaki fark unutulmaya başlandı, oysa “ben” ifadesi “ben hassası”, “benim” ifadesi ise “benlik hassası”nı gösterir. “Benim” ifadesi, mülkiyet hissinden sonra kullanılmaya başlanır.
Mülkiyet ifade eden “benim” tabirini kullanmak için bir “merkez” olması gerekir. Mülkiyet, merkez ile muhit arasındaki münasebet çeşitlerinden biridir, mülkiyet edinenle, mülkiyet edinilecek varlık gerekir. Mülkiyet edinecek olan, zihni evrenin merkezidir, mülkiyet hissi zuhur ettiğinde zihni evrende mülkiyet edinecek ve “benim” diyecek bir merkez şarttır.
*
Lisanın öğrenilmesiyle birlikte dış dünyadan zihni evrene bilgi (her türlü malzeme) akışı artar ve hızlanır. Zihni evren kısa sürede bir malzeme yığınına döner. Zihni evrene nakledilen malzemeler, “yığın” yani moloz halinde taşınamaz, malzemeyi bu şekilde taşıma, muhafaza etme, kullanma çabası malzemeyi çok ağır bir yük haline getirir. Zihni evren hem inşa edilirken hem de malzemeleri depolarken mutlaka bir nizama ihtiyaç duyar, nizam ise merkeze…
“Ben hassası”, çok erken zuhur ettiği için, aslında zihni evren hiçbir zaman merkezsiz kalmaz. Ta inşa faaliyeti başladığından itibaren bir merkeze sahiptir. Burada izah etmeye çalıştığımız mevzuu, “benlik hassasının” zuhuru ve merkezleşmesi meselesidir. “Ben hassası”, ruha bağlı bir merkez olarak zihni evrenin inşasını yürütür, dış dünya ile iç dünya arasındaki farklılıklar zuhur etmeye başladığında, özellikle de mülkiyet hissi ortaya çıkmaya başladığında, “ben hassası” kendini muhafaza edecek durumdaysa biraz geri çekilir ve “benlik hassası” da zuhur etmeye başlar. “Ben hassası” mülkiyet edinmez, “benlik hassası” mülkiyet edinir. O geçiş sürecinde ya “ben hassası” “benlik hassasına” dönüşür veya “benlik hassası” müstakil olarak zuhur eder.
“Ben hassasının” kendini muhafaza etmesi ihtimalinde “benlik hassası” neden ve nasıl doğar? Çünkü “ben hassasında” ve tabii ki ruhta “mülkiyet edinme iştiyakı” yoktur. Mülkiyet iştiyakının kaynağı nefstir. Pekala nefs, ruhta olmayan mülkiyet hissini nasıl üretebilir? Ruhta temel iki hususiyet var, mensubiyet ve hakimiyet… Mensubiyet, imandır. Hakimiyet, eşya zapt ve teshir etmektir. Bu dahi imana ait bir hususiyettir, imanın mütemmimidir. Allah Azze ve Celle’ye iman, O’nun dışındaki varlıklara hakimiyet… Allah Azze ve Celle dışındaki (dünyadaki) varlıklara hakim olmadan, O’na iman etmek kabil değil. Dünyada herhangi bir şeye mahkum olmak, onu ilah edinmek değil midir?
“Benlik hassası” ve nefs, ruhtan kaynaklanan “hakimiyet” tavrını ve hamlesini, mülkiyete tahvil eder. Hakimiyette mülkiyet yoktur, zira ruhun hakimiyeti, Allah’a mahkum olmanın altyapısını kurmak içindir. Nefsin hakimiyeti ise kendi ilahlığını ilan içindir, bu sebeple de ruhtan akıp gelen hakimiyet hissini, kendi bünyesinde yeniden harmanlayarak mülkiyete tahvil eder. İşte halife ile diktatör arasındaki ruhi farklılık… İkisi de hakimdir fakat diktatörün hakimiyeti mülkiyet muhtevalıdır, bu sebeple de kendi nefsinde merkezleşir, halifenin hakimiyeti ise iman muhtevalıdır ve kendisiyle birlikte cemiyeti Allah’a götürür, yöneltir.
*
Lisanın öğrenilme aşamasında ve öğrenildikten sonraki aşamada dış dünyadan zihni evrene nakledilen bilgiler, zihni evrene yabancıdırlar. Ruhta mahfuz olan dolayısıyla aşina olunan bilgi değildir. Dışarıdan gelip zihni evrene yerleşen bilgilerle, kendine ait olan ile harici olan, aşina olunan ile yabancı olunan arasında bir farklılık oluşur. Zihni evren yabancı olan ile olmayanı bilir, ruh, zihni evreni inşa ederken bu bilgiyi zeminine döşemiştir.
İnsanın zihni evreninde, kendine ait olan ile olmayanın farklılaşmaya başlaması, kendine ait bir merkez ihtiyacını doğurur. Kendine ait olan ile yabancı olanı tefrik edecek, yabancı olan kendine maledecek bir merkez ihtiyacı, zaruret derecesindedir. İşte “benlik hassasının” zuhur ettiği nokta burasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir