TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-19-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-18-NEFS(BENLİK) SAFHASI-7-

“Benlik” aşamasında talim ile birlikte terbiye de vardır. “Benlik” aşamasının hususiyetleri dikkate alındığında tatbik edilecek terbiye, “edep ve haya” terbiyesidir.
“Benlik” aşamasında çocuk, daha içtimai bir varlık haline gelmemiştir. Yeni konuşmaya ve yürümeye başlamış, aile içinde yaşayan, cemiyete çıkmamış, yabancılarla birlikte olduğunda da ahlaki mükellefiyetlere muhatap olmayan birisi halindedir. Aile içinde yaşayan çocuk, mahremiyet içinde yaşamaktadır, ebeveyni çocuğu çıplak halde görmekte, ihtiyaçlarını karşılarken zaten çıplak görmek durumundadır. Böyle bir hayat çerçevesine sahip olan çocuk için ahlak talim ve terbiyesi kabil değildir.
Pipileriyle oynandığı bir çağda çocuğa ahlaki terbiye vermek kabil değil, ahlaki terbiyenin verilebilmesi için içtimai çerçevenin oluşması, çocuğun içtimai sahaya çıkması gerekiyor. Bu aşamada ahlaki terbiye verilmeye çalışılsa da netice alınması mümkün olmaz.
*
Edep bir kişiliktir, ahlak ise kalabalıklar (cemiyet) içindir. Fakat edep, aynı zamanda ahlakın “nüvesi” ve muhtevasıdır. Edep olmadan ahlak değil içtimai zorlama olur. İçtimai zorlama (müeyyide) ahlakı, cemiyeti ve ferdi korumak için zarurettir ama ahlak insanın derunundan kaynaklanan ruhi hassasiyet olmalıdır. Ahlak, içtimai müeyyide ile muhafaza altına alınmıştır ama temelinde rızaidir, iradidir, ruhidir.
“Benlik” aşamasında “ben hassasını” muhafaza etmek, ruhi mecrayı temiz ve canlı tutmak için “edep terbiyesi” şarttır. Edep, “benlik” merkezinde gerçekleşmez, “ben” merkezi yok olmuş, ruhi mecra açılamamış, iman mecrası oluşturulamamışsa, edep zuhur etmez. Ruhi ve zihni şartları olmayan edep terbiyesinden vazgeçilmez, edep terbiyesi ruhi ve zihni şartları oluşturmaya da matuftur.
Edep terbiyesi ile iman talimi birlikte yapılır. İman talimi yoksa edep terbiyesi netice vermez, zira o yaşta bile olsa insanın sebep (gerekçe) ihtiyacı vardır. Çocukta o yaşta akıl teşekkül etmediği için edebin gerekçesini anlamayacağı düşünülür, bu düşünce yanlıştır. Zaten bu yanlış düşünceden dolayı bir yaşa kadar çocuklar talim ve terbiyeden muaf tutulmaktadır. “Benlik” aşamasındaki çocuğun gerekçeyi (sebebi) anlaması mümkündür fakat dışarıdan anladığını anlamak kabil olmuyor.
İman talimi, ruhi talimdir. “Benlik” aşamasındaki iman talimi, “ben” merkezini canlı ve müstakil halde tutacağı için, iman talimi ruha hitap eder. Ruha hitap eden iman (hakikat) talimi, ruh tarafından anlaşılır. “Ben” hassasının canlı şekilde devam ettiği her aşamada ruh doğrudan anlama faaliyetini devam ettirmektedir.
İman talimi, “niçin” sorusunun cevabıdır, edep terbiyesi ise “nasıl” sorusunun cevabı… “Şu şekilde davranman gerekir” talim ve telkinine karşı çocuğun, “neden” sorusuna verilecek cevap, “Allah ve Resulü öyle istiyor”dur. O yaşa kadar ruh, dünyadan pek bir şey almamış, anlamamış, dünyayı fazla da dert etmemiştir. Buna mukabil, evvelinde muhatap olduğu hakikati bilir, tanır. “Allah böyle istiyor” cevabından başka bir şeyi ruh anlamaz, anlamak istemez. Ruh bu cevaptan başka her cevabı umursamayacağı, umursamadığı için, o yaşlarda iman talimi ve edep terbiyesi dışındaki tüm çabalar boşa çıkar.
Materyalist ve pozitif dünyanın o yaşlarda çocuklara herhangi bir eğitim-öğretim verememesinin sebebi, ruhun Allah’tan başkasına yönelmemesidir. Gerekçesi “Allah”, “Allah’ın emri”, “Allah’ın isteği” olmayan hiçbir talimi kabul etmez. Buna rağmen pozitif anlayışın sıfır-altı yaş aralığında bazı eğitim-öğretim çalışmaları olduğu, bu çalışmaların bazı neticeler verdiği hususu izah edilmelidir.
“Benlik” aşamasında gerekçesi “Allah” olmayan eğitim-öğretim (talim ve terbiye değil) faaliyetlerinin kısmi netice almasının sebebi, “benlik” merkezinin ruhtan bağımsızlaşmaya başlamasıdır. “Ben” merkezinin oluştuğu, “benlik” merkezinin teşekkül etmediği bir önceki aşamada gerekçesi “Allah” olmayan hiçbir talim ve terbiye teşebbüsü netice vermez. Fakat o aşama hem kısa hem de test edilebilme istidadında olmadığı için, meselenin anlaşılması zorlaşıyor. Hem Allah’ın hem de ruhun kendini perdeleme, gizleme, zuhurunu müphemleştirme hikmetinin müşahede edilebildiği noktalardan biridir.
“Benlik” aşamasında insan iç dünyasında (zihni evreninde), ruhtan nispeten bağımsızlaşabilmiş bir “benlik” merkezi olduğu için, gerekçesi Allah olan talim ve terbiye tatbikatlarının dışındaki eğitim-öğretim çabaları da nispeten netice verir. “Benlik” merkezi, dünya ile temas kurabilmiş, harici malzemeleri iktisap etme özelliğini ve gücünü kazanmış, bu sebeple öğrenmeye başlamış haldedir. Öğrenme, meselenin özü bu…
“Benlik” hassası öğrenme istidadını kazanmış olarak merkezleşiyor. Ruhi safhada doğrudan ruhun öğrenmesi ve anlamasına mukabil nefs safhasının “benlik” aşamasında, anlama (idrak faaliyeti) ruhla birlikte kalıyor, öğrenme ise “ben” ve “benlik” merkezlerinde devam ediyor. Bu safhada ve aşamada “benlik” merkezi anlamıyor ama öğreniyor.
Ruha ve tabii olarak “ben” merkezine hitap etmeyen talim ve terbiye, “benlik” merkezinde öğretim faaliyeti olarak gerçekleştirilebiliyor. Lisanın oluşmasından (çocuğun konuşmaya başlamasından) sonra zihni evren “öğrenme” istidadını kazanıyor. Gerekçesi mavera olan talim ve terbiye faaliyetlerinde “ben” merkezi, bunların dışındaki öğretim faaliyetlerinde ise “benlik” merkezi öğrenmeye ve gelişmeye devam ediyor.
Pozitif öğretim anlayışının “benlik” aşamasında öğretim faaliyetlerinde bulunabilmesi, “benlik” merkezine dönük olarak mümkün oluyor. Fakat bu tür bir öğretim faaliyeti, asla terbiyeyi (kendi dilleriyle eğitimi) gerçekleştiremiyor. Bu çerçeveden bakıldığında, “benlik” aşamasındaki talim ve terbiye bizim (Müslümanların) inhisarında, pozitif düşünceye kalan ise öğrenme faaliyetinden ibaret.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir