TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-20-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-19-NEFS(BENLİK) SAFHASI-8-

“Benlik” aşamasında “benlik” merkezinin öğrenme faaliyeti, gerekçesi mavera olan talim mahiyetinde olmadığı için, sadece dışarıya (dış dünyaya) dönük teşebbüs olarak kalıyor, bu, dış dünyanın zihni evrene taşındığı manasına geliyor. Sadece dış dünyaya dönük öğrenme faaliyeti, insanın kendi iç aleminde (kalbi ve ruhi evreninde) derinleşmesine mani oluyor. Bu süreç neticesinde ortaya çıkan zihni evrenden “ferdi şahsiyet” zuhur etmiyor.
Materyalist ve pozitif dünya görüşlerinin eğitim-öğretiminden geçen insanlar “ferd” değil, kalabalıkların parçasıdır. Oysa iddiaları tam aksi istikamette istikrar kesbetmiştir. Mevzumuzdan uzaklaşma pahasına bu hususa temas edelim çünkü tam yerine geldik.
Ferd olabilmek, şahsiyet inşa edebilmek, insanın “kendine ait” olanlarla mümkün. Sadece dışarıdan (cemiyetten) aldıklarıyla inşa edilen zihni evren, “ferd” olmaya, şahsiyet inşa etmeye müsait değildir. Zaten ferd olmak, kendine ait olanlarla veya kendine ait olanların merkezleştiği zihni evrenle kabildir.
“Benlik” merkezinin tabiatı zaten çoğunlukla dışarıdan alınanlarla teşekkül eder. Buna mukabil “ben” merkezi, ruhtan aldıklarıyla (insanın kendine ait olanla) dışardan aldıklarını harmanlar, ruhtan aldıklarının mihverinde bir zihni evren inşa eder. “Ben” merkezinin yok olduğu, zihni evrenin “benlik” merkezinin tasarrufuna kaldığı insanlar, “kendileri” olamazlar, “ferd” haline gelemezler, “şahsiyet” inşa edemezler. Çünkü dışarıdan alma işlemi ölüme kadar devam eder, sürekli dışarıdan alınan bilgilerle zihni evren beslenir. “Benlik” merkezine, nefse, bunlara bağlı olarak teşkil edilen akla düşen ise dışarıdan aldıkları arasından seçim yapmaktır. “Seçim”, ferd olmaya kafi değil çünkü seçim, başkalarının ürettikleri arasında tercihte bulunmaktır. Oysa ferd olabilmek, şahsiyet inşa edebilmek, münhasıran kendine ait olanların ağırlık merkezini oluşturması şartıyla dışarıdan alınan malzemenin yoğrulması, harmanlanması ve yeni bir şey inşa edilmesiyle mümkündür.
“Ben” hassası yok olur, “benlik” hassası tek merkez haline gelirse, dışarıdan alınanlar malzeme mahiyetini kaybeder, doğrudan zihni evrenin esası olur. Zihni evren sadece dışarıdan alınanlarla inşa edilmeye başlandığında insan sadece öğrenme sürecine mahkum olur. Sadece öğrenen buna mukabil anlama istidadı kazanamayan kişiler, toplumun (cemiyetin değil) parçası olmaya mahkumdur.
*
“Benlik” aşamasından nefse ulaştığında nefsin sahip olduğu mizaç hususiyetleri zuhur eder. Nefs tabiatı itibariyle dünyaya aittir, dünya (bir cihetiyle) toplumdur. Nefs, toplumda (cemiyette değil) yaşamanın, arzularını yerine getirmenin kuralsız çabasına sahiptir. Menfaatin tek esas olduğu bir zihni evren, ferdiyete geçit vermez. Nefs merkezli ferdiyet kurulamaz.
Nefs, nefsten (başka birinin nefsinden) hoşlanmaz ama ruh ruhu arar, onunla ünsiyet kurar. Nefs merkezli zihni evren tertibi, insani ferdiyeti inşa edemez, hayvani ferdiyeti (ki bu ferdiyet değil) oluşturur. Nefs, mülkiyet talebinde bulunur, muhatabı insansa insan üzerinde de mülkiyet talebinde bulunur, oysa muhatabında da aynı talepte bulunan bir nefs vardır, bu sebeple nefsler arasında sadece çatışma vardır.
Nefs, diğer nefislere tahammül edemediği için onlarla birlikte yaşayamaz, bu sebeple ferdileşme (ferdiyet inşası değil) sürecine girer, yalnız yaşamaya başlar. Batıdaki içtimai hayat tam olarak böyle bir süreç yaşamış, herkes imkan bulduğunda yalnız yaşamaya başlamıştır. Ne var ki nefs yalnız yaşayamaz çünkü nefs dünyadır, dünyaya meyyaldir. İşte bu derin tezat batılı insanın hayatına “hayvan”ı sokmuştur, evlerinde, yatak odalarında, mutfaklarında hayvanlarla birlikte yaşamaya başlamışlardır. Üretebildikleri ferdiyet (ki ferdiyet değil) nefs merkezli olduğu için “hayvani ferdiyet”tir, bu sebeple insanlarla birlikte yaşayamıyor ama hayvanlarla birlikte yaşıyorlar. Hayvanlaşma temayülünün adını da “hayvan sevgisi” koydular. Bir varlık, kendi cinsini sevmeden başka varlık cinslerini sevemez, sevme iddiasında bulunamaz. İnsanlarla birlikte yaşama istidat ve iştiyakı ruhtadır, nefs, insanlarla birlikte yaşayamaz, diğer insanlardaki nefse tahammül edemez. Ruh ruhun dostudur ama nefs nefsin düşmanıdır. Ufukları nefste kalan batılı felsefe ve siyaset adamları da, “insan insanın kurdudur” hezeyanını savurmaktan başka bir düşünce üretemezler.
Bu mesele çok uzun, burada konumuzla ilgili kısmına temas etmekle yetindik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir