TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-25-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-24-NEFS(BENLİK) SAFHASI-13-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye…
Nefs safhasındaki talim ve terbiye faaliyetleri, “ruhi mecranın” açılması, açılmışsa kuvvetlendirilmesi, ruhi mecra içinde iman talim ve terbiyesi, “nefs terbiyesi”, “benlik inşası”, “hassasiyet inşası” ve “akıl inşası” başlıklarından ibarettir. Alt başlıkları çoktur, bunlar ana başlıklardır.
Nefs safhası, insanın bedeni ve zihni inkişaf seyrinin büyük mesafe katettiği bir devredir. İnsan ile ilgili altyapıların tamamlandığı bir safha olduğu için, insan bütünlüğüne dönük talim ve terbiyenin zamanıdır. Nefsten önceki safha, insanın altyapı bakımından tamamlanmadığı, bu sebeple bazı hususiyetlerin zuhurunun beklendiği bir devirdir.
Nefsin bünyeleşmesi ve tüm vasıflarını kazanması, akıl inşasının altyapısını meydana getirir. Nefsin tamamlanmadığı, bazı hususiyetlerinin zuhur etmediği devir, aklın inşasının tamamlanmasına mani olur. Nefsin tamamlanmaması, insani duyguların tamamının zuhuru için şartların gerçekleşmediğini de gösterir. Duygu çeşitlerinin tamamı zuhur şartlarını bulamaz ve zuhur etmeye başlamazsa, kalbi ve zihni evren kendini gerçekleştirmiş olmaz.
Nefsin tamamlanması birçok sebeple lazımdır. Nefs tamamlanana kadar tatbik edilecek tüm talim ve terbiye usulleri, “insan bütünlüğüne” yönelik değil, kısmi mahiyet taşır. Kısmi (ve cüzi) talim ve terbiye, insan bütünlüğünü görmeyen, bilmeyen, anlamayan eller tarafından gerçekleştirildiğinde, insan bütünlüğünün gerçekleşmesi geciktirilir, bazı hususiyetlerin zuhur etmesi tamamen engellenmiş olabilir. Kısmi talim ve terbiye tatbikatları, bütünlük içindeki yeri bilinerek yapılmalı, bütünlüğe dönük olarak sürdürülmelidir.
Nefs kendini tamamlayana kadar insandaki ruh-nefs merkez mücadelesi başlamaz, başlarsa ciddi noktalara ulaşmaz. Ruh-nefs çatışması zuhur etmediğinde imtihan başlamaz çünkü insan tabiat bütünlüğü gerçekleşmez. Nefs, ruha isyan edecek kadar kendine gelemediğinde, kendini tamamlayamadığında, kendi başına yaşayacak güce ulaşamadığında, aklın teşekkül ve faaliyet için ihtiyaç duyduğu ruh-nefs gerilimi meydana gelmez. Ruh-nefs gerilimi yoksa “doğru-yanlış”, “iyi-kötü”, “güzel-çirkin”, “faydalı-zararlı” tercihinin altyapısı oluşmaz. Zaten ruh çok derinlere kaçar da zihni evren kayıtsız şartsız nefse teslim olursa, bu tercihler ortadan kalkar, nefs, sadece menfaatler arasında tercih yapmaya başlar.
Ruh-nefs gerilimi bittiğinde, imtihanın kalbi ve zihni altyapısı kaybolur. Eğer nefs mutlak galip gelmiş, nefsi işgal etmiş, kalbi karartmış olursa, imtihanın altyapısı menfi istikamette istikrar kazanmış olur, dolayısıyla imtihan menfi şekilde neticelenmiş olur. Eğer bu istikrar bozulmaz, ruhi hamle gerçekleşmez, yeniden ruh-nefs gerilimi başlamazsa, bu şekilde ölüm vaki olursa, imtihan net bir şekilde neticelenmiş olur. Bunlar, kalpleri mühürlenenlerdir. Bu ihtimal, mecazi anlamda ruhun ölmesidir.
Ruh-nefs gerilimi ruhun mutlak galibiyeti ile bitmişse, nefs terbiyesi nihayetine varmış, nefs aslına irca edilmiştir. Ruhun mutlak galibiyeti, imtihanın kalbi ve zihni altyapısının, müspet istikamette istikrar kazanmasıdır. Fakat bu ihtimalde nefsin her an nüksetme, hortlama, hamle yapma istidadı mevcuttur, bu sebeple hak vaki olana kadar teyakkuzda olmak şarttır. Bu sebeple hangi hal ve seviyeye ulaşılmış olursa olsun, Şeriat-ı Ahmediye’nin mükellefiyetleri bir milim eksilmeksizin devam eder. Bunlar, “ölmeden önce ölen” büyük şahsiyetlerdir, nefs aslına irca edildiği için mecazi anlamda ölmüş gibidir.
Bu iki ihtimalin birincisi kafirler için sözkonusudur, Müslümanlar birinci ihtimalden müstağnidir. Sadece iman etmek bile nefsin mutlak galibiyetine manidir. İkinci ihtimal ise Müslümanlara mahsustur ama tasavvufun mecrasının altından kalkacağı bir yüktür. Müslümanların “ölmeden önce ölen” az sayıdaki istisnası dışındaki tamamı, birinci ihtimalden müstağni, ikinci ihtimali nihai maksat edinmiş halde, ikisinin ortasında bulunur. İşte İslam maarifinin hedef kitlesi bunlardır. “Ölmeden önce ölmek” maksadını hayatının tek gayesi edinenler, doğrudan tasavvuf mecrasına girmeli, tasavvufun talim ve terbiyesine tabi olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir