TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-26-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-25-NEFS(BENLİK) SAFHASI-14-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye bahsinin birinci konusu, ruhi mecra yani iman mecrasıdır.
Ruhi safhadan tevarüs eden bu bahis, nefs safhasında da devam eder. Ruhi safhadaki iman talimi, nefs safhasında hem talim hem de terbiye halini alır.
Ruhi safhadaki Kur’an-ı Kerim tilaveti ve tevhid zikri, bu safhada da ısrarla devam ettirilmelidir. Zaten bunlar ömür boyu devam etmesi gereken bir talimdir. Israrlar devam ettirilmesinin temel sebebi, ruhun, hakikati, hakikatin diliyle anlamasıdır. Hakikati, hakikatin dili dışında anlayacak olan akıldır, akıl hakikati, kendi (aklın) dilinde anlar. Nefs safhasında talim ve terbiye hem ruha yönelik olarak devam edecek hem de akla yönelik tatbikatlara başlayacaktır.
Nefs safhasında akıl inşası gerçekleştiği için, artık iman talimi, sadece tilavet ve zikirden ibaret olmaktan çıkmış, öğrenme ve anlama sahalarında da tatbikatlara ihtiyaç hissetmeye başlamıştır. Akla dönük olarak gerçekleştirilecek iman talim ve terbiyesi, İslam’ın ana haritasının talimi ve “hassasiyet” geliştirecek terbiyedir.
*
İslam’ın ana haritası, Müslümanların zihni evreninin ana haritasıdır.
İman, ruhi bir yöneliş, ruhi bir hamle, ruhi bir haldir. Ruhi hallerden olması, onu izah etmeyi zorlaştırır. Ruhi hali oluşturmak için Kur’an-ı Kerim tilaveti ve tevhid zikrine ihtiyacımız var. Meselenin deruni yönü böyledir ama bir de zihni evrene ait kısmı var. Kalbi evrenin tabiatı “hal” üzeredir, zihni evrenin tabiatı ise “bilgi” temellidir.
Ruhun (ve kalbin) gıdası tilavet ve zikirdir ki ikisi de aynı mahiyettedir. Tilavet zikirdir, zikir de tilavet… “Kalpler ancak Allah’ı, onun isimlerini, onun beyanını zikir ile tatmin olur”. O’ndan olan, O’na ait olan her şeyin zikri, tilaveti, ruhun gıdası, kalbin gıdasıdır. Buna mukabil zihnin ve tabii ki aklın gıdası ise bilgidir. Akıl, tilavet ve zikirden beslenir ama doğrudan değil dolaylı olarak, ruhun ve kalbin tilavet ve zikirden beslenmesi, aklın, ruh ve kalpten aldığı besinin muhtevasına nüfuz etmesidir. Akıl, tilavet ve zikir ile beslenmiş olan kalpten aldığı besinin maveraya ait muhteva ile harmanlanmış olmasından fevkalade faydalanır.
Zihin bilgi ile beslenmesi, ona verilecek bilginin de seçilmesini gerektirir. Zihin, herhangi bir bilgi ile de beslenir ama Allah’ın beyanı ile tabii ki fevkalade beslenir. Hayata, dünyaya, nefsin hoşuna gidenlere türden bilgilerle de beslenen zihin, hangi besini alırsa ona uygun eserler vermek gibi bir özelliğe sahiptir. Zihnin bilgi ihtiyacı nefsi besleyecek cinsten bilgilerle karşılanırsa, ortaya çıkan zihni evren ve bu evrenin eserleri, nefsin hoşuna gidecek cinsten olur. Bu durumda zihni evrende oluşmaya başlayan aklın bünyesi de nefs tarafından işgal edilmiş olur.
*
Nefs safhasında zihni evrenin bilgi ihtiyacı artar. Bu ihtiyaç, öncelikle imanın bilgi boyutuyla karşılanmalıdır. İman taliminin en yoğun olduğu devir, zihni evrenin bilgi ihtiyacının azami seviyede olduğu nefs safhasıdır ve bu safhanın başlarıdır. Bu noktada tatbik edilecek olan iman talimi, imanın bilgiye dönük yüzüdür.
İmanın bilgi boyutu, İslam’ın ana haritasıdır. Dikey ve yatay olmak üzere ana harita zihni evrenin koordinatlarını oluşturacak şekilde zerkedilmelidir. Allah Azze ve Celle ve O’nun beyanı olan Kur’an-ı Kerim ilk sıraya konulmalı, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam O’ndan vahiy alan, vahyi en mütekamil şekilde anlayan, anlatan ve tatbik eden son Resul ve Nebi olarak ikinci sıraya konulmalı, beyanları ve tatbikatlarının, vahyi merkeze almak üzere “din inşa” etmeye yönelik olduğunu, bu iki merkezin “dinin yekununu” teşkil ettiği anlatılmalı, davranışlarla gösterilmeli, tatbikatlarla yerleştirilmelidir. Vahiy ve Sünnetin “iman bahsi” olduğu, tartışma dışı bulunduğu, akla, sadece anlama cehdi ile konu edilebileceği söylenmeli, bu esasların ruhuna kadar sirayet etmesi temin edilmelidir.
Allah ve Resulünden sonra, onlara zaman ve mekan olarak yakınlık, akıl ve idrak olarak yakınlık, iman ve hassasiyet olarak yakınlık derecesine göre hürmet listesi oluşturulmalı, onlara farklı yakınlık çeşitlerinin olduğu, her yakınlık çeşidinin kendi sahasından olmak üzere “kıymet” ifade ettiği öğretilmelidir. Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize zaman ve mekan olarak yakın olanlar, sahabe, tabiin, etba-i tabiindir. Akıl ve idrak olarak yakın olanlar, tasavvuf ehli, ilim ehli, tefekkür ehli olanlardır. İman ve hassasiyet olarak yakın olanlar, salih kullar, takva sahipleri gibi halleri kurbiyet ifade eden Müslümanlardır.
Hakikat, Allah Azze ve Celle’nin beyanında mündemiçtir, yeryüzünde hakikatin kendisine bildirildiği, hakikati mütekamil şekilde anlamış ve anlatmış, onu ehliyet ve liyakatle temsil etmiş olan Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizdir. O’na iman etmek şartıyla herhangi bir şekilde yakın olmak, hakikate yakınlıktır, vukufiyettir, temsiliyettir. Bu cihetle kıymet merkezine her türlü yakınlık, kıymet ifade eder.
*
Tasavvuf, ilim ve tefekkür ehline hürmet etmek öğretilmelidir. Alimlere hürmet etmeyen, hürmet etmesi gerektiğini bilmeyen ve anlamayan insanlar, ilme hürmet etmiyorlar, ilim için gayret göstermiyorlar, sığ akıllarıyla mealinden okudukları Kur’an-ı Kerim ile en büyük alimden bile daha fazla şey anladıklarını iddia ediyorlar. İlmin imha edilmesi, ilim adamına hürmet edilmemesi, idrak faaliyetini ortadan kaldırıyor, öğrenme ile iktifa eden sığ bir akıl oluşturuyor. İlme ve alime bile hürmet etmeyen bir insanın, hayatta herhangi bir şeye kıymet vermesi mümkün değil, bu tür akıl (ahmaklık) sahipleri, Kur’an-ı Kerim’i de hassasiyetsiz, dikkatsiz, muhabbetsiz, hürmetsiz şekilde okuyor, ayağı ayağının üzerinde pervasız bir eda ile okuduğu mealden hükümler çıkarıyor.
Hürmeti olmayanlar için ilim yoktur, ilmi yok sayanlar (mealden okuyanlar) Kur’an-ı Kerimi yok sayıyorlar. İki kelimelerinden birinin Kur’an olmasının bir ehemmiyeti yok, bunlar Kur’an-ı Kerimi nasıl anlayacaklarını bile bilmedikleri için, ona muhatap olma imkanından mahrumlar.
İslam’ın ana haritası sabitlenmiş olarak çocuğun zihni evrenine, bu evrenin merkezine, o merkezin derununa (kalbe) gömülmelidir. Gömülmelidir ki akıl o evrende teşekkül ederken, İslam’ın ana haritasını kendine yol haritası edinsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir