TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-27-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-26-NEFS(BENLİK) SAFHASI-15-

Nefs safhasındaki talim ve terbiye bahsinin ikinci konusu, hassasiyet inşasıdır.
Aslında o çağda çocuğun zihni evreninde hassasiyet inşa etmek mümkün değil, yapılması gereken iş “hissiyat” inşasıdır. Fakat hissiyat inşasının nihai menzili “hassasiyet” inşası olduğu için, hissiyat inşasını bu menzile uygun şekilde gerçekleştirmek gerekir. Hassasiyet, aklın da teşekkül ettiği bir zihni evrende gerçekleştirilebilir, bu safhanın başlangıcında akıl teşekkülünü tamamlamadığı için, hassasiyet neticesine ulaşacak süreci, hissiyat ile başlatmalıyız
Hissiyat, bilginin duygu ile harmanlanmasıdır, yalnız başına bilgi hissiyatı oluşturmayacağı gibi yalnız başına duygu da hissiyatı oluşturamaz. Kelimenin lügat manasından hareketle, sadece duygu malzemesiyle oluşturulabileceği zannı yanıltıcıdır. Hissiyat, ya bilginin duygu ile yoğrulması neticesinde veya duygunun bilgiyle yoğrulması neticesinde elde edilir. Bazı durumlarda birinci sıradaki gerçeklikten faydalanılır, bazı durumlarda ise ikinci sıradakinden…
*
Ruhi safhanın bitip, nefs safhasının başladığı çağdaki çocuğun imanı, saf duygudur. İmanın hakikati zaten ruhi temayül olduğu için, tefekkürden ziyade hissi mahiyet taşır. Fakat ruh dünyaya gelip de bedene taalluk ettiğinde, zuhur eden her iç alem merkezinin iman etmesi gerekir. İmanın hakikati, ruhun imanıdır ama insandaki nefs ve akıl gibi merkezlerin, zihni ve kalbi evren gibi iç alem havzalarının da iman etmesi gerekir. Ruh zaten evvelinde iman etmiş haldedir, taalluk ettiği bedenle birlikte ortaya çıkan insan terkibinde istidadı olan her şeyin iman etmesi şarttır. Bu sebeple saf ruhi iman, imtihanın talep ettiği iman değildir. Tüm bunlara rağmen imanın tabiatı duygudur ve hakikati de ruhi temayüldür.
Hissiyat, İslam’ın iman mevzularına, iman mevzularının meratip (hiyerarşik) nizamına ruhi bir alaka, ruhi bir temayül, ruhi bir sahiplenmedir. Duygu, ruhun saf tezahürlerinden (nefsin tezahürü olan duygular da var, bunlar ayrı konu) olduğu için, İslam’ın nizami bütünlüğüne karşı ruhi temayül, hissi tezahürlerle gerçekleşir. Öyleyse hissiyatın oluşması, aşk, muhabbet, hissi temayül, hürmet, itina, kıymet gibi kaynağı ve özü ruh olan “haller” ile mümkündür. Muhabbet duyulmayan bir mevzuu veya varlık, imana konu yapılmış olamaz, ruhi bir temayül emaresi yoksa imandan nasıl bahsedilebilir?
İman ya aklın evvelinde veya ahirindedir, aslında ise hem evvelinde hem de ahirindedir. Aklın iman etmesi de şarttır lakin imanın hakikati aklın üstündedir. Akıl parantezine alınan, bu parantezde zapt edilen, kalbi ve ruhi kaynağından koparılan iman, İslam’ın bahsini ettiği iman olmasa gerek. Akıldan önce gerçekleşmemiş olan iman, akıl ile inşa edilmeye çalışıldığında “şüphe” ile zehirlenir. İman aklın üstünde tutulmalı, asla akla bağlanmamalı, buna mukabil muhakkak akıl ona bağlanmalıdır. Akıl parantezine alınan, sadece o parantezin verileriyle gerçekleştirilen iman, insanın küçük aklıyla iman inşa etmesidir ki, putçuluk da zaten budur. Tabii ki Müslümanlar böyle bir şey yapmazlar ama akla gereğinden fazla ehemmiyet atfetmek, taşıyamayacağı yükü yüklemek gibi yanlışlar yapılabilmekte, bu yanlışların ise kendi ürettiği tanrılara tapınmaya kadar vardığı anlaşılmamaktadır.
Nefs safhasının bidayetinde başlamak üzere, İslam’ın ana haritasına bağlılığı ruhi derinliklere kadar indirecek olan “hissiyat” inşası, iman taliminin temelidir. İslam’ın ana haritası, bu haritanın köşe başları, temel sütunları ruhi kayıtlar altına alınmalı, bunların arkasında veya altında hissi yığınaklar yapılmalı, iman, aklın taşıyacağı bir külfet olmaktan çıkarılıp, hissi dünyanın vazgeçilmez kaynağı ve mecrası haline getirilmelidir. Harama uzanan eli aklın kontrol etmesinden önce hissin kontrol etmesi, aklın da hemen arkasından koşarak gelmesi gerekiyor. Akıl, gerekçe bulmakta mahirdir, mesele sadece akla bırakıldığında harama uzanmanın bir izahını yapar. Fakat haramın hissi altyapısı oluşturulduğunda, hissiyat yığınağı yapıldığında, haramı işlemek için konuşmak gerekirse dil dönmüyor, gitmek gerekirse ayak taşımıyor ila ahir. Neden bahsettiğimizin anlaşılması için, her Müslümanın, hayatında ilk defa işlediği bir haramı hatırlaması, o halini tahlil etmesi kafi. Gerçekten herhangi bir haramı ilk defa işlemek için teşebbüste bulunan Müslüman şahsın, aklı, zihni, bedeni, kısada her şeyi karışıyor, dengesini yitiriyor, bir tuhaf hale giriyor. İnsanın ruhi ve bedeni bünyesindeki o değişiklikleri akıl gerçekleştiremez, hassasiyet o kadar mühim bir mesele.
*
Bebeklikten yeni çıkmış ve çocukluk çağına girmiş olan kişide hissiyat nasıl oluşturulur? Öncelikle İslam’ın mukaddes kıymetleri sözkonusu olduğunda onlara karşı azami bir hürmet tavrı göstermek, mevcut halini değiştirmek, toparlanmak, ciddi halini takınmak, görerek öğrenen çocuklar için doğru bir talim ve terbiye olur. İslam’ın mukaddes kıymetleri hakkında espri yapılmaması, alay edilmemesi, hafife alınmaması, bu tür söz ve tavır karşısında yoğun bir hassasiyet gösterilmesi faydalı olur. Allah Azze ve Celle ile Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz zikredildiğinde, en ciddi tavrın takınılması, ciddi tavrın içine hürmet ve muhabbetin zerkedilmiş olması gerekir. Mümkünse her Müslüman çocuğu, Allah ve Resulüne aşık yapmalıyız.
Hissiyat oluşturmak, meratip silsilesine riayet ederek yapılmalıdır. İslam’ın ana haritası, hem zihni evrenin ana haritası haline getirilmeli hem de kalbi evrenin ana haritası yapılmalıdır. Bu cihetle, İslam’ın ana haritası, hem bilgi cihetiyle zihni evrene, hem de hissi cihetle kalbi evrene yerleştirilmelidir. Çocuk, hissi meratip silsilesini (duygu hiyerarşini) İslam’ın ana haritasında bulmalı, o haritaya göre aşk, muhabbet, sevgi sıralaması yapmalıdır. En fazla ve en önce Allah’ı, daha sonra Hz. Resulullah’ı (SAV) sevmeli, oradan aşağıya doğru silsileye riayet ederek inmelidir. Hissi hiyerarşi, doğrudan doğruya imanın muhtevasına dairdir. Herhangi bir insanı veya varlığı Allah’tan fazla sevmek, imanın muhtevasına mugayirdir. Bu durumda hukuki (fıkhi) manada geçerli bir imana sahip olmak mümkün olabilir belki ama imanın derinliğine doğru inildikçe “gizli şirklere” davetiye çıkardığımız bilinmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir