TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-28-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-27-NEFS (BENLİK) SAFHASI-16-

“Benlik” inşası, nefs safhasındaki mühim bahislerden biridir. Nefsin tam teşekküllü tezahüründen önceki aşaması olan “benlik”, belli bir çerçevede inşa ve terbiye edilmelidir. “Benlik” hassası kendi haline bırakıldığında nefs, en hoyrat, en hayvani, en kuralsız şekilde bünyeleşmekte, keza bu çerçevede tezahür etmektedir. “Benlik” hassası nefsin “cenini” olduğu için, bu aşamadaki terbiye ve inşa faaliyeti, nefsi, daha doğumunu tamamlamadan zapt altına alabilme imkanı verecektir.
“Benlik” hassası, tabiatı gereği “ferdi” hususiyetlerde merkezleşir. Tabiatı kendi haline bırakıldığında, hacmi tek kişiliktir. Müdahale edilecek nokta da zaten tam burasıdır. “Benlik” hassasının bünyesini tek kişilik olmaktan çıkarmak, hacmini büyütmek, aileden başlamak üzere ümmete kadar devam edecek bir hacim inşası gerçekleştirilmelidir. Benlik, tek kişilik olmaktan çıkarılamadığı takdirde, yapılacak tüm talim ve terbiye faaliyetleri akim kalmaya ve nefsi beslemeye mahkumdur.
“Benlik” hassasının tabiatı, hacminin genişletilmesine müsaade eder ama tek kişilik olmaktan çıkarılmaya ve çok kişiyi bünyesine almaya meyyal değildir. Hacmi genişletilir ama tek kişilik olmaktan çıkarılamazsa, yapılmış olan iş, nefsi güçlendirmekten ibarettir. Bu durum, maksadın tam aksine bir netice oluşmasına sebep olur. Benlik hassasının hacminin büyümesi, nefsin gelişme istidadı ile ilgilidir ve mümkündür. Bu noktada dikkat edilecek husus, “benlik” hassasının hacmini genişletirken, onu tek kişiye mahkum etmemektir. Tek kişiye mahkum etmek veya tek kişilik bir bünyeleşme gerçekleştirmek sözkonusuysa “benlik” hassasının hacmini büyütmemek daha faydalıdır.
Konunu zor olduğu malum… Nefsi “cenin” halindeyken terbiye etmek, nefsin daha tezahür etmediği bir devreye tekabül ettiği için, sınırları, kuralları, özellikleri bilinebilir hale gelmemiştir. Bilinmesi, tanınması gerçekleşmemiş olan cenin halindeki nefsin terbiye edilmesi meselesi, tabii ki zor işlerdendir.
“Benlik” hassasını yalnız başına arzu edilen şekilde inşa ve terbiye etmek fevkalade zordur. “Ben” hassasını müstakil bir merkez ve mecra olarak muhafaza edebildiğimizde, onun yardımlarıyla “benlik” hassasını terbiye etme imkanı elde edebiliriz. “Benlik” hassasını tek kişilik olmaktan çıkarmak, bünyesine çok kişiyi alacak hale getirmek için ruhi kuvveden faydalanmak şart. Nefsin nefslerle münasebet kurmaktaki zorluğuna mukabil, ruhun ruhlarla münasebet kurmasındaki kolaylık, “ben” hassasının yardımıyla “benlik” hassasını aileyi, cemiyeti, ümmeti içine alacak kadar genişletme imkanını kazandırır.
*
İrfan müktesebatımızdaki bazı tatbikatlar, bu anlayışın tezahürüdür. Bebeklikten itibaren başlayan itaat ve hizmet merkezli talim ve terbiye, insanın zihni inkişaf süreçlerini, “bütün”ün parçası haline getirmeye matuftur. “Bütün”, baştan başlayarak saymak gerekirse, aile, akrabalar, cemiyet, millet, ümmettir. Çocuk zihninin gelişme seyrine bakıldığında, ümmeti “benlik” hassasının bünyesine yerleştirmek kabil olmaz, zihni inkişaf sürecinin başlarında o çaptaki bir büyüklüğü taşıyabilmesi mümkün olmaz. Aileden başlamak üzere doğru bir süreç takibiyle küçük “bütün”lüklerden büyüklerine doğru talim ve terbiye faaliyeti sürdürülebilir.
Anadolu’da hala (kırıntıları olmak üzere) devam eden çocuk terbiyesindeki hizmet ve itaat anlayışı, insan iç dünyasındaki ruhi mecrayı canlı tutma, ruhu, hakim kılma çabasının tezahürüdür. Ne var ki kaynaklarından, ihtiva ettiği hikmetlerden, umumi çerçevesinden koparıldığı, anlaşılmaz hale geldiği için, hizmet ve itaat terbiyesi, şahsiyetsiz insan yetiştirme neticesi vermektedir. Meseleyi derinliğine anlamayan başkaları da, sürecin neticesine bakarak, hikmetleri anlaşılmamış tatbikatları tenkit etmekte ve ruhi terbiye usullerini imha ettiğinin farkına varmamakta, ortaya çıkan insan tipi de “azmanlaşmış nefs” sahibi ferdler olmaktadır. Çürümüş, yozlaşmış, İslam ile irtibatını kesmiş olarak devam eden “parça tatbikat” misallerini, çerçevesi dışında anlamaya başlamak, onları imha etmekle neticeleniyor. Oysa tatbikat misalleri yanlış değildir, sadece çerçevesini kaybetmiştir.
İtaat terbiyesi, itaatin silsile halinde Allah’a kadar uzandığı ruhi kıvamı unutanlar, tatbikatı yanlış yapmakta, bu tatbikata karşı çıkanlar da tersinden aynı hatayı yapmaktadır. Müslümanlar için aslolan itaattir, sadakattir, vefadır. Çünkü imanın ilk tezahürleri, itaat, sadakat, vefadır. Mesele sadece itaat silsilesini kaybetmekten kaynaklanıyor, üç-beş yaşındaki çocuğun itaat etme istidadı ancak ebeveyninedir, ondan Allah ve Resulüne itaat etmesini istemek, bakkal terazisinde konteyner tartmaya çalışmak gibidir. Babaya itaatin Allah’a itaati engelleme ihtimalinden hareketle, küçük yaşlardaki çocuklara itaat ve hizmet terbiyesi vermemek, “itaat edebilme” istidadını kazandırmamaktır. Nefsi besleyen ve kabartan bu durum, insan iç dünyasında isyanı tek gerçeklik haline getiriyor ki nefsin arzusu da tam olarak bu. Oysa talim ve terbiye bahsindeki temel meselemiz, nefsi zapt altına almak, ruha hürriyetini kazandırmak, aklı ise ruhun hürriyet manivelası ve nefsin de cezaevi gardiyanı yapmaktır. Bu maksadın yekununu elde etmenin en mühim kısmı, nefsi zapt altına alabilmektir. Nefsi zapt altına alabilmek ise, insan iç dünyasında doğru ve sıhhatli itaat silsilesini kurmak ve bunu muhkem hale getirmekle mümkündür.
“Benlik” hassasının tabiatı, zaten isyana mütemayildir. Nefsin “cenin” aşamasındaki hali olan “benlik” hassasını terbiye edemediğimiz takdirde, tam teşekküllü zuhur eden nefsi terbiye etme iddiası komik kalır. Cenin halindeki nefse baş eğdirmeliyiz, onun nefs haline gelme sürecinde itaati tabiatına zerkedebilmeliyiz. Bunun kadimden beri tatbik edilen yolu, küçük yaşlardan itibaren “hizmet” ve “itaat” terbiyesidir, öyle ki hizmet ve itaat hususiyeti, benlik hassasının istidadı, vazgeçemeyeceği özelliği haline gelmelidir.
Nefs zaten isyankardır, sürekli isyan etme çabasındadır, talim ve terbiyenin maksadı da nefsin isyanını bastırmak, ruhun itaatini mümkün kılmak, isyanı da ruha ait bir hususiyet haline getirmektir. Ruh, Allah’a itaat üzere yaratıldığı için, ruhun isyanı, Allah’a itaat etmeyene isyandır, meşru ve haklı isyandır. Nefsin isyanı ise Allah’a isyandır. İsyanı ruha ait bir hususiyet haline getirmenin yolu da nefsin isyanının bastırılmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir