TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-29-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-28-NEFS(BENLİK) SAFHASI-17-

Güçlü tabiat özelliklerine sahip insanlar vardır, yüksek zekalar, dehalar, bazı istidatlara sahip olanlar gibi. Güçlü tabiat (mizaç) özellikleri, aynı zamanda güçlü ruh ve güçlü nefs anlamına gelir. Bu insanlarda ruh, nefse ve bedene karşı hürriyet kazanamamışsa, nefs tüm kuvvetiyle tezahür etmektedir. Talim ve terbiyenin mühim hususlarından birisi budur, zira güçlü mizaçları itaat sahibi yapmak, en zor işlerdendir. Bu sebeple güçlü mizaç hususiyetlerine sahip insanların talim ve terbiyesi dikkat ister.
Güçlü mizaç hususiyetlerine sahip insanlar (mesela dehalar) hayata erken başlar. Bunun alameti, erken yaşlarını hatırlamasıdır. Bir yaşına kadar hatırlayan dehalar var. Erken dönemleri hatırlamalarının sebebi, zihni evrenin ve hafızanın erken oluşmasıdır. Ham idrak melekesi olan zeka, yüksek seviyede olduğunda, zihni evren daha hızlı oluşmakta, zihni evrendeki süreçler daha erken başlamakta, öğrenme ve anlama istidatları daha çabuk oluşmaktadır. Bütün bunlar aynı zamanda nefsin de erken zuhuruna sebep oluyor.
Nefsin erken oluşması ve zuhur etmesi, hem kuvvetiyle alakalıdır hem de erken zuhuru erken kuvvetlenmesine sebep olmaktadır. Bu insanlarda “ben” hassası ile “benlik” hassası arasındaki mesafe sıfıra yakındır, birincisinden ikincisine geçiş çok hızlıdır. “Benlik” hassası ile nefsin tam teşekküllü zuhuru arasındaki mesafede kısadır, birinden diğerine geçiş sürecindeki talim ve terbiyenin hızlı, emin ve tesirli olması gerekir.
Güçlü nefisleri zapt altına almak fevkalade zordur. Bunlar için tatbik edilecek usuller nispeten farklılıklar gösterir. Diğer çocuklara tatbik edilen terbiye, bunlarda umumiyetle netice vermez. Diğer çocuklara tatbik edilen usuller bunlara da tatbik edilmelidir ama bunlara has usullerin de tatbik edilmesi şartıyla.
Zihni evrenlerinin erken oluşması, öğrenme ve anlama kudretlerinin de erken gelişmesine sebep olur. Güçlü anlama melekesine sahip oldukları için, başkalarının kurallarına itaat etmemek konusunda ısrarlıdırlar. Bunların nefsi, “benlik” aşamasındayken bile kesintisiz isyan halindedir. Bunlara sadece itaat ve hizmet terbiyesi vermek aksi tesir icra eder.
Öğrenme ve anlama kudretini erken kazanmak ve bunlara güçlü şekilde sahip olmak, “ben” hassasının, “benlik” hassasının ve nefsin erken bağımsızlaşması demektir. Erken bağımsızlaşan nefs ve güçlü öğrenme ve anlama melekesi, hayatı başkalarından öğrenmek yerine bizzat kendisi tecrübe etmek ister. Meselenin püf noktası da burasıdır, yüksek zekalar tam burada yakalanır. Bunların önüne, idrak edemeyecekleri metinler, çözemeyecekleri hadiseler, tanıma zorlukları yaşayacakları varlıklar koymak gerekir. Özet olarak güçlü mizaçlara anlama, öğrenme, yapabilme acziyetini yaşatmak gerekir.
Güçlü nefisler, zorlayarak zapt altına alınamazlar. Onların zapt altına alınabilmesinin tek yolu, kendi acziyetlerini yaşamalarıdır. Kontrollü şekilde altından kalkamayacakları işe, anlayamayacakları metinlere, çözemeyecekleri probleme muhatap kılınmalıdır. Kontrollü yapılmalıdır zira meseleyle ilgilenme yoğunluğu derinleştikçe ve çözümsüzlük arttıkça zihni evrende sıhhatsiz gelişmeler, girdaplar oluşur. Hangi sınırda durması gerektiği bilinmeli, o sınırda yardım edilmeli veya konu gündemden çıkarılmalıdır. Bunları yapmak da ayrıca zordur ama başka yolu da yok.
*
Nefs zapt edilmeden yapılacak her iş, gerçekleştirilecek her aşama, nefsi besler. Güçlü mizaçların güçlü nefisleri olduğu için, zaten her şeyi nefisleri ile yapmaya, nefislerinin tazyiki ile hareket etmeye meyyaldir. Hem işi yapan, yapmak isteyen nefstir, hem de yapılan işten beslenen nefstir. Güçlü nefisler, erken dönemde zapt altına alınamazlarsa, talim ve terbiye bile nefsin lehine çalışır.
Nefsi aciz bırakacak, acizliğini farketmesini sağlayacak nizami tatbikatlar gerekiyor. Nefs, aciz kaldığı işin başına geçmez, geçmek istemez. Yetişkin insanlarda bu durum açıkça görülür. Çocuk terbiyesinde de dikkat edilmesi gereken bir husustur bu. Nefs, akıl ve zeka marifetiyle anlayabileceği konuları, altından kalkabileceği işleri seri şekilde listeler. Bu konudaki mahareti hayret vericidir. Anlamayacağı konulara ve yapamayacağı işlere yönelmez. Bu durum erken yaşlardan itibaren başlar.
Nefs, zapt altına alınamamış ve zihni evrenin merkezi gücü olmuşsa, aklı da kendi mihverinde geliştirir ve büyütür. Aklın nüvesine nüfuz eden nefs, aklı, kendinin anladığı konulara yöneltir, anlamadığı konuların uzağında tutar. İnsanın zihni evreni bu noktaya gelmişse, vay haline… Zihni evrenin bu noktaya gelmesine mani olmak için, ruhi mecranın canlı tutulması, akışın sürekli kılınması, nefsin zapt altına alınması gerekir.
“Benlik” hassasının inşasına itina gösterilir, ruhi mecranın diriliğine dikkat edilir, zihni evrenin ahlaki kıvamı gerçekleştirilirse mesafe alınır. “Ben” hassasının akıl inşasına kadar müstakil bir merkez halinde muhafaza edilmesi mühim bir şarttır. Bu olmazsa, “benlik” hassasını inşa etmek mümkün olmaz, zihni evrenin tabanı ahlak ile döşenemez, ruhi mecraya mahal kalmaz.
Hangi talim ve terbiye usulü takip edilirse edilsin, meselenin özü, nefsi sürekli acziyet hallerinden birinin önünde tutmaktır. Nefs, en fazla kudret vehminden beslenir. Kudret vehmi, “bütünlük” duygusundan kaynaklanır. Nefs, “bütünlük” duygusunu ruhtan alır ve kendi bünyesinde yeniden yoğurur ve kendine maleder. “Tam” olduğu zannından kudret vehmini üretir. Kendini kudret kaynağı olarak görür ve kendine hayran olur. İşte tüm nizamın yıkıldığı, imha edildiği, tüm ölçülerin tepelendiği nokta… Nefs, bir konuda kendinden emin olduğunda, başka bir konuda acizliğini bilmelidir, kendisi buna meyletmeyeceği için, talim ve terbiye bu noktaya yöneltmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir