TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-3-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-2-RUHİ SAFHA-1-

RUHİ SAFHA-1-
Ruh bedene taalluk ettikten sonra bir müddet doğrudan tezahür eder, vasıtasız faaliyet gösterir. Beden, ruhu taşıyacak kadar gelişmemiş yani ondaki istidatları gerçekleştirecek duruma gelmemiştir. Ruh bedene taalluk ettikten sonra istidatlarını izhar etmek için onu kullanmak ister ama bedenin buna hazır olması zaman alır. Bu zaman zarfında faaliyetsiz durmaz, vasıta olmaması onu faaliyet göstermekten alıkoymaz. Aslında ruh, faaliyet için vasıtaya muhtaç değildir çünkü o, insanda “tamam” vasfına sahip tek unsurdur. İnsan terkibinde hiçbir unsur, ruh kadar “tamam” değildir, her unsur ve uzvun varlığı diğerlerine ve “bütüne” bağlıdır. Diğerleri ve “bütün” olmadan varolma iktidarına sahip tek unsur, ruhtur. Ruh, bedensiz de varolmaya devam eder ama bedenin her parçası ve tamamı ruh olmadan varlığını devam ettiremez.
Ruh, bedene, muhtaç olduğu için değil, onu ihya etmek (canlandırmak) için taalluk eder. Ruh ile beden arasındaki münasebetin bu hususiyeti, bedenin ruhtan müstakil hale gelemeyeceğini ama ruhun bedenden müstakil hale gelebileceğini göstermeye kafidir. Zaten insanın (Müslümanın) nihai maksadı da budur, ruhu beden hapsinden kurtarmak…
Ruh bedene taalluk etmeden önce de vardır, yaşamaktadır. Kendi aleminde (alem-i ervahta) mahiyetini bilmediğimiz bir hayata sahiptir. O hayatta da bilgisi vardır, bilgi sahibidir. Ne var ki saf ruhi hayat diyebileceğimiz o safhadaki bilginin de mahiyetini bilmiyoruz. Yaratıldıktan sonra alem-i ervahta Cenab-ı Allah Azze ve Celle ile mükalemede bulunduğunu, bu mükalemede bilgi sahibi olduğunu, kaynaklarımızdan biliyoruz. Öyleyse hiçbir zaman sıfır yaşındaki bir bebekten bahsetmiyoruz, bebeğin yeni doğmuş olması, bedenen sıfır yaşında olduğunu gösterir, ruh cihetiyle hiç kimse doğduğunda sıfır yaşında değildir.
*
Ruh sıfır yaşında değildir. İşin sırrı burada… Bebeğe bir aylık, beş aylık, bir yaşında, üç yaşında muamelesi yapmak, sadece bedeni cihetiyledir. Bebeği sadece böyle görmek iste materyalist insan tezinin neticesidir. Materyalist dünya görüşünün, tüm itirazlarımıza rağmen fikri bünyemize ne kadar nüfuz ettiği malum…
Bebeği sadece bedeni (biyolojik) cihetiyle ele aldığımız için, onu beş-altı yaşına kadar talim ve terbiyeden muaf tutuyoruz. İnsanın hayatından, hayatının en mühim safhasından altı yılı almak, o çağı bomboş bırakmak çok hazin. Bomboş bıraktığımız o çağda bebek, hayatı boyunca en derin idrak faaliyetini gerçekleştiriyor, lisan öğreniyor. Hem de hiçbir talim ve terbiyeden geçmediği halde… Evdeki karı kocanın kavgasını dinlemekten başka hiçbir talimden geçmeyen bebeğin, o vasatta ve yaşta lisan öğreniyor olması neden kimsenin dikkatini çekmez, neden bu muhteşem hadiseye rağmen o yaşta talim ve terbiye tatbikatları geliştirilmez ve uygulanmaz? Çünkü tedrisat anlayışımızı (her alanda olduğu gibi) batıdan aldık, çünkü batının insan ve tedrisat anlayışı materyalisttir. Adına üniversite dedikleri, ilim merkezi olması gerektiği halde ilim katili olan, batının gönüllü fikir ajanlarının örgütü, İslam’da kaynakları, İslam irfanında ilimleri ve İslam tarihinde tatbikatları olan sıfır yaşından itibaren talim ve terbiye tatbikatlarını tarihe gömmek, çıkarılmasını ve yeniden keşfedilmesini engellemek için dehşetengiz bir çaba gösteriyor. Hazin olan tarafı ise Müslüman fikir ve ilim adamlarının da aynı istikamette, küçük farklılıklarla hayatlarına devam ediyor olmasıdır. Müslüman fikir ve ilim adamlarının İslam irfanına yabancılaşmasından dolayıdır ki, tarihte, dört-beş yaşlarında Kur’an-ı Kerim hafızı olmuş büyük insanlar ile ilgili bilgiler, tatbik edilen talim ve terbiyenin başarısı olarak görülmüyor, aksine ütopya, hayal, efsane muamelesi görüyor.
*
Altı yaşına kadar çocuğun kendi haline bırakılması çok ağır zararlara sebep oluyor. Ruhi safha diye isimlendirdiğimiz, insanın ana rahminde ruhu ile vuslatından başlayan ve lisanı öğrenmesine kadar süren safha, “saf ruhi idrakin” gerçekleştiği dönemdir. “Saf ruhi idrak” insanın en derin idrak çeşididir, hayatı boyunca bu derinlikte idrak faaliyetini bir daha gerçekleştiremiyor. Tek istisnası, tasavvuftaki nefs terbiyesinin müntehasında elde ediliyor olmasıdır.
Bu safhada kendi haline bırakılan bebek ve çocuk, anlama ve öğrenme faaliyetlerinde çok sığ ve hacimsiz kalıyor. Ruhun doğrudan tezahür ettiği, beden ve zihin vasıtalarına ihtiyaç duymadan idrak ettiği o safhada, talim ve terbiye tatbikatlarının olmaması, ruhi idrak imkanının “istidat” haline gelmesine mani oluyor. Talim ve terbiye o safhada başlatılsa, akıl inşası öne alınacak, akıl bünyesi hacimli hale gelecek, öğrenme ve anlama faaliyetleri keskinleşecek, zihni evrendeki hafıza bölgesi büyüyecek ve muhkem hale gelecek ila ahir…
Beş altı yaşına kadar kendi haline bırakılan çocukta ruhi istidatlar hantallaşıyor, atalet yaygınlaşıyor, öğrenme ve anlama (idrak) iştiyakı köreliyor, sadece “yapabilme” istidadı üzerine bir hayat gelişiyor. Cumhuriyet nesilleri böyle yetiştiği için insanlar kitap okumuyor, kitap okuma iştiyakına sahip olamıyor, ilim talep etmiyor. Çünkü bunları yapmasını gerektiren ruhi altyapı kurulmamış, aksine köreltilmiş haldedir. Zoraki bir eğitim-öğretim faaliyetinden ibaret hale gelen “Milli Eğitim” faaliyetleri, büyük oranda kaynak israfı olarak kalıyor. Zecri tedbirlerle ilim öğretilmez, sadece okuma yazma öğretilir, ki cumhuriyet döneminin yaptığı tek iş çocuklara (ve insanlara) okuma yazma öğretmekten ibaret kalmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir