TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-30-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-29-NEFS SAFHASI-18-

Fikir, ilim ve sanat adamlarının kalbi ve zihni evrenlerinde yeşeren, iç dünyalarını işgal eden, iç dünyalarındaki her unsura sirayet eden hastalık, nefsin “bütünlük” duygusu ve kudret vehmidir. Yüksek zeka ve keskin idrak sahibi insanlarda nefsin en önemli besin kaynağı, bilgi, ilim, fikir, sanattır. Bilgi, nefsi hoyrat bir şekilde besler, ilim, nefsi mahirane şekilde besler, fikir, nefsi derinliğine besler, sanat, nefsi sanatkarane besler. Bunların hiçbiri nefsi zapt altına alamaz, aksine nefsi müthiş şekilde beslemeye devam eder.
Fikir, ilim, sanat adamlarının nefslerinin aşırı kabarmasının sebebi, nefislerine besleyiciliği yüksek gıdalar sunmasıdır. Makam, para veya benzeri başka şeyler, kazanılması ve kaybedilmesi, fikir, ilim ve sanat kıymetlerine nispetle daha kolaydır, bu sebeple fikir, ilim ve sanatın nefsi besleme seviyesi hem daha yüksektir hem de daha keskindir. Özellikle fikir ve sanat eserleri, münhasır ederler olduğu için (gerçek telif eserler için) nefsi besleyicilikleri zirvededir. Münhasır (orijinal) eser kadar telif sahibinin nefsini besleyecek başka bir gıda yoktur.
Fikir, ilim ve sanat adamları, belli bir seviyeye geldikleri (veya kendileri öyle vehmettiği) için, bunlara dış müdahale imkanı yoktur. Bunlar, kendi kendilerini ıslah ve tedavi etmek zorundadırlar. Dış müdahale ancak nefislerini sarih şekilde aciz bırakacak işlere muhatap kılmakla mümkündür. Bu insanları sevk ve idare etme imkanı olmadığı için de, ancak “tenkit” yoluyla yapılabilir. Eserlerini muhkem şekilde tenkit etmek… Tenkide ne kadar itiraz etse de, iç dünyasında aciz kaldığını hissettirecek sağlamlık ve doğrulukta olduğu takdirde, gece yalnız kaldığında nefsi büzüşür, eğilir, itiraf eder. Doğru ve muhkem bir tenkit karşısında sadece öfkeye kapılan fikir, ilim ve sanat adamları ise, Allah muhafaza, klinik vaka haline gelmişlerdir.
*
Fikir, ilim ve sanat adamlarının nefsleriyle uğraşmaları, onu zapt etmeleri, terbiye etmeye çalışmaları çok problemli ve zordur. Bunların akl-ı selim sahibi olanları, ya nefislerini belli bir çerçeveye almış, o çerçeve içinde zapt etmiştir veya periyodik olarak, anlamadıkları metinleri okumak gibi acziyet temrinleri yaparlar. Anlamakta zorlandıkları metinleri okumak hem nefsi zapt altına almak için hem de idrak keskinliğini, zihni evrenin ufkunu, kalbi evrenin derinliğini artırmak içindir. Gerçekten her insan için geçerli ve faydalı olan bu tatbikat, anlama cehdini zirveye çıkardığı için, insanın zihni ve kalbi evreninin tamamını, tüm unsurlarını harekete geçirir. En mühim neticelerinden biri, zihni ataleti, buna bağlı olarak akıl ve tefekkür ataletini engeller. İnsan, hangi seviyede olursa olsun, sürekli olarak sadece anladığı metinleri okuyorsa, atalete düşer.
Fikir, ilim ve sanat insanlarının acziyeti, idrak acziyetidir. Çünkü bunların vehmi, idraktir. Zihni evrenleri sadece idrak ettiği konular ile iştigal ederse sabitlenir, sabitlendiğinde inkişafı durur, inkişaf durduğunda kendini “tamamlanmış” zanneder. İşte felaketin başladığı nokta… Tefekkür havzasında durduğu müddetçe bu insanların ilacı, idrak acziyetidir, nefisleri ancak bu yolla acze düşer, kendilerini de ancak bu şekilde diri tutabilirler.
Fikir, ilim ve sanat insanları, hacimli ve güçlü akıllara sahip oldukları için, “teslim” de olamazlar. Akılla yoğun şekilde temas halindedirler, akıl itaati ilzam etse bile “teslim” olmayı zorlaştırır. Bu sebeple fikir adamları tasavvuf mecrasına da girmekte ve teslim olmakta mütereddittirler. Tasavvuf mecrasına giremedikleri, teslim olamadıkları için, nefs terbiyesini gerçekleştiremezler. Akıl ve tefekkür yoluyla nefs terbiyesi mümkün değildir, bu yolla sadece nefs acziyete düşürülür, acziyeti bilinir, bu şekilde nefs zapt altına alınabilir. Nefsin zapt altına alınması, belli bir çerçeveye mahkum edilmesi ile nefs terbiyesi karıştırılmamalıdır. Tasavvuf mecrasına girmeyen, teslim olmayan fikir adamlarının yapacağı iş, nefsin acizliğini görmek ve göstermek, bu yolla da nefsi belli bir çerçeve içinde zapt etmektir.
Fikir, ilim ve sanat insanları, aklın tıkanmasına fırsat vermeden aklı tüketmelidirler. Aklı tüketmek, başka bir menzil, başka bir mecra olduğunu bilerek yapıldığında, kalbe ve ruha ulaşılır ki, tasavvufun eşiğine gelinmiş olur. Tasavvufun eşiğine, aklı tüketerek gelenler, aklın tereddüt ve şüphelerinden kurtuldukları için, muhkem bir tasavvuf (ve tabii ki nefs) terbiyesi görürler. İnkişafı bu güzergahtan yaşayanların piri, malum olduğu üzere İmam-ı Gazali hazretleridir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir