TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-4-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-3-RUHİ SAFHA-2-

Ruhi safha bedeni tekamülün başlarına isabet ettiği için ruh, bedeni kullanmaksızın (en az kullandığı safhadır) faaliyet gösterir. Bu temel özelliği esas almak ve tüm talim ve terbiye tatbikatlarını bu esas üzerine inşa etmek gerekiyor.
Ruhun dünyadaki en saf faaliyet safhası olan (tasavvuf mecrası hariç) bu yaş aralığı, “ruhi talim” devridir. Ruhun saf olarak öğrendiği ve anladığı bir devirde, ancak “ruhi talim” gerçekleştirilebilir. Ruhi terbiye değil, ruhi talim… Bu noktaya dikkat etmeliyiz. Terbiye nefs için, talim ise ruh içindir. Bu sebeple “ruhi safha” talim safhası, “benlik safhası” yani nefsin doğduğu safha ise terbiye safhasıdır. İlerleyen safhalarda ise talim ve terbiye birlikte yapılır.
Doğumdan nefsin zuhuruna kadar ki süreç, talim safhasıdır. Günümüzde bu safha, tamamen boş geçirilir, bebek bu safhada herhangi bir talime tabi tutulmaz. Oysa bu safhada ruh, lisan öğrenmek gibi en derin idrak faaliyetini gerçekleştirir.
Saf ruhi safhasının paradoksal bir hususiyeti var, bir taraftan insanın en derin idrak safhasıdır diğer taraftan bebek ağlamak ve gülmekten başka bir tepki vermez. Bu hususiyet insanı aldatır, talim faaliyetinin lüzumuna inanmayı zorlaştırır. Talim faaliyetlerinin aksülameli olmadığı, bebek hiçbir tepki vermediği için talimin yapılamayacağı zannedilir. Bu zan, saf ruhi safhada talimin lüzumunu izah etmeyi zorlaştırır.
Saf ruhi safhada ruh, sadece öğrenir, öğrendikleriyle bir karşılık vermez. Çünkü çok yoğun bir işi vardır. İnsan iç dünyasında zihni evreni oluşturmak, zihni evreni açmak, zihni evrenin zeminini döşemek gibi insan hayatının en mühim ve en yoğun işini yapmaktadır. Sürekli alır, aldıklarıyla zihni evreni açar, hiçbir şekilde vermez, çünkü aldıklarının hepsine ihtiyacı vardır. Zaten ruh, doğrudan zuhur etmekle emrolunmamıştır, bu sebeple saf ruhi safhada ruh, zuhur ve tezahürlerini mümkün kılacak iç alem inşası (kalbi ve zihni evren inşası) ve kullanacağı aletlerin (zeka, akıl, hafıza, irade, düşünce ila ahir) inşası ve teşkili ile meşguldür.
Zihni evren açılmadan, zemini döşenmeden, çerçevesi oluşturulmadan insanın iç dünyası (zihni evreni) ile ilgili bir gelişme yaşanmaz. Zihni evren, düşünce faaliyetinin içinde gerçekleşeceği enfüsi evrendir. Zihni evren yoksa düşünce yoktur, düşünce yoksa akıl yoktur, akıl yoksa insanileşme süreci ya başlamamış veya inkıtaa uğramıştır. Saf ruhi safha, sıfırdan başlamak üzere zihni evren inşasıdır. Tepki zihni evrendeki faaliyetlerle üretildiği için, zihni evren öncesi safhada öğrenmeye tepki yoktur.
*
İslam tarihindeki büyük şahsiyetlerin küçük yaşlarda (beş altı yaşlarında) hafız olmalarının izahı buradadır. Daha okuma yazma öğrenemeyecek yaşlarda hafız olmaları, bu günün kavrayışı ile anlaşılamaz, özellikle de batılı pozitivist aklın anlayabileceği bir durum değildir. (Farkında olarak veya olmayarak eğitim ve sair alanlarda Batılılaşmış Müslümanların kulakları çınlasın). Bebek ana rahminden itibaren Kur’an-ı Kerim tilavetine muhatap oluyor, evde sürekli Kur’an-ı Kerim okunuyor, ruh Allah’ın kelamını tanıdığı için ana rahmindeyken de dikkatle dinliyor ve hıfzediyor. Yetişkin insanların halleriyle karıştırıldığından mesele anlaşılmıyor, saf ruhi safhada ruh yalnız başına olduğu, nefs ile mücadele etmek zorunda olmadığı için, Allah’ın kelamına, çölde günlerce susuz kalmış insanın suya hasreti gibi yönelir. Ruh Allah kelamını tanır zira Alem-i Ervah’ta Allah’ın hitabına mazhar olmuş, orada Allah kelamını duymuştur. Ruhun tabiatındaki (yaratılışındaki) bilgiden başka, hariçten aldığı ilk bilgi (Allahu alem) Allah’ın hitabı dolayısıyla Allah kelamıdır. Kelamın, Allah kelamı olma hususiyeti değişmez, bu sebeple olsa gerek ruh o hitabı nerede ve ne zaman duysa tanır.
Ana rahminden başlayarak benlik zuhuruna kadar devam eden saf ruhi safha, doğrudan ruhi talim olduğu için, evde, sesli şekilde Kur’an-ı Kerim tilaveti, en tesirli, en doğru, en faydalı talimdir. Ruh sürekli Kur’an-ı Kerim ile muhatap olduğunda, zihni evreni ve hafızayı onunla donatır, zihni evreni onunla açar, zihni evrenin altyapısını onunla örer. Hafıza ve zihni evrenin Kur’an-ı Kerim ile açılması ve çerçevelenmesi, orada meydana gelecek olan iradenin muhtevasını, aklın bünyesini, düşüncenin kaynağını Kur’an-ı Kerimin oluşturmasını mümkün kılar. Hafıza, Kur’an-ı Kerimi hıfzetmeye (ezberlemeye), akıl Kur’an-ı Kerimi anlamaya, irada Kur’an-ı Kerimin emirlerini icra, nehiylerini men etmeye ayarlı hale gelir. İslam tedrisatının esası burasıdır, zira insan inşasının temeli, insanileşme sürecinin bidayeti burasıdır.
*
Ruh bedene taalluk edince önce kendi iskan, ikamet ve faaliyeti için bir evren inşa eder veya arar, sonra da tecelli ve tezahürlerinin dış dünyaya ulaşması için ihtiyaç duyduğu bir evren inşa eder. Birincisi kalp evreni, ikincisi ise zihni evrendir. Saf ruhi faaliyetler kalbi evrende gerçekleşir, burada neticelenen faaliyet zihni evrene sebep, tesir, emir, muhteva yoluyla ulaşır, zihni evrendeki aletler (akıl, irade, düşünce vesaire) bu tesirleri alır, kendi bünyesinde mayalar, şekillendirir, terkip eder ve onu dış dünyaya gönderir. İnsandaki iç işleyiş böyle görünüyor.
Ruhun ilk arayıp bulacağı (insanın doğuşunda mevcut ise) kalp evrenidir, insanın tabiatında doğumla birlikte mevcut değilse ruhun ilk işi onu inşa etmektir. Hangi şekilde ve yolla olursa olsun belli ki önce kalbi evren, sonra zihni evren inşa veya zuhur etmektedir. Öyleyse saf ruhi safhadaki talim, ruhi talim olmakla birlikte kalbi talimdir. Zihni evren oluşana, bu evrende hafıza meydana gelene kadar geçen süreyi ve süreci “hatırlamıyor” olmamızın sebebi budur. Kalbi evrendeki faaliyetleri, oluşları hatırlamıyoruz, hatırlamıyoruz çünkü zihni evren ve hafıza meydana gelmemiştir. İşte tam bu nokta, “saf ruhi safhanın” bittiği yerdir. Yani her insanda farklı yaş olmak üzere, hangi yaşından itibaren hatırlamaya başlamışsa, saf ruhi safha o insan için bitmiş, ikinci safha başlamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir