TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-5-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-4-RUHİ SAFHA-3-

Ruhi safhadaki talim tek taraflıdır, ruh aldıklarını vermez. Aldıklarını veya aldıklarıyla başka şeyleri vermediğinde talim zorlaşır. Talim ve terbiyenin “doğruluk” testlerinden birisi, mukabelede (tepkide) bulunmasıdır. Talimin muhatabı (talebe), talimin muhtevasını alıp almadığını, söz, tavır, hareket, tatbikat olarak geri verir, geri dönüşe bakarak talim faaliyetinin doğru istikamette olup olmadığını, faydalı neticeler verip vermediğini takip etme imkanı hasıl olur. Ruhi safhada bu imkan olmadığı için eğitim fevkalade zor yapılmaktadır.
Ruhi safhada geri dönüş olmadığı için eğitimin de olmadığı zannı derinleşmiş ve yerleşmiştir. İslam’ın anlaşılmaması, tabii olarak İslam’ın insan telakkisinin anlaşılmasına mani oluyor, İslam’ın insan telakkisi anlaşılmadığı zaman (günümüzde) insan telakkisi batı felsefe, bilim ve kültüründen ödünç alınıyor. Batının genel anlayışı materyalizm ve pozitivizm temeline oturduğu için ruhu reddediyor, ruhun reddi ile başlayan insan telakkisi, sıfır ile üç yaş aralığında herhangi bir eğitim faaliyetinin mümkün olduğunu kabul etmiyor. Müslümanlar, ruhi safhada “geri dönüşün” olmamasından dolayı o dönemi batılı pozitivist anlayışla değerlendirmekte bir sakınca görmüyorlar.
Geri dönüşü olmayan talim faaliyeti, mevzuu bilmeyenler için karanlığa kurşun sıkmak gibidir. Eşyayı görmemizi temin eden ışıktır, ışığın eşyadan yansıyıp gözümüze ulaşmasıdır, ışık yoksa veya eşyadan yansımıyorsa göremiyoruz. Bunun gibi talim ve terbiye tatbikatlarında “doğru istikamet” üzere olunduğunu, geri dönüşlerle anlamak kabil oluyor. Ruhi safha bu imkanı sunmadığı için, İslam’ın insan telakkisine yabancılaşmamış olan Müslümanlar bile bu safhada talim yapamıyorlar. Geri dönüşsüz (yansımasız) talim faaliyetini gerçekleştirmek ise ilgili safhayı derinliğine bilmeyi gerektiriyor.
İslam irfanı, ruhi safhanın ne olduğunu, o safhada hangi süreçlerin işlediğini, nelerin yapılması gerektiğini, nasıl yapılabileceğini biliyor. İrfan müktesebatımız bu ve daha sayısız konuyu ihtiva eden, bilgi, mana, tecrübe deposu olarak bekliyor. Ama Müslümanlar, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriften başka bir şey okumayı bıraktığından beri, tarihte on civarında medeniyet kurmuş olan, her medeniyet tarafından da hacmi artırılan bu “mana deposunu” bıraktılar, insan meselesini de “psikanaliz”den öğrenmeye başladılar.
Ruhi safhada (geri dönüşsüz) talim tatbikatları için bilmemiz gereken çok şey var. İslam irfan müktesebatında da depolanmış halde çok şey mevcut. Ne var ki ruhi safhaya ait bilgi ve tecrübelerin anlaşılması zordur ve günümüzde o bilgileri anlayacak insan sayısı fevkalade azdır. Bu durumda, en azından başlangıç olarak, asla zararlı olmayacak, her hal ve şartta faydalı olacak bir tatbikat muhtevası gerekiyor. Müslümanların dışında hiçbir kültür havzasında böyle bir imkan yok, o imkan, Kur’an-ı Kerim’dir.
Ruhi safhadaki talim faaliyetleri için mutlak zararsız ve mutlak faydalı olan bir muhteva imkanı, geri dönüşsüz talim süreçleri için ilahi ihsandır. Bu manada Kur’an-ı Kerim, Müslümanlar için hususi bir lütuftur. Kur’an-ı Kerim, sadece ruhi safhada değil her safhada ruh için mutlak zararsız ve mutlak faydalıdır. Ruhi safhadaki talimlerde, faydalı ve zararlı olduğu hususunda emniyetli bilgi ve tatbikatları öğrenene, anlayana, uygulanabilir hale getirene kadar Kur’an-ı Kerim talimi yapma imkanımız mevcut.
Zaten ruhi safhadaki talimin esası Kur’an-ı Kerim talimidir. Ne kadar bilgimiz olursa olsun, ne kadar tatbikat çeşidimiz olursa olsun tamamı Kur’an-ı Kerim talimini mümkün kılmak, Kur’an-ı Kerim talimini daha derinlere nüfuz edecek şekilleri geliştirmek içindir. Hal böyle olunca, en cahil Müslümandan en alim Müslümana kadar elimizde muhkem bir muhteva ve usul mevcut.
Bir taraftan İslam İrfan Müktesebatının bu husus ile ilgili hazineleri keşfedilmeli, ihya edilmeli, ihtiyaç hasıl olduğunda yeniden inşa edilmelidir, bir taraftan da bu çalışmaların neticeleri beklenmeden saf haliyle Kur’an-ı Kerim talimi başlatılmalıdır.
Meseleye dair hiçbir bilgi ve fikri olmayanlar, ana rahminde ruhun bedene taalluk etmesinden itibaren başlamak üzere, her gün evde sesli olarak Kur’an-ı Kerim tilaveti yapmalıdır. Mümkün olduğunca tilaveti hatim şeklinde yapmak faydalı olur. Ana rahmindeki çocuğun bedeni tüm ihtiyaçları annesi tarafından karşılandığı için ruh, bedenin ihtiyaçlarını karşılama çabasına girmez, girmek zorunda kalmaz. Hamilelik safhasının bu hususiyeti mühimdir, zira ruh dünyaya yeni gelmiştir ve bedeni ayakta tutmak gibi bir vazife de edinmemiştir. Özellikle de bedeni ihtiyaçların otomatik şekilde temin edilmesi, ruhun dünyayı, maddeyi, bedeni veya herhangi bir şeyi tanımaya dönük faaliyetleri için fevkalade bir zaman dilimidir. İşte Kur’an-ı Kerim talimi yapılacak, bu talimden en fazla verim alınacak dönem burasıdır.
Tilavetin hatim şeklinde olması, Allah’ın dünyaya gönderdiği kelamının tamamına aşina olması bakımından mühimdir. Ruh, doğumdan önce Kur’an-ı Kerim’in tamamına muhatap olursa, yani hamilelik dönemindeki tilavet hatime baliğ olursa, doğumdan ölüme kadar İslam’ı “bütün” olarak anlama, onu eksiltmeme, artırmama, tağyir ve tebdil etmeme hususunda istidat ve maharet kesbeder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir