TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-7-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-6-RUHİ SAFHA-5-

Ruhi safhada yapılacak talim sadece Kur’an-ı Kerim tilaveti ile tevhid ve lafaz-i celal zikri değildir. Bunların dışında birçok talim yapılabilir. Özellikle de “zevk-i selim”in altyapısını (ruhi temayüllerini) oluşturmak için talim yapmak mümkündür. Bu meyanda sanat talimleri yapılabilir ve fevkalade netice verir.
Ruhi talimin bir hususiyeti var, ruhun doğrudan öğrendiği ve anladığı bilgileri “istidat” haline getirme mahareti… Her ruhun diğerlerinden farklılıklarını oluşturan tabiatından kaynaklanan mizaç hususiyetleri (istidatlar da dahil) münhasıran o ruha aittir, hiçbir talim ve terbiye usulü ile o mizaç hususiyetlerine denk hususiyetler ve istidatlar oluşturmak tabii ki kabil değil lakin tedrisat yoluyla bazı iktisaplar mümkün olduğu malum, öyleyse en derin ve en verimli tedrisat, ruhi talimdir. Ruhi safhadaki talim, akıl öncesi devreye ait olduğu için, bu talimin bilgileri zihni-akli evrenden daha derinde olan ruhi-kalbi evrene sirayet eder. İnsandaki “yapabilme kudreti”nin nihai kaynağı ruh olduğuna göre, ruhi safhadaki talim, ruhun yapabilme kudretini veya imkanını artırır.
Ruhi safhadaki tilavet ve zikir talimi, iman, idrak ve istikamet istidadı kazandırır. Tilavet ve zikir talimleri dışındakiler ise umumiyetle “yapabilme” kudretine müessirdir, istidatlar, temayüller, alakalar oluşturur. Sanat talimlerinde azami fayda temin edilmesinin sebebi budur çünkü sanat, ruhun keşiflerinin akılla zapt altına alınması, şekillendirilmesi, tezyin edilmesidir. Çıplak akıl sanat faaliyetinden bulunamaz, sanat eseri veremez, sahibini sanatçı yapamaz.
Sanatçılığın okulu olmadığı doğrudur lakin sanatın talimi olmadığı yanlıştır. Bu durum akıldan daha derinlere inen bir tedrisat geliştirememiş olan batının kifayetsizliğinden başka bir şey değil. Sanat talimi yapılabilir, yapabiliriz, tarihte yapmıştık, yine yapabiliriz. Ruhi safhadaki talim, aynı zamanda sanat talimi olarak disipline edilebilir. Bunu yapmak da zor değil.
Bazı misaller vermek kabil ama üzerinde ciddi çalışmalar yapılması gereken bir alan. Ham bilgilerle insanların bazı tatbikatlara girmesi doğru olmaz. Bu sebeple, tilavet ve zikir talimlerindeki kadar kolay ve faydasından tereddüt etmeyeceğimiz alanlarla sınırlıyoruz.
Bizzat tatbik ettiğim ve netice aldığım tecrübelerim var. Fakat mesele birkaç tecrübeden ibaret değil, mevzuun ilmi çapta ve nizami bir anlayış içinde ele alınması, tahkik edilmesi, verimlerinin ve tecrübelerinin ilmi çerçevede zapt edilmesi gerekiyor. Burada yapmaya çalıştığımız iş, istikameti göstermek, nispeten güzergahını belirlemek, lüzumunu ve ihtiyacımızı tespit etmektir.
*
Batı dünyasının materyalist felsefeye oturması, ruhu kabul etmemesi, insanı maddeden (bedenden) nihai merkezini de beyinden ibaret görmesi bizim için büyük bir imkan ve fırsat. Eğer batı ruhi talimi keşfetseydi, şimdi dünyada yaşayan insanların tamamı batının kölesi olurdu. Batının ulaştığı en ileri nokta “beyin yıkama” işidir. Beyin yıkama yoluyla zihni evren inşası diyebileceğimiz noktaya kadar ulaştılar, bu seviyede neler yapabildiklerini hakkıyla bilenler dehşete düşüyorlar.
İslam irfanı tarihte ruhi talimi tatbik etmiştir. Fakat İslam, insanın iradesini imha edecek tüm teşebbüsleri men etmiştir. İrade mesuliyettir, irada ortadan kaldırıldığında mesuliyet biter, bu sebeple İslam “beyin yıkama” ve çok daha derinlerde tesire sahip ruhi talimi, iradeyi sakatlayıcı şekliyle tatbik etmeye manidir. İslam irfanı bu maharetini tarih boyunca dikkatli kullanmıştır. Mesele siyasi hakimiyeti altında bulunan gayrimüslimlerin çocuklarına tatbik etseydi, İslam coğrafyasında bir tane bile gayrimüslim kalmazdı.
Ruhi ilimlerin tasavvufun tasarrufunda (hatta inhisarında) olmasının en mühim sebebi bu olmalıdır. Hakiki mutasavvıflar insan iradesini yok eden talimi yapmamıştır, Sünnetullah’a riayet etmişlerdir. Sahte şeyhler ise zaten bu işleri bilmedikleri için yapabilme maharetleri yoktur. İlim ve tefekkür erbabı bu imkana sahip olsaydı bu sır muhafaza edilebilir miydi? Büyük ihtimalle hayır…
Ruhi talim bu ülkenin kültürüne, ahlakına, itiyatlarına, hayatının her alanına sirayet etmiştir. Halk, Cumhuriyet devrimlerinden sonra Kur’an-ı Kerim’in okunması ve bulundurulması, Allah’tan ve Ahlaktan bahsetmenin kanunla yasaklanması, bunlara paralel olarak ateist bir eğitim sistemi ve müfredatı tatbik edilmesine rağmen, ruhi talimin kültürel kodlarına nüfuz etmesi sayesinde ayakta kalmıştır. İslami talim ve terbiye müesseselerinin tamamının kapatılması ve yasaklanmasına, halkın hiçbir İslami tahsil ve tedrisatına müsaade edilmemesine rağmen bu ülkede İslam’ın hala canlı olmasının sebebi, ruhi talimin bazı unsurlarının, kültürel itiyatlarla tatbik edilmesidir. Evde Kur’an-ı Kerim okunması, tevhid ve lafza-i celalin zikri, doğan çocuğun kulaklarına ezan ve kamet okunması ve benzeri ruhi talimler bu milleti tarihi tuzaktan kurtarmış ve korumuştur. Laik, ateist, Kemalist, solcu eğitim şablonları ve müfredatı, hem de profesörler tarafından tatbik edilmesine rağmen, halkın “ne olduğunu” bile bilmediği kültürel itiyatlarla tatbik ettiği ruhi talimin tesirlerini imha edememiş, bu milleti ateist yapamamışlardır. Bu ülkedeki Batılılaşmış laik, Kemalist, ateist profesörler, cahil bırakılan ve İslam ve İslami tedrisattan mahrum edilen halkın kırık dökük ruhi talimine yenilmişlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir