TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-1-GİRİŞ

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-1-GİRİŞ
Tam istihdam mümkün… İktisatçılara bunu söylediğinizde büyük ihtimalle akıl sağlığınız hususunda tereddüde düşerler. Batı medeniyetinin ürettiği hayat altyapısında yeşeren günümüzün iktisadi doktrinleri, “tam istihdamı” muhal olarak görürler. Herhangi bir zaman diliminde gerçekleşmiş olsa bile, “sürdürülebilir” olmadığı hususunda ittifak halindedirler.
Zihni evrenini, kapitalist iktisadi doktrinle inşa etmiş olanlar, yazımızı okumasa da olur, hatta okumamalarında fayda var. Batı medeniyet ve kültüründen çok farklı bir insan ve hayat anlayışına sahip olan Müslümanlar, kendilerine has “ruhi kaynaklara” sahiptirler. Fikrimizin kaynağı İslam, tecessüm etmiş hali Müslüman şahsiyet, tatbik edilecek havzası ise İslam cemiyetidir. Bu sebeple, batılılar ve Batılılaşanlarla ideolojik tartışmaya girmek niyetimiz yok, bu yazı sadece Müslümanlara yönelik fikri çalışmalarla ilgilidir.
*
Tam istihdam meselesine girmeden, ülkemizdeki ve dünyadaki hayat altyapısı ve gerçeklik kavrayışı ile ilgili bazı tespitleri yapalım. İnsanların hayat anlayışları ve hayat ile kurdukları münasebet tarzları yanlış. Neredeyse her konuda hayat ile kurulan münasebet denklemi, tersinden olmuş. Sebepler netice, neticeler sebep haline gelmiş. Konumuzla ilgili olan “çalışma” meselesi de tamamen takla atmış durumda. Çalışmanın sebebi, maddi menfaat, mesela maaş veya başka türden ücretler elde etmek şeklinde düşünülüyor. Denklem böyle kurulduğunda, karşılığında ücret olmayan (veya az ücret olan) işte çalışmaktan imtina edilmeye başlandı. Oysa ücret, çalışmanın sebebi değil, tabii neticelerinden biridir ve her zaman o neticeyi vermesi beklenmemelidir. Başka neticeleri de vardır ve ücret dışındaki neticeler, ücretten (maddi menfaatten) daha kıymetlidir.
Öncelikle çalışmak, sıhhattir. Hem ruhi hem de bedeni cihetten böyledir. İnsan denilen “muhteşem terkip”, sıhhatini muhafaza etmek için çalışmak mecburiyetindedir. Atalet, insan bünyesinin en keskin zehridir. Çalışmak ise insan bünyesi için en faydalı ilaçtan daha faydalı bir ihtiyaçtır. Sıhhatli bir hayat yaşamak, para kazanmaktan daha az faydalı kabul edilebilir mi? İkisi arasında tercih yapmaktan bahsetmiyoruz, her ikisi de farklı alanlarda ihtiyaç. Fakat kıymet mukayesesi yapıldığında sıhhatli hayat, para kazanmaktan daha fazla kıymetli değil midir?
Sağlıklı hayat için spor ve benzeri bir sürü saçmalık, çalışma itiyatları terkedilip, ataleti itiyat edindikten sonra meydana çıkmış burjuva ve ahmak davranışlarıdır. Sıhhatli hayat için yapılan spor, bir eşyayı iki nokta arasında sabahtan akşama kadar götürüp getirmek gibi bir saçmalıktır. Bir mağdura, bir hastaya, bir acize ve benzeri insanlara yardım etmek için çalışmayan insanlar, spor yaparak sıhhatli kalmaya uğraşıyor. İşe ve gelire ihtiyacı olmayanlar, spor tesislerinde sıhhatli yaşamak için garip hareketler yapıyor, işe ihtiyacı olup da işsiz olanlar ise kahvehanelerde “zaman öldürüyor”. Her iki türü de asalaklık… Paraya ihtiyacı olmayanların çalışmaması ise asalaklığın en iğrenç çeşididir.
*
Atalet ve aylaklık, ferdi ve içtimai alanda hastalık ve ahlaksızlığın kaynağıdır. Çalışan insan üretir, boş duran insan tüketir. Aylaklık aynı zamanda asalaklıktır. Boş kalan insan ahlaksızlığa meyleder. Ahlaki zafiyetin temel kaynaklarından biridir atalet. Çalışmakla elde edilen faydalar listesi içinde para (maddi menfaat) en önemlisi değildir. Para kazanmak dışında ve paradan öncelikli birçok sebep vardır çalışmak için…

*
Çalışma, iktisadi faaliyet olmaktan çıkarılmalıdır. Çalışma, insani bir hal ve ihtiyaçtır. Çalışmak tabii ki iktisadi hayatın ana unsurlarından biridir. Bunu inkar ile başlayacak bir insan ve hayat anlayışı tatbik edilebilir değildir. Fakat çalışmak, iktisadi faaliyet çeşidi olmaktan önce, insanın ve hayatın temel ihtiyacıdır.
İçinde yaşadığımız çağ, çalışmayı, iktisadi faaliyet olmaktan çıkaracak kültürel altyapıyı imha etmiştir. İktisadi faaliyet dışında insanları çalıştırmak, neredeyse imkansız hale geldi. O kadar ki, karşılığında para olmayan bir işte çalışmayı “ahmaklık” olarak tarif ediyorlar. Ne var ki bu tarifi yapan “ahmaklar”, karşılığında herhangi bir para almadan spor salonlarına gidip saatlerce çalışmakta (spor yapmakta), hatta o salonlara kendileri para ödemektedirler.
Hayatın altyapısını iktisat olarak kabul eden batı kültürü, kapitalist ve sosyalist düşünce sistemleriyle bu anlayışı imha etti. Çalışmayı, insani hal ve ihtiyaç olmaktan çıkardı, insanları parasız çalıştıramaz oldu, insanlar da parasız işte çalışmayı bıraktı. Batıdaki mevcut iktisadi buhranın derinlerdeki sebeplerinden birisi budur. Batı kültürü, hayatın altyapısını çökertti, batıdan nakledilecek hiçbir insani kıymet kalmadı.
*
İslam, her hükmü, her ölçüsü, her emri, her tavsiyesi, her tercihi, her teklifi ile çalışmayı talep eder. Çalışmanın sebebi para değildir, para, çalışmanın çok sayıdaki faydalı neticelerinden sadece biridir. Çalışmanın insani ihtiyaç olduğu düşüncesine, İslam’ın muhtevasındaki iman ve ahlak zerkedildiğinde, bambaşka bir hayat altyapısı kurulmuş olur. İslam’ın uhrevi ciheti, çalışmayı, müstakil bir ibadet haline getirebilmenin manevi fayda ve mükafatını temin etmektedir.
İşsiz kalan bir Müslümanın, iş bulana kadar, cemiyete faydalı olacak herhangi bir alanda meşgul olması (çalışması) gerekir. Çünkü çalışmak, muhtevası gereği lüzumlu ve faydalıdır, hem maddi (bedeni) manada hem de manevi (ruhi) manada…
*
Hayatın hiçbir alanı diğerinden (diğerlerinden) müstakil değildir. Hayatın herhangi bir alanını diğer hayat alanlarından bağımsızlaştırmaya (müstakil hale getirmeye) çalışmak, hayatı dağıtmak olur. Oysa hayat, tüm hayat alanlarının birbiriyle sıkı münasebetiyle meydana gelir. Diğer alanlardan (ve dolayısıyla hayattan) bağımsızlaştırılan bir hayat alanı, kendi başına kendi problemlerini çözemez. İktisadi alan da bu ölçüye dahildir. Hayatın diğer alanlarından müstakil hale getirilmiş olan iktisadi sistem, tam istihdamı sağlayamaz. Bu sebeple İslam iktisadından bahsederken, zemininin İslam ahlakı olduğunu tekrarlıyoruz.
İşsizlik meselesi, iktisadi faaliyet olarak mevcuttur. İşsizlik meselesi ahlaki mesele olarak ele alındığında ülkede işsiz kalmaz. İstihdam denklemi, sadece iktisadi alanda kurulduğunda, iktisadi verimlilik bakımından “iş” vardır veya yoktur. Oysa istihdam denklemi tüm hayat alanlarıyla (diğer unsurlarla) birlikte kurulmalıdır. Mevcut hayattaki istihdam denklemi, “işveren (maaş veren) varsa iş vardır” şeklindedir. Oysa istihdam denklemi, “çalışma (çalışan) varsa verim vardır” şeklinde kurulmalıdır. Her çalışmanın neticesinde mutlaka bir verim vardır. Bu denklem, sadece iktisadi alanda kurulsa bile böyledir. Bu denklemi iktisat-ahlak beraberliğinde kurduğumuz takdirde daha sıhhatli olacaktır.
Gerçekten her çalışmanın, gayretin, çabanın neticesinde bir verim vardır. Verimi sadece maddi çerçevede anlamadığımız takdirde bu ölçü mutlak doğrudur. Mesele, denklemi kurarken, verimi planlayacak bir teşkilatın olmasında… Her çabanın ve çalışmanın neticesinde mutlaka verim vardır ama başıbozukluk hüküm sürdüğü müddetçe meydana çıkacak verim heba oluyor.
Çalışma ve çaba, ferdi çerçevede kaldığında, verimler yekun oluşturmuyor. Veya daha fazla verimin elde edilmesi mümkünken, daha azı ile iktifa ediliyor. Verimleri yekunlaştıracak havzalar ve teşkilatlar zaruri ihtiyaç…
Tam istihdamın ipuçlarını bulduk. Şimdi iş, denklemini kurmaya geldi.
*
Çalışmayı, insani bir ihtiyaç, ahlaki bir gereklilik olarak anlamak ve kabul etmek… İşsizlerin çalışmasını mümkün kılacak teşkilatlar oluşturmak… Kamu ve özel sektör tarafından teşvik edilmek…
Bu nasıl yapılır?
İşsiz insanlar, sivil toplum kuruluşlarında, cemiyetin faydasına olan işlerde çalışmaya teşvik edilir. Kamu ve özel sektör, personel ihtiyacını, gönüllü kuruluşlarda cemiyetin faydasına işlerde çalışanlardan karşılar. Sivil toplum kuruluşları, bu istikamete dönük olarak kurulur, faaliyet alanlarını “açık” şekilde tespit eder ve ona göre teşkilatlanır. İş ve işçi bulma kurumu (yeni adı her neyse), “içtimai kalkınma müessesesi” olarak yeniden teşkil edilir ve cemiyetin ihtiyaçlarının haritasını çıkarır. Cemiyetin ihtiyaç haritası, sivil toplum kuruluşlarının önüne konur ve gönüllü teşekküller o haritaya göre yenilenir veya yeni kurulacaklar o haritayı dikkate alır. Tüm ülkede, çalışmanın bir ahlaki vecibe olduğuna dair anlayışın gelişmesi ve yerleşmesi için seferberlik başlatılır.
Devlet, gönüllü kuruluşlarda istihdam edilen insanların sigorta pirimini ödemek gibi katkılar yapabilir. Personel almak için imtihan yapan devlet, gönüllü kuruluşlardaki kıdemi de puan olarak kabul eder. Özel sektör personel ihtiyacını gönüllü kuruluşlardaki kıdemi esas alarak karşılar.
Sivil toplum kuruluşları, tabela müessesesi olmaktan çıkar ve büyük bir sosyal boşluğu doldurur. Gönüllü insanların emekleri hayata katılır. Milyonlarca insan istihdam edilerek, tarihte eşi görülmemiş bir içtimai (sosyal) kalkınma hamlesi başlatılmış olur. Milyonlarca insanın iş ve emek gücü verimlendirildiğinde kısa sürede ülke ve millet olarak büyük mesafeler alınır.
Bu yazı, meseleye umumi giriş mahiyetinde, konuya devam edeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir