TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-3-SOSYAL KALKINMA PROJESİ

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-3-SOSYAL KALKINMA PROJESİ
Kalkınma, gelişme, ilerleme alametlerini (göstergelerini) sadece iktisadi alanda aramak sıhhatli değil. Türkiye’nin birkaç asırdan beri içine düştüğü maddi fakirlikten kaynaklanan bir iştihası olduğu doğru… Zihni evreninde (psikolojik dünyasında) tabii ve mecburi olarak bu mecraya meylettiği anlaşılabilir. Fakat fikir, ilim, sanat ve siyaset adamlarının meseleyi bu mecradan ibaret görmemesi gerektiği açık.
Batıda sosyal kalkınma projeksiyonları, insani endeksler gibi çalışmalar olduğu malum. Bizim bahsini ettiğimiz o değil, zira batıdaki insani kalkınma kavrayışı iktisadi temellidir ve doğrudan refah zeminine oturur. Refah seviyesinin insani kalkınma ile doğrudan ilgisi olduğu reddedilemez ama “insan kalitesi” sadece refaha (iktisadi altyapıya) bağlı değil. İnsan kalitesini iktisadi altyapıda oluşturan ve refah seviyesine paralel artırmaya çalışan batının yakın gelecekte, refahı kaybettiğinde, ne kadar vahşileşeceğini ve insan kalitesinden (var olduğu kabul edilen) uzaklaşacağını dünya görecektir.
İnsan kalitesinin iktisat ve refahtan daha mühim başka bir kaynağı ve zemini var, ahlak… Ahlak tarafından zapt altına alınmış nefisler, nefislerden müstakil hale gelmiş (bağımsızlaşmış) akl-ı selimlerle inşa edilecek şahsiyet terkipleri, insan kalitesinin zirvesidir. Bu merkezde meydana gelecek ferdi oluşlar, en derin, en ileri, en gelişmiş içtimai tesanüdü oluşturur ki, insan kalitesinin cemiyet boyutunu ve altyapısını gerçekleştirir.
İçtimai inkişaf tefekkürünün (sosyal kalkınma projeksiyonunun) ana kaynağı, ferdin zihni ve kalbi evreninde ahlak, cemiyetin ve hayatın temel sütunu olarak da içtimai tesanüt olmalıdır. Ferdin enfüsi derinliklerindeki ahlakı, cemiyet ve hayatın temel sütunu olarak tesanüdü, paradan ve iktisattan tecrit etmek şarttır. Ki ancak bu şekilde paranın ve iktisadın kaynağını ahlak ve tesanüd haline getirmek kabil olur.
Batı bunları bilmez. İçtimai inkişafın malzemelerini, ölçülerini, hedeflerini, seviyelerini batıdan almaya çalışmak, insan ile hayvan arasındaki sınırı bile tespit etmeye kafi değildir. Evrimci anlayış, insan ile hayvan arasındaki sınırı keşfedemez, en iyimser tahminle bu sınırı keşfetmesi, bu günden itibaren birkaç milyon yıllık evrimleşmeleri(!) neticesinde kabildir. Onları beklemek ahmaklığına düşmeyelim. İnsanı, bidayetinde ve nihayetinde “insan” olarak tarif eden ve ona “hilafet” vazifesini tahmil eden İslam, bizim ruh mayamızdır. Bu kadar asil bir “insan” anlayışı olan İslam dururken, hayvanla arasındaki sınırı tespitten aciz bir kültürün peşine takılamayız.
*
Tam istihdam, ahlaki saiklerle gerçekleştirilebilir. Hedefleri arasında iktisadi gelişmenin de olmasında bir mahsur yoktur ama kaynak olarak ahlakın kabulü şarttır. Çalışmak, insan kalitesini artırmak için de birinci şarttır ve aylaklıkla malul bir cemiyetin insan kalitesi asla zirvelere tırmanamaz. Çalışmakla elde edilecek verimlerin neler olduğundan önce, çalışmakla kurtulacağımız belalar, hastalıklar, problemlerin neler olduğunu bilmek ve anlamak durumundayız. Serveti ne kadar yüksek olursa olsun, çalışmayan, aylaklık yapan herkes öncelikle asalaktır, asalaklık ise kötülüklerin ana sebeplerinden biridir.
Sahip olunan servet ve refah seviyesi ile hiçbir şekilde alakası kurulmaksızın, çalışmayı hayatın temel altyapısı olarak kabul etmek ve bu istikamette bir ahlak ve kültür oluşturmak zorundayız. Bir cemiyetin en rezil, en ahlaksız, en zararlı kesimi, servetine itimat ederek çalışmaktan uzak duran, aylaklık ve asalaklık eden zenginleridir. Diğer taraftan çalışmayan ve maişet sıkıntısı çeken fakirler de çok yıkıcı tesir icra etmektedir. Birincisi, sahip olduğu servetten dolayı çalışmama mazeretine sığınan, ikincisi iş bulamadığından dolayı çalışmama mazeretine sığınan bu iki tür insan, cemiyeti ve hayatı imha etmeye kafidir. Fakirin mazeretinin daha makul ve daha kabul edilebilir olduğu vakadır fakat zenginin mazereti derin bir ahlaksızlıktan ibarettir.
Çalışmak, emeği ile bir değer üretmek, insanın zihni ve kalbi dünyasını sıhhatli şekilde tanzim eder. Çalışmayan insan öncelikle “emeğin” kıymetini bilmez. Emeğin kıymetini bilmeyen fakir ise hırsızlık ve benzeri emek dışı menfaat elde etmeye yönelir, emeğin kıymetini bilmeyen zengin ise emeği sömürmeye başlar. Kapitalizmi sadece mal paylaşımı noktasında tenkit edenler, zenginlerin neden paylaşmadığını (infak etmediğini) anlamıyorlar. Biraz derinlere inildiğinde görülecektir ki, en fazla infak eden zenginler, en fazla çalışanlardır, en az veya hiç infak etmeyen zenginler ise çalışmayan ve servetleriyle yaşayan asalaklardır. Mizacen cimri olan insanlar bu değerlendirmelerin dışındadır zira cimriliğin zenginlik ve fakirlikle ilgisi yoktur.
İçtimai inkişaf, insan kalitesini artırma, hayat seviyesini yükseltme istikametinde gerçekleştirilecek hamlelerin hepsi, nazari manada ahlak, ameli manada çalışmak (emek) merkezinde olmalıdır. Çalışmak iyidir, çalışan bir cemiyette, “iyilik” mayası tutar. Aylaklık kötüdür, aylak insanlarda hiçbir ahlaki maya (bu arada iyinin mayası) tutmaz. İyilik insanların ruh dünyasında mayalanmazsa, bu maya o kadar derinlerde kıvam tutmazsa, insan kalitesini bir milim ilerletmek kabil olmaz.
*
Cemiyette ferdileşme süreci hızlanarak devam ediyor. Ferdileşme süreci, felsefi anlamda ve alanda değil, pratikte gerçekleşiyor ve derinleşiyor. Bunun anlamı, insan ve hayatın çözülmesidir. Ferd olabilmek, sadece kendi menfaatini düşünmek şeklinde anlaşılıyor ve yaşanıyor. Ortaya çıkan insan tipi, müstakil fertler (şahsiyetler) değil, menfaatperest ahlaksız tipler oluyor. Başkaları için parmağını kıpırdatmayan, kendinden başkasını düşünmeyen, parayı, kişiliğinin ve hayatının merkezine alan, cemiyet için fedakarlık yapmak bir tarafa, ebeveynine bile bakmayan bir insan türü… Bunlarla cemiyet teşkil ve tesis edilemez, olsa olsa “kalabalık” veya “insan güruhu” meydana gelir. Kalabalık, hayatın içtimai altyapısını oluşturamaz, orada hayat kalmaz.
“Ferdileşme” süreci, batıdan esen rüzgarlardan biriydi ve bu ülkedeki aydın(!) zümre tarafından karşı konulmaz bir iştiha ile kabul gördü. Batının bu gün yaşadığı problemlerin bir çoğunun temel sebebi ferdileşme vakası olduğu, bunu da batının yer yer anlamaya başladığı açık bir vaka olmasına mukabil, Türkiye’deki Batılılaşmış aydın(!) zümrenin hala aynı türküyü söylemeye devam etmesi manidardır. Türkiye, içtimai inkişaf hamlelerinin teorik kaynaklarını asla batıdan devşirmeye çalışmamalı, kendi içindeki batılılaşan (aslında onu bile beceremeyen) akıl ve fikir fukaralarını ise hiç dinlememelidir.
Ferd, cemiyetin dolgu malzemesi değil, inşai unsurudur. Bu cihetle ferdi şahsiyet inşası, zarurettir. Fakat ferd, cemiyeti inşa etmeyecek kadar ondan ayrışıyorsa, ferd olma hususiyetini de kaybeder. Batıdaki diyalektik düşüncenin, varlığı, insanı ve hayatı zıt kutuplar arasındaki çatışma arenası olarak anlayan kültürel kodları bu meseleyi anlamaya kafi gelmez. Ya ferdi esas alan ve cemiyeti umursamayan liberalizm veya cemiyeti esas alan ve ferdi yok eden sosyalizmden birine savrulmayı tefekkür faaliyeti zanneden, bir türlü iki cihetin birbirini tamamlayan ve terkip eden zaruri kurucu unsur olduğunu anlamayan batı akıl formu, bizim kültür iklimimizde sadece yıkıcı tesir icra eder. İnsanın bir boyutu üzerine düşünce üreten ve dünya görüşü inşa etmeye çalışan batı düşüncesinin sığlığında bile boğulanlar, insanı, her boyutu ile anlamak iktidarında değillerdir.
*
İçtimai kalkınma projesi, bir taraftan ahlak ve kültürünü oluştururken diğer taraftan tatbikatlarını göstererek gerçekleştirilebilir. Bu sebeple mesele, hem ahlaki bir kalkınma hamlesi hem de iktisadi kalkınma hamlesi olmalıdır. Daha doğrusu her iki kanadını da ciddi manada gündeme getirmek ve tatbik edilebilir projeler halinde hayatın içine savurmak şarttır.
Ferdi ve içtimai hayatı baştan sona “çalışma” merkezli olarak inşa etmek gerekiyor. Çalışmanın önündeki tüm engellerin kaldırılması, çalışmanın en ileri derecede teşvik edilmesi, çalışmak için sebepler ve imkanlar üretilmesi şart. Bir taraftan sivil toplum bu istikamette seferber edilmeli diğer taraftan devlet kaynakları ve imkanları çalışmayı teşvik için kullanılmalıdır.

TAM İSTİHDAM MÜMKÜN-3-SOSYAL KALKINMA PROJESİ” hakkında 1 yorum

  1. Allah’ın(c.c)fazlından kendilerini rızıklandırdığı mü’minler Peygamberleri(s.a.v.) gibi kurban kesmeyi çok severler.Allah(c.c) onların sevaplarını arttırsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir