TATBİK İLİMLERİ

TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, öncelikle insan ve varlıktan müstakildir. Bu haliyle “Mutlak İlim” mahiyetindedir ve onun adı hakikattir. Hakikat, insan ve varlıkta mahfuz değil, onlarda ancak tecelli ve tezahür halindedir. Kadim ilim müktesebatımızda “Eşyanın hakikatinin sabit olması”, eşyanın “hakikati” taşıyabileceği manasına gelmez, eşya ancak hakikatin tezahürlerinden biridir ve hakikatin ipuçlarını veren kesret cümbüşüdür. Hakikatin yolu, varlığın (mahlukatın) zirvesi olan insanın kalbi dünyasındadır ve o yola ancak ruh girebilir.
İlim, aşağıların aşağısında yaşayan insanın, yukarıların yukarısı olan hakikate ulaşması için ihsan edilmiş meratip güzergahıdır. Buna varoluş güzergahı da dense olur, hakikat güzergahı da dense olur, geldiğimiz yere avdet etmenin deveran güzergahı da dense olur. Netice olarak ilim; son tezahür safhası olan eşyadan, eşya seviyesinden, aşağıların aşağısından (dünyadan) başlayarak, önce Mutlak İlme, sonra Mutlak Varlığa ulaşmanın yoludur. Bu kadar aziz, bu kadar mukaddes, bu kadar kıymetlidir. Bu sebepledir ki, batının materyalist felsefesi üzerine bina edilmiş pozitif bilim (ilim değil) anlayışına, o anlayışın verilerine “ilim” muamelesi yapmak, ilmin son safhası olan maddi tezahürlere mahkum olmak, aşağıların aşağısına razı olmak, madde seviyesinde debelenmeyi ilmi yolculuk (inkişaf) zannetmektir. Kadimden beri ümmetin hiçbir nesli, ilmin son tecelli safhası olan maddeye, madde seviyesine, maddi tezahürlerine ilim muamelesi yapmamış, ilmi basit (maddi) bilgiden ibaret görmemiştir.

Muhakkak ki ilmin her tecelli ve tezahür safhası ilme dairdir. Fakat ilim nasıl ki yeryüzüne mertebe mertebe iner, öyleyse ilim tahsil ve idraki, insanı mertebe mertebe yukarıya taşımalıdır. Madde ve maddi tezahürler son safhadır, dolayısıyla satıhtır, yani sıfır noktasıdır, bir milimetre derinlik arz etmez. Maddenin kendi içinde bir derinlik taşıması, nükleer fizik (ve atom altı evren) de dahil olmak üzere, son safhanın yani maddi tezahürlerin derinliğidir. Onun bile nasıl bir sanatkarane yaratma mevzuu olduğu malumdur ve aklı hayret ve dehşet içinde bırakmaya kafidir. Ne ki bir Müslüman için mikro-fizikteki harikuladelikler, İslam ilim telakkisi içinde, dünyayı meşgale edinmişlerin gevezelikleri mesabesindedir. Kendi merkezinde kalmak şartıyla kıymeti mahfuzdur ama İslam ilim telakkisinin ufku söz konusu olduğunda mekteb-i iptidainin mevzuu olsa gerektir.
*
İlim, idrak, tatbik… İnsanın haricinde olan ilim, idrak yoluyla insana intikal eder, insanı “Hz. İnsan” yapar. İdrakin çeşitleri ve derinlik dereceleri mahfuz olmak üzere; insan ile ilim arasındaki münasebet, idrak yoluyladır. İnsanın cehdi cihetiyle idrak, bu cehdin mükafatı olarak “ihsan”… Bu deveran tamamlanmadığı takdirde insan ile ilim arasındaki irtibat ve münasebet tesis edilmemiş, ilmin maksadı gerçekleşmemiş, ilimdeki nihai menzile doğru mesafe alınmamıştır. Bu sebepledir ki İslam ilim telakkisinde tatbikat, insan ile ilim arasındaki münasebetten oluşan deveranın zaruri menzillerinden birisidir.
İslam ilim telakkisinde tatbikat ilme dahildir. Tatbikatı ilim telakkisinden çıkarmak, bilgi deveranının halkalarından biri olarak kabul etmemek, ilim ile insan arasındaki irtibatı koparmaktır. İlim ile insan arasındaki irtibat, idraktir. Tatbikat ise idrak süreçlerinden birisidir ve tatbikat olmadan idrakin mümkün olacağını kabul etmek, ilmi, muhayyel (ve entelektüel) gevezelik haline getirmektir.
*
İlimlerin dikey tasnifinde son halka olan tatbik ilimleri, yukarıdan aşağı terkip ve tetkik ilimlerinin hayatla temasını kuran, bunları hayata nakleden, ilim ile hayat arasındaki irtibatı tesis eden bir hususiyet taşır. Tatbik ilimleri yoksa, hayatın ilimle irtibatı kurulmuş olmaz, hayat ilimle inşa edilmiş olmaz, hayat ilimle izah edilmiş olmaz.
Temel irtibat haritası; ilim, insan, hayattır. Varlık ve vakıaların temel deveranı da bu üçü arasındadır. Eşya, insan ve hayattan müstakil olan Mutlak İlim insana inmiş, insan onu idrak ettiği seviyede ve derecede nispi ilimleri keşif, telif ve tesis etmiş, nispi ilimlerle de hayatı inşa ve tanzim etmiştir. Nispi ilimler esas alındığında irtibat haritası; insan, ilim, hayattır. İnsan-ilim-hayat deveranı, insanı Mutlak İlme götürür, Mutlak İlim ise Mutlak Varlık olan Allah Azze ve Celle’ye…
Mutlak İlim insanda olmaz, o, insandan müstakildir. Bu sebeple insan Mutlak İlme malik değil, muhataptır. Mutlak İlme muhatap olan insan, onun sonsuz muhtevasını tefsir, teşrih, tahlil ederek keşfeder, keşiflerini ise nispi ilim olarak tertip eder. Nispi ilimler ise dikey tasnifte; terkip ilmi, tetkik ilimleri, tatbik ilimleri olarak tertip ve tespit edilmiştir.
İnsanın Mutlak İlme muhatap olması; insan-ilim-hayat deveranının Mutlak İlim tarafından kuşatılması şartına bağlıdır. Mutlak İlim kuşatmadığı takdirde insan-ilim-hayat deveranı, “ilim” yerine ikame edilen safsata, hezeyan ve benzeri marazlarla ifsat edilir. Bugünün dünyasında batı bilimine “ilim” muamelesi yapılmakta, batının hezeyanları “ilim” mefhumuna muadil bir kutsiyet kazanmaktadır. İnsan-ilim-hayat deveranının ortasına “ilim” yerine hezeyan yerleştirildiğinde, Hz. İnsan yok olmakta, hayat ise hayvanileşmektedir.
*
İlimlerin tasnifi cümlesinden olan dikey tasnif, hayati ehemmiyettedir. Dikey tasnifin zirvesinde yer alan, ilim telakkisini inşa ve temsil eden terkip ilimleri, doğrudan Mutlak İlme muhataptır ve ondan temel esasları alır, keşfeder, tertip ve terkip eder. Tetkik ilimleri ise terkip ilminden aldığı ana ölçüleri, terkip mimarisine uygun şekilde tetkik ve tahkik eder. Tetkik ilimlerinin ilmi çerçeveye aldığı ve kanunlara bağladığı bilgi, tatbik ilimleri tarafından hayata saçılır.
Tatbik ilimleri, bir taraftan tüketilebilir bilgidir. Tatbik ilimlerinin ciddi bir kısmı şekil bilgisidir, zira tatbikatın bir şartı da şekillendirmedir. Tatbik ilimlerinin “şekil bilgisi” mahiyeti taşıyan kısmı zamana tabidir ve miadı vardır. Miadı dolan bilginin muhafaza edilmesi, cesedi evin oturma odasında bulundurmaya benzer. Miadı dolan bilgi (ceset) çürür, muhafazada ısrar edilmesi, muhafaza edeni de çürütmekten başka bir işe yaramaz. Bu sebeple tatbik ilimlerindeki bilgi deveranı çok yüksek bir hıza sahiptir. Bu hızın ideal ayarı, hayatın akış hızıdır. Şekil bilgisi, hayatın akış hızından daha yavaş deveran hızına sahipse, önce hayatın akışını yavaşlatır, sonra hayat tekrar kendi hızını bulur ve onu çürütmeye başlar, daha sonra çürüyen şekil bilgisini muhafaza edeni de çürütür.
Tatbik ilimlerindeki tüketilen bilgilerin yerine yenilerini ikame etme mesuliyeti tetkik ilimlerine aittir. Tatbik ilimleri kendi bünyesinde bilgi yenileme istidadına sahiptir ama bu istidat, tatbik ilimlerini tetkik ilimlerinden bağımsızlaştırmamalıdır. Tatbik ilimleri tetkik ilimlerinden müstakil hale geldiği andan itibaren cemiyet ve hayatın “ilim” ile irtibatı kesilmiş olur. Zira tatbik ilimleri, mahiyeti gereği ilim değildir, ilmi temsil eden tetkik ilimleridir. Tatbik ilimleri, bilgi deveranının sadece kendi bünyesinde gerçekleştirmeye başlar ve kapalı sistem kurarsa, tetkik ilimleri ile terkip ilmi yukarıda çürümeye, kendisi ise içinden çürümeye başlar.
Tatbik ilimleri hayat ile doğrudan irtibat halinde olduğu için kesif şekilde tecrübe üretir. Tecrübe üretme istidadı, bilgi yenileme ihtiyacını kendi bünyesinde gerçekleştirmeye sevk eder. Bu özellikler tatbik ilimlerini kapalı sistem haline getirir ve tetkik ve terkip ilimleriyle irtibatını keser. Oysa insan ve hayatın dünya görüşü ile irtibat ve münasebetini kuran tetkik ve terkip ilimleridir. Tatbik ilimleri, kendi fasit dairesini (kapalı sistemini) kurarsa, dünya görüşü ile irtibatını keser. Bu ihtimalde, “yaşadığınız gibi inanmaya” başlarsınız.
*
Tevhid ilimleri mecrası, diğer mecralara göre hususiyet arz eder. Bu mecrada, ilim, idrak, tatbik birbiriyle mezcedilmiştir. Ayrı ayrı safhalar değildir, ayrı süreçlere sahip değildir, ayrı kaidelere bağlı değildir. Tevhid ilimleri mecrası, nam-ı diğer tasavvuf, mana ilmi olduğu, suretleri aşan bir ilim mahiyeti taşıdığı için, orada yol, her şey demektir. Tasavvufta yol, ilimdir, idraktir, tatbiktir. Bu sebepledir ki tevhid ilimleri mecrasının mevzuu, hakikattir. Hakikati doğrudan mevzu edinen ilim dalı veya mecrası, Hz. Ali (RA) Efendimizin beyan ettiği üzere, “ilim bir noktadır”, tasnif, taksim, tertip, tanzim gibi normal şartlarda ihtiyacımız her ilmi teşebbüs, “cahiller onu çoğalttı” kısmına aittir.
Tevhid ilimleri mecrası, dört ilim mecrası içinde her cihetten hususiyet arz ettiği gibi, dikey tasnif olan terkip ilmi, tetkik ilimleri, tatbik ilimleri meselesinde de hususiyet arz eder. Esasen tevhid ilimleri mecrasında dikey tasnif olması gerekmez, zira tasnife ihtiyaç duymaz, hatta tasnif yapılmaya çalışıldığında dağılır. Ne var ki tasavvuf, sadece tevhid ilimleriyle meşgul olmayıp, tevhid (ve hakikat) ilminden elde ettiği hikmetlerle, hakikat yolcuğuna çıkmayanlar için bile mesela bir ahlak, bir edep, bir içtimaiyat telif, tertip ve teklif eder. Sadece bu cihetiyle tasavvuf (tevhid ilimleri) mecrasını, dikey tasnife tabi tutmak ve terkip ilmi, tetkik ilimleri, tatbik ilimleri üzerinde çalışmak ihtiyacı hasıl olmuştur.
Tasavvufun hususi güzergahına girmek, hakikat yolculuğuna çıkmak söz konusu olduğunda, tüm tasnifleri bir tarafa bırakıp mürşide tabi olmak zaruret derecesinde bir ihtiyaçtır. Usul ile esasın, asli olan ile feri olanın, muhteva ile şeklin, mana ile suretin tasavvufta olduğu kadar birbirine nüfuz etmiş ve birbirinden tefriki neredeyse imkansız hale gelmiş ilimlerin tahsilinde, müderrisin (mürşidin) tasarrufu tamdır, tam olmalıdır. Zihindeki milimetrik savrulmanın, kalpte fark edilemeyecek kadar hafif dalgalanmaların, ruhtaki belli belirsiz bulanıklıkların bile ana istikametin dışına atacağı tasavvuf (tevhid) ilminde mürşidin (müderrisin) tasarrufu; nefsin boğazını sıkarak, ruhu belinden kavrayarak istikameti sabit tutacak kadar derin, muhkem ve muktedir olmak zorundadır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir