TATBİK VE İNŞA FİKRİ

TATBİK VE İNŞA FİKRİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İslam’ın anlaşılmasına mani olan çok sayıda zihni bariyer var. Bunlardan birisi de terkip, tatbik, inşa gibi bahislerin idrak süreçlerine dahil olmadığı vehmidir. Aslında idrak nedir, hangi sürece tabidir, hangi safhaları bulunmaktadır türünden soruların bile gündeme gelmediği, bu sebeple anlamanın tarifinin bile yapılmadığı bir dönemde bu, beklenen bir seviyesizliktir. Zihni süreçlerin; ezberleme ve öğrenme, anlama ve keşif, tecrit ve terkip gibi yukarıya doğru irtifa kazandıran güzergahı, oradan aşağıya doğru ise inşa, tatbik, tecrübe gibi bir güzergahı olduğunu bile bilmiyoruz. Bunun aynı zamanda bilgi deveran haritası olduğunu, tecrübe ile biten deveranın tekrar başladığını, hem tatbikatla elde edilen tecrübenin doğru-yanlış cetvelinde test edilmesi hem de daha derinlere nüfuz için ihtiyaç duyduğumuzu, duymamız gerektiğini fark bile edemedik.

Hiç kimse tatbikattan bahsetmiyor. Tatbikattan bahsedilmeyince, inşa etmek de gerekmiyor. İslam’dan Müslümanın anladığına “fikir” dediğimize göre, fikrin tatbikatını yapmak, fikrin müesseselerini inşa etmek gerekiyor. Söylenen sözler, yazılan yazılar yarım, çünkü herhangi bir tatbik ve inşadan bahsetmiyor. Hangi meseleden bahsettikleri bir tarafa, Müslümanların genel hali, entelektüel gevezelik yapar gibi… “O öyle değil, böyle” cinsinden başı sonu bellisiz bir nefs tokuşturması sürüp gidiyor.
Herkes İslam’ı kendinin doğru anladığını söylüyor. Tamam da anladığının hayatını inşa etmek, hayata tatbik etmek için bir fikrin yoksa doğru anlayıp anlamadığını nereden biliyorsun? Bir fikrin doğru veya yanlış olduğu tatbikatında belli olmaz mı? Hoca vaaz kürsüsünden ya da şimdilerde moda olduğu üzere televizyon ekranlarından bas bas bağırıyor, “Faiz haram, uzak durun”. Amenna, tabii ki öyle, herkes uzak dursun. Fakat kapitalist iktisadi altyapıda para tedavülü bankalar tarafından sağlanıyor, hayatın bir şekilde nakit ihtiyacı oluyor, parayı faizsiz toplayıp dağıtacak, yani tedavülünü sağlayacak, mesela bir “Karz-ı Hasen” müessesesi fikriniz var mı? İslam’ı anlamak, bu misalde olduğu üzere, faizsiz para trafiğini mümkün kılacak bir müessese fikri geliştirmek, inşa etmek değil midir? Faizin haram olduğunu bilmeyen mi var veya bilmeyenin öğrenmesi ne kadar zahmetli olabilir ki?
*
Herkes şunu söylüyor, “İslam’ı yaşamalıyız”. Muhakkak… İslam’ı yaşamalıyız ama bu cümle hakikatin parçasıdır, bütünü değil… Bütünü, İslam’ı tatbik etmeliyiz. Kendi hayatımıza tatbik etmenin adı yaşamaktır ama tatbikat bundan ibaret değil, mümkün olduğunca tüm Müslümanların hayatını içine alacak bir İslami hayat inşa etmeliyiz.
“Nasıl?” diye soranlara, “yaşamalıyız” diye cevap veren, bundan başka bir fikri de olmayanlar, İslam’ı anlamamışlardır. Nasıl yaşayacaksın? Sen hiç faize bulaşmadığın takdirde de kazandığın paranın tedavülü bankalar tarafından sağlanıyor, para bir şekilde faizle harmanlanmış, bunu hiç dert etmiyor musun? Tabii ki Müslüman imkanları ve gücü nispetinde mesuldür ama faizsiz bir müessese inşa fikri olmayanlar, mevcut sistem içinde zaruret tarifiyle yaşıyor. Zaruretin meşrulaştırıcı gücü, ondan kurtulma niyet ve cehdine bağlıdır, ondan kurtulmak için gayret etmeyenler onu normalleştirmiş olurlar ki, Allah muhafaza… Yani tecavüze direndiğiniz müddetçe tecavüz gerçekleşse de namusunuz kirlenmiş olmaz, direnmeyi bıraktığınız andan itibaren namus kalmaz.
*

İnşa ve tatbik fikrine ihtiyacımız olduğunu anlamak bu kadar zor mu? Tatbik ve inşa fikrinin kendisi çok zor ama buna ihtiyacımız olduğunu anlamak zor olmamalı. Fakat, tatbik ve inşa fikrinin tabiatındaki zorluktan dolayı olmalı, kimse buna ihtiyaç duymuyor veya ihtiyaç olduğunu fark edenler üzerinde çalışmıyor.
Tatbik fikrinin nizami ve ilmi çerçeve ve seviyesi muhakkak ki “tatbik ilimleri” bahsidir. Tatbik ilimleri bahsi, ilimlerin tasnifi yapılmadan ortaya çıkmadığı ve anlaşılmadığı için, tatbik fikrinin olması gerektiğini söylüyoruz. Tatbik ve inşa fikrine ihtiyaç duyulsa, umulur ki oradan başlayan tefekkür süreci, ilimlerin tasnifine kadar ulaşır.
Tatbik fikrini yirminci asır Türkiye’sinde gündeme getiren, Allah mekanını cennet etsin, Necip Fazıl’dır. Üstad, her ne kadar Büyük Doğu külliyatında “ilimlerin tasnifi” mevzuundan bahsetmese de, tefekkürün başlangıcını (bidayetini) tespit mahiyetinde tatbik sistemi ortaya koymuştur. Necip Fazıl’ın dahiyane tespitiyle tefekkür gündemimize giren tatbik ve inşa fikri, her nedense birkaç adım daha ilerletilip, mesela ilimlerin tasnifine kadar ulaşılamamıştır.
Yirminci asır (hatta yirmi birinci asır) Türkiye’sindeki fikri hasisliği o kadar derindir ki, Necip Fazıl gibi bir deha, tefekkür dünyamızda makbul ve muteber hale gelememiştir. Anlayanlar için fikir hasisliğinden kaynaklanan bu durumun daha derin ve yaygın sebebi, idrak zafiyetidir. İslami tefekkür Necip Fazıl’ın bıraktığı yerden devam etseydi, Türkiye bugün dünyaya gıpta edilecek bir ilim, irfan ve tefekkür külliyatı sunmuş olurdu.
Necip Fazıl, ümmetin on iki asırlık müktesebatını biliyor ve anlıyordu. Problemin bu müktesebatta değil, onun anlaşılmasında ve tatbik edilmesinde yaşandığını da derinliğine anlamıştı. Bu sebeple temelde iki mesele üzerinde durdu; anlayışı yenilemek ve tatbik sistemi inşa etmek… Necip Fazıl’ın anladığını anlamayanlar; ya kadim müktesebatın muhtevasında problem aradılar ve reformist çizgiye savruldular ya da kadim müktesebatı tekrara devam ettiler. Ehl-i Sünnetin sadık mensupları Necip Fazıl’ı ve onun anladığını anlamadıkları için tekrarda boğuldu ve tatbik ve inşa safhasına gelemedi. Merkezkaç düşünceler ise, kadimden beri beş-altı tane insanlık tarihinin medar-ı iftiharı medeniyet kurmuş ümmetin müktesebatını inkar ederek, reformist sapkınlığa ve bataklığa düştüler. Öyle ki, İslam’ı anlaması gerekenler, İslam’ı yeniden inşa etmeye giriştiler, İslam’ın inşası on dört asır önce gerçekleşmiş, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın irtihali ile ikmal edilmiş, ondan sonra İslam ile inşa çağı başlamıştı. On dört asır İslam ile inşa edilen ilim, irfan ve tefekkür müktesebatı, batının yetiştirdiği yerli oryantalistler tarafından imha edilmeye çalışılıyor. Yeni bir din inşa etmeye çalıştıkları için, onların tatbik ve inşa fikrine sahip olması, ilimlerin tasnifini yapmayı akıl etmesi zaten muhal. Istırap verici olan, kadim müktesebata mensup ve sadık olanların bu tür temel meselelere yönelmemesidir.
Necip Fazıl’ın sadece tatbik fikri üzerinde talim yapılsaydı neler neler ortaya çıkacaktı. Necip Fazıl’a itibar etmeyen veya onu anlamayanlar, muteber ve makbul işler yapamadılar.
SELAHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir