TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-3-

TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-3-
Tayyip Erdoğan, ülkeyi iyi yönetiyorsun, eyvallah. Fakat farkında mısın bilmem, mevcut siyasi ve hukuki rejimi iyi yönetiyorsun. Halkın kültür ortalamasını biliyorsun, neye ihtiyaçları olduğunu araştırıyor ona göre siyaset geliştiriyorsun. Halkın günlük ihtiyaçlarını karşıladığın için de oy alıyorsun, tamam. Ama artık anlama vaktin geldi ve geçiyor, bu sistemle varabileceğin nihai menzile ulaştın. Bundan sonra patinaj yapmaktan başka elinden bir iş gelmez. Anla artık Tayyip Erdoğan, kulvar değiştirmelisin…
Alıştın mı bu sistemi yönetmeye, bu sistemi iyi yönetiyor olmak seni bu sisteme mahkum etmiş olmasın. Bunun farkında mısın? Sisteme hakim oldun, eyvallah… Fakat Tayyip Erdoğan, sisteme mahkum olmayasın. Alışmanın ilginç ve hesaplanamaz neticeleri var, eğer bu sistemi yönetmeye alıştıysan, hakim de olsan, mahkum olmuşsun demektir. Tayyip Erdoğan, bu konu sana nasıl anlatılır, bilmem. Bildiğim şey şu; bazı şeyler teslim olarak teslim alırlar, en tipik misali de kadınlardır, bir kadının erkeği en derin şekilde teslim almasının yolu, ona teslim olmasıdır. Siyasi rejimlerin de böyle bir özelliği var, bilmem anlıyor musun, bilmem farkediyor musun? Tayyip Erdoğan, statüko sana teslim oldu, anla artık, teslim olmak “kadın tabiatına” aittir, teslim olarak seni teslim almasın.
Tayyip Erdoğan, kimse söylemedi mi sana, “ıslahı imkansız olanın, imhası zarurettir”. Islahı imkansız olanı ıslah etmeye çalışmak, teslim alırken teslim alınmaktır. İmhası zaruret olanı ıslah etmeye çalışmak, çok derin ve çelişik bir çelmeye takılmaktır. Islahı imkansız olanı ıslah etmeye çalışmak, havanda su dövmektir, teslim olmak ise havanda su dövmeye alışmak, ondan zevk almaya başlamaktır. Sahi ne yapıyorsun bu aralar? Tasfiye (imha) sürecini bitirdin de ıslah sürecine mi girdin? Tayyip Erdoğan, anla artık, silsileyi ters çeviremezsin, tasfiyeden sonra ıslah olmaz. Islahı önce denersin ve mümkün mü değil mi anlarsın, sen bunu kaç defa test ettin ve anladın ki ıslahı imkansız. Şu kadar tasfiyeden sonra ıslahatçı mı oldun? Bu nasıl bir akıl çarpılmasıdır, tasfiyeden sonra inşa süreci gelir, ıslah süreci değil… Allah aşkına, senin danışmanların ne yapıyor?
Ha, biliyorum danışmanlarının ne yaptığını. Suç danışmanlarında değil, sende, tüm danışmanlarını siyasi sahada marifet sahibi kişilerden seçtin. İçlerinde fikir adamı yok, günlük siyaset üretiyorlar, siyasi manevra geliştiriyorlar, konuşma metinlerini yazıyorlar. En hacimlisi, en seviyelisi, en donanımlısı “siyasi projeksiyon” geliştiriyor. Tayyip Erdoğan, bu yolun sonuna geldin, bu danışmanlarının da miadı doldu. Anla artık, bu danışman kadrosunun zihni evreni, statüko tarafından inşa edildi, bunların ufku Kemalist cumhuriyet içinde siyasi manevra ve projeksiyon geliştirmekten ibaret. Bunların sütü bitti, anlamazsan aç kalacaksın.
Danışman kadronu seçerken, sana karşı potansiyel muhalif olacak kapasitedekileri buldun, onları yanına aldın, hem bir zeka kadrosu kurdun hem de muhalefet potansiyelini yok ettin. Büyük stratejiydi, eyvallah. Ama Tayyip Erdoğan, miadı doldu, ömrünü tamamladı, nihai menziline vardı. Anla artık, o yol tükendi. Artık ihtiyacın “fikir adamları”… Tamam, onlar yanında dursun, tamam, onlardan faydalanmaya devam et, tamam, onlarla çok yol aldın. Ama artık yol ayrımına geldin Tayyip Erdoğan, bunu ne zaman anlayacaksın?
Tayyip Erdoğan, tabii akışı ters çeviremezsin. Bunu yapmaya uğraşma, boşuna zaman, emek, enerji israf edersin. Tasfiye sürecinden sonra ıslah süreci gelmez, inşa süreci gelir. Oysa sen tasfiyeyi yarım bıraktın ve ıslah sürecine savruldun. Tasfiye yarım olmaz, yarım tasfiyeden sonra ıslah yapılmaz. Komikleşme, bu silsile, eşyanın tabiatına aykırı, insanın tabiatına aykırı, hayatın tabiatına aykırı. Tasfiyenin yarısında sana teslim olanların, dışlarından yüzüne gülerken, içlerinden seni öldürmek için insanlık muhayyilesini zorlayan işkence metotları geliştirdiklerini anlaman için ne yapmamız gerekiyor?
Tayyip Erdoğan, fikir adamlarına ihtiyacın var. 2071 hedefinden bahsetmen, hedefi yüksek koymak gibi bir ufuk sahibi olman ne kadar hoş. Ama fikir olmazsa, fikir adamı olmazsa bu iddiaların içi boş… Bu tür hedefleri sadece oy almak için koyuyor olamazsın, böyle bir hileye başvuramazsın. Bu büyüklükteki hedefler, aynı çapta fikir ve fikir adamlarını ilzam etmez mi? Neden ortalıkta görünmüyor, yoksa sadece biz mi görmüyoruz? Tayyip Erdoğan, sen bizi aldatıyor musun? Sen bizi aldatmaya başladın da, biz iyi niyetimizden bunu göremez hale mi geldik? Böyle bir ihtimalin, bırak doğru olmasını, “şüyu bile vukuundan beter” değil mi?
Başına gelecek büyük felaketlerden birisi, Müslüman fikir adamlarının sana karşı muhalefet hareketi başlatmasıdır. Bunun oy potansiyelini etkilememe ihtimali var ama Tayyip Erdoğan, Müslüman fikir adamlarının kahir ekseriyetinin sana muhalif hale gelmesi, uykunu kaçırmaz mı? Bir meşruiyet endişesine düşmez misin? Gerçekten de düşmez misin yoksa… Seni fazla mı sevdik biz? Ayarı kaçırmamaya dikkat etmiştik oysa, doğrularına doğru dediğimiz kadar yanlışına yanlış dedik, yine de farkına varmadan sevgi ayarını kaçırmış olabilir miyiz? Sen Tayyip Erdoğan, Müslüman fikir adamlarının sana muhalefet etmesini dert etmez misin? Böyle bir noktaya gelmiş olabilir misin? Ya da baştan beri bu noktadaydın da, biz gerçekten seninle ilgili kanaatlerimizde “ayarı” kaçırdık ve sıhhatli değerlendirme yapamadık mı? Tayyip Erdoğan, suç bizde mi, eğer suç bizdeyse, eğer sen baştan beri bizi aldatıyorsan, sana tek kelimelik bile kızmayacağım, bizi bu kadar uzun süre aldatabildiğin için seni tebrik etmeyi bir borç bilirim.
NOT: Bu yazı serimizin ilk iki yazısı yayınlandığında dostlardan tenkit aldık. Tenkitler, dil ve üslubun sert olduğu, yeminli muhaliflerin malzeme devşireceği, zamanlama olarak doğru olmayabileceği istikametinde bir hassasiyet izharıydı. Fikrin her safhasında (doğumu, inkişafı, tekamülü) sohbet ve tenkit meclisinin olması harikulade bir imkan. Tenkit isimli tefekkür faaliyeti, fikir imal süreçleri içinde en baştan çıkarıcı olanıdır. Gerçekten de insan zihni, tenkit için organize olmaya başladığı andan itibaren nefsin iştihası alabildiğine kabarıyor. Nefs, tenkit kadar hiçbir tefekkür çeşidinden beslenemiyor, tenkide başladığında gözleri çakmak çakmak yanmaya, zapt edilmez hale gelmeye başlıyor. Fikir imal süreçlerinin hepsinde lazım olan sohbet ve tenkit meclisinin, hususiyetle tenkit çabalarında olması şart… Tenkit, mahiyeti itibariyle yanlışı tespit, doğruyu tekliftir, yapılan tenkidin tenkidi gerektirmesi çok vahim olur. Yanlışı teşhis ederken doğruyu katletmek gibi bir noktaya savrulmak, yanlış yapmanın iki misli yanlıştır. İnsan yanlış yapar fakat yanlışa doğru, doğruya yanlış deme noktasına varan “kötü ve kasıtlı” tenkit, yanlışı doğru olarak yerleştirmeye, doğruyu yanlış olarak imha etmeye sebep olur ki, yanlış yapmaktan çok daha tehlikelidir.
Yazı serisini tenkit eden dostlara teşekkür ediyorum. Bu yazı serisinde, doğruya yanlış, yanlışa doğru demek gibi vahim bir tavır içinde olduğumuz düşünülmemelidir. Hükümetin on yıllık iktidar döneminde yaptıkları doğru işlerin tamamını takdir etmek mesuliyetimiz açık, bu tavır, hakikat kaygısı, hakikatperverlik ile ilgilidir, Akparti ile ilgili değil. Müslüman şahsiyetinin, “doğru” karşısındaki tavrı tektir, hazır ola geçmek, kıymet bilmek, hakkı teslim etmek…
Yazı serimiz, yeminli Akparti ve Erdoğan düşmanları tarafından, kendi anlayış ve mevzileri için malzeme tedarik edecekleri bir imkan oluşturmaz. Yazılarımız, aynı iklimin, aynı havzanın insanları arasındaki tefekkür çabaları, aynı endişeleri taşıyan insanların ikaz mesuliyeti olarak mütalaa edilmelidir. Bizim fikrimiz de tenkitlerimiz de, İslam düşmanlarının elinde malzeme haline gelemez, fikrimizi, İslam düşmanlarının kullanacağı kadar “müphem”, “kimliksiz”, “renksiz” hale getirmeyiz. Bizim fikrimiz ve tenkidimiz her yerde belli olur, hüviyeti belli olan fikir ve tenkit ise her önüne gelenin sağa sola çalacağı kılıca dönüşmez.
Tenkit için oluşturduğumuz çerçeve, tenkit fikrimizi zapt altına alır. Tenkit fikrimiz, çerçevesinden çıkarıldığında, sudan çıkmış balık gibi ölür, kullanılamaz hale gelir. Çünkü tenkidimiz fikrimize, fikrimiz fikriyatımıza bağlıdır. İrtibatlarından koparıldığında (çerçevesinden çıkarıldığında) varlığını devam ettiremez. Bu problem, dünya görüşüne sahip olamayan, birbirinden bağımsız “fikir parçacıklarıyla” meşgul olanlara aittir. Bizim fikriyatımız tüm fikirlerimize sirayet etmiş haldedir, irtibatı koparılan herhangi bir fikir, nefes borusu kesilmiş gibi ölür, fikirlerimiz, uzuv (organ) nakli tekniğiyle taşınamaz, taşınmak istenirse de ona uygun (kendinden başka) bir vücut bulunamaz.

TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-3-” hakkında 1 yorum

  1. Örfü habse düşenin zindanı meâl olmuş,
    Yerin delip kaçınca kulağna eskâl olmuş.
    Örfü tayyib kalanın zindanı rahmet olur,
    Yûsuf sekal koyunca kulağna haffet olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir