TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-4-

TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-4-
İrfan, hikmet, tefekkür bu ülkedeki üniversitelerin kapısından giremedi. İslam irfanı, üniversitedeki bazıları tarafından dikkate alınıyorsa eğer, gayriresmi toplantı ve sohbetlerindedir. İslam irfan müktesebatı ve havzası, on dört asırlık tarihinde, Arap-İslam Medeniyeti, Endülüs-İslam Medeniyeti, Türkistan-İslam Medeniyeti, Hind-İslam Medeniyeti, Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyetleri olmak üzere beş altı adet medeniyet inşa etmiştir. Her biri İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde olmak üzere, medeniyet tarihinin şahikalarıdır. Bir medeniyetin kurulması için asırlar gerekiyor, on dört asırda aynı kaynaktan bu kadar medeniyet kurulması, aklın üstünde ve ötesindedir. Tayyip Erdoğan, aklın, eserlerini gördüğünde şaşkınlık ve hayretten çıldırdığı bu medeniyetleri kuran kaynak, yani irfan ve hikmet, bu ülkenin üniversitelerinde, hiçbir “bilimsel” değere sahip değil, bunu anlıyor musun? İrfan ve hikmetin bu ülkedeki kıymeti, yılda bir Konya’da, “Şeb-i Aruz” merasimlerindeki nutuktan ibaret mi kalacak?
Bu ayrı bir ilim mecrasıdır. Pozitif bilim mecrasının tek bilim mecrası olduğunu söyleyenlere inanamazsın, böyle bir dolandırıcılığa yakalanamazsın. Pozitif bilim mecrasına, “sosyal bilimler mecrasını” lüften ekleyenlerin, ilim mecrasını çeşitlendirdiği yalanına meyledemezsin. O itimat ettiğin profesörler, çocukları altı yaşına kadar eğitim dışı tutmak için “fikir ajanlığı” yapıyorlar. Sıfır ile iki yaş aralığında “lisan” öğrenmek gibi harikulade bir idrak derinliğine sahip olan insan (bebek), o profesörlerin elinde, altı yaşına kadar ebeveyninin kavgalarına mahkum ediliyor. Bir tanesi “aile içi eğitim programı” geliştirmeyi akıl edemiyor çünkü altı yaşından önce çocuğun “öğrenme” istidadının olmadığına inanıyor. Neye rağmen? Sıfır ile altı yaş aralığında lisan öğrenmesine rağmen… Bunları profesör zannediyorsun değil mi? Bunları profesör zannediyorsan eğer, İslam tarihinde dört, beş yaşlarında Kur’an-ı Kerim’i hıfzeden çocukların olduğuna dair bilgilere de, Kemalist, ateist, solcu daha bilmem neciler gibi, “İslami propaganda” diyorsundur. Öyle ya… Batı kaynaklı pozitif bilim mecrasına göre sıfır altı yaş aralığında eğitim olmaz, bu hesaba göre bizim tarihimizdeki o vakalar, birer efsane olmalı, öyle mi? Anlama vaktin gelmiş olmalı Tayyip Erdoğan…
Nurettin Saraylı’nın, “Müslümanlara on milyar yıl kazandırmak mümkün” başlıklı yazısında kısaca temas ettiği, bir de matematik hesabını yaptığı vaka, dikkat çekici değil mi? Ama bu sözlerin, profesörlerin “bilimsel beyanları” karşısında ne kıymeti var?
Tayyip Erdoğan, anla artık… Mesele başka bir noktada düğümleniyor. İnsanlar ruhi-ahlaki talim ve terbiyeye tabi tutulmadığında, iktisadi gelişmelerle elde edeceğin en büyük başarı, ülkeyi zengin fahişelerle doldurmaktır. Derinliğine ahlaki zafiyet, genişliğine bol servet… Bunun veciz tarifi, zengin fahişe değil mi? Tabii ki müreffeh insan ve hayat istiyoruz fakat servet ve imkan derin ahlaksızların elinde, faydaya değil zarara tahvil olur. Bilmem anlar mısın, zengini eğitemezsin, ya kişiyi zengin ederken (zenginleşme sürecinde) eğiteceksin veya bebeklikten itibaren büyürken (zenginliğinin farkına varana kadar) eğitirsin.
Biliyorum, İrfan havzasının talim ve terbiye müesseselerini kuramazsın. Biliyorum, buna ciddi ve samimi şekilde niyetlendiğinde bile başaramazsın çünkü bunun insan kaynakları yok, bu durum asalet ve ahlak tedrisatını fahişelere teslim etmek gibi garip bir çelişkidir. Ne var ki bir yerden başlamak gerekiyor, öyleyse “öncüler”den başlanmalı. Lakin Tayyip Erdoğan, ülkede pozitif bilim mecrası ve onun mütemmimi olan sosyal bilim mecrasından başka bir imkan alanı yok. Bunlarla yola çıkamazsın, mesafe alamazsın, menzile varamazsın. Anla artık Tayyip Erdoğan, irfan kaynağından beslenen fikir ve ilim mecrasını açmaktan başka çare yok. Tamam, bunu sen yapamazsın ama imkanlarını oluşturabilirsin, teşvik edebilirsin, zaten görevin de bu…
Bu ülkenin irfan verimlerini cezbedecek, celbedecek, davet edecek bir merkez, bu merkez etrafında bir havza, o havzada bir neşriyat… Tayyip Erdoğan, en basit misalini anlatıyorum, tüm ülkenin irfan ve hikmet kaynaklarını, bu kaynaklara nispetle imal edilen eserlerini tespit edecek, basıp yayınlayacak, böyle bir imkan oluşturacak “yayınevi” türünden bir müessese kurulması mümkün. Okuyucusunun olup olmadığı, müşteri bulup bulamayacağı gibi komik işlerle ilgilenmeyin, eserlerin gün yüzü görmesi, fikir hayatına dahil olması, vücut bulması kafi… Parayı bundan daha asil bir yere harcayamazsınız.
Ülkenin tefekkür kaynaklarını tespit edecek, cem edecek, istifadeye sunacak bir imkan… Yapmanız gereken sadece bunu oluşturmak, ilan etmek… Eserler kendiliğinden oraya akar, kendiliğinden dev bir havza haline gelir, kendiliğinden hacimli bir havza olur. Ortaya çıkan eserlere şaşırırsınız, üniversitenin dışında neler olduğunu görürsünüz, irfanın bitmediğini, bitmeyeceğini anlarsınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir