TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-1-

TAYYİP ERDOĞAN, ANLA ARTIK-1-
Tayyip Erdoğan yaklaşık on yıldır başbakan, hükümetinin ilk yıllarında ciddi badireler (Ergenekon, balyoz vesaire cunta ve terör kumpasları) atlattı. Bu sebeple birçok şeyi yapamadığını biliyor ve düşünüyoruz. Bu sebeple Cumhurbaşkanlığı seçiminden ve hemen akabindeki partisinin kapatılma davasından sonra “muktedir” olduğunu da biliyoruz. İçeride ve dışarıda ciddi işler yaptığını, yapmaya devam ettiğini de biliyoruz. Hakbilirliğimiz gereği teşekkür borcumuz olduğunu, doğru yaptıklarını desteklemek gibi bir mesuliyet altında bulunduğumuzu tabii ki inkar etmiyoruz.
Ama artık yeter…
Askeri vesayeti büyük nispette gerilettiğini, Ankara’nın karanlık dehlizlerindeki karanlık bağlantılara büyük darbeler vurduğunu biliyoruz, bunların ülke ve millet için ne kadar mühim meseleler olduğunun farkındayız, teşekkür ederiz. Kıymet bilmemek gibi, nankörlük gibi bir edepsizliğe sahip değiliz.
Ama artık yeter…
Ülkeyi iktisadi krizden çıkardığını, dünya iktisadi krizini asgari zararla atlattığını, iktisadi altyapıyı sağlam temellere oturtmaya çalıştığını, ihracatı cumhuriyet döneminde hayal bile edilemeyen seviyeye çıkardığını biliyoruz, yeminli muhalifler gibi başarıları küçümsemek, yok saymak gibi bir ahlaksızlığa sahip değiliz, çok teşekkür ederiz.
Ama artık yeter…
Hariciyeyi, batının Anadolu’daki istasyonu olmaktan kurtardığını, kendi merkezinde yoğunlaşan ve kendi merkezinde yönetilen bir dışişleri bakanlığı kurduğunu, daha önce kimsenin umursamadığı, dinlemediği, fikrini merak etmediği hariciyenin, bölgede ve dünyada “ne düşündüğü” merak edilen, umursanan, ona göre politika geliştirilen bir noktaya getirdiğini biliyoruz, minnettarız.
Ama artık yeter…
Tayyip Erdoğan, yukarıda bazılarına temas ettiğimiz, lafı uzatmamak için hepsini yazmaya teşebbüs etmediğimiz başarılarınızı takdir ediyoruz, bunlar için teşekkür ediyoruz, ama artık yeter… Çünkü bazı temel meseleler yerinde duruyor, tüm bu gelişmeleri sürekli kılacak bazı altyapı çalışmaları gündeme bile gelmiyor. Neyi bekliyorsunuz? Artık mazeret zamanı değil, maharet zamanı…
*
Hangi konudan bahsediyoruz? Eğitim meselesinden… Ama “deha eğitimi”nden… Önce Başbakanın bir konuşmasından kısa bir pasaj nakledelim.
“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Ankara Spor Salonu’nda düzenlenen çevre yatırımları açılışı ve temizlik-denetim araçları dağıtımı törenine katıldı.”
Bu açılışta yaptığı konuşmada, konumuz ile ilgili olarak şunları söylemiş;
“Mimar Sinan ile iftihar ettik iftihar edeceğiz. Gençler bizim bugünde yeni Mimar Sinanlara ihtiyacımız var. Bize tek bir Mimar Sinan yetmez. Bizim Selimiye gibi, Süleymaniye gibi nice muhteşem eserlerimiz bulunuyor. Bunlar kadar güzel eserler yapacak ustalara ihtiyacımız var. Biz eğer gençlerimize bu vizyonu verebilirsek gelecek çok daha farklı olacak.” (Yeni Şafak gazetesi internet sitesi, 17.01.2013)
Ne kadar güzel… Bize Mimar Sinanlar lazım… Doğru, her alanda Mimar Sinan çapında adamlar lazım. Pekala bunu kim yapacak? Hükümet…
Akparti hükümetinin baştan beri Milli Eğitim ile ilgili sürekli bir şeyler yapmaya çalıştığı malum. Bir disiplin çabası, bir sistem gayretidir gidiyor. Bu konudaki birçok tenkidin kasıtlı olduğunu gördük, ülkenin seksen yıllık tarihinde bir eğitim sistemi çalışması olmadığını biliyoruz. Yine ülkede eğitim sistemi ile ilgili, batıdan nakledilmemiş, kendi kültür havzamızda üretilmiş bir literatür olmadığını da biliyoruz. Bu sebeple Milli Eğitimdeki sistem kurma çabalarının hedefine ulaşması için zaman gerektiğini anlıyoruz. Fakat kuracağınız hiçbir sistemde, Mimar Sinanların yetişmeyeceğini anlama zamanınız gelmedi mi?
Yirmi milyona yakın öğrencisi, yüz binlerle ifade edilen öğretmen kadrosuyla Milli Eğitimde kurmaya çalıştığınız, kurabileceğinizi zannettiğiniz sistem, asla maya tutmayacaktır. Yapacağınız, yapmak zorunda olduğunuz şey “deha eğitim sistemini” kurmak…
Bunu kurabilirsiniz, çoktan kurmalıydınız. İktidarınızın başından itibaren teşebbüs etseydiniz, şimdiye kadar ülkenin zeka kaymağını hayata katmaya başlamıştınız.
*
Deha eğitim sistemini mevcut milli eğitim curcunasının içinde kuramazsınız. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde ayrı bir genel müdürlük mü kurarsınız yoksa daire mi teşkil edersiniz veya Milli Eğitimin dışında mı düşünürsünüz… Bir an önce başlamalısınız…
Yapacağınız iş şu; ülkede yaklaşık on adet okul kuracaksınız. Ülkeyi, nüfus yoğunluğuna ve coğrafi özelliklerine göre on bölgeye ayırıp her bölgeye, bir okul açacaksınız. Bu okullara, Milli Eğitimin okullarındaki tüm öğrencilere uygulanacak imtihanlarla seçilmiş olan yüksek zeka ve dehaları alacaksınız. Bu okulların tüm müfredatı farklı olacak, tüm kadrosu farklı olacak, tüm imkanları farklı olacak.
Bu okullar, ortaokul (ikinci dört yıl) ile liseyi (üçüncü dört yıl) kapsayacak, yatılı olacak, öğrencilerin tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanacak. Bu okulların öğrenci ihtiyaçlarını karşılamak için her şehirde, birinci dört yıllık kısım (ilkokul) için, şehrin nüfusuna göre ya müstakil bir okul veya bazı okullarda özel sınıflar oluşturulacak.
Bu öğrenciler için bir de özel üniversite kurulacak, sadece bu okullardan mezun olanların girebileceği bir üniversite…
Sistemin teferruatı uzun, bu yazının hacmini aşar. Anlatmaya çalıştığımız husus şu; her millette az sayıda deha, kafi sayıda yüksek zeka ve bol miktarda orta zeka vardır. Bir milletin en büyük kıymeti ve kaynağı, zekadır, zekanın maden ocakları ise yüksek zeka ve dehalardır. Bu ülkede cumhuriyet döneminde kurulan ve halen bu özelliği devam eden Milli Eğitim Siyaseti, “orta zekaya” ayarlıdır. Orta zekaya ayarlı eğitim sistemi içinde dehaları öğütüyorsunuz, çıldırtıyorsunuz veya yabancı ülkelere kaçırıyorsunuz. Bu ülkede dehalara ne dendiğini biliyor musunuz sayın başbakan? “Kaçık”, “deli”, “uçuk”, “hayalperest”, “ütopist” ila ahir… Hem Milli Eğitiminizde hem de halkın içinde bu insanlar, bu kadar ağır tahrik altında yaşamaya çalışıyor, bırakın zekalarını kullanmayı, zekalarını verimlendirmeyi, eğitim sisteminizde ve halkın içinde çıldırmadan yaşayabilmek için mücadele veriyorlar. Orta zekaya ayarlı eğitim sisteminizde, orta zekalı öğretmenlere, orta zekalı yöneticilere emanet ettiğiniz bir dehanın akıbetinin ne olacağını zannediyorsunuz? Çıldırmaktan başka bir yol bulabilmesi tam bir mucize…
Harıl harıl petrol arıyorsunuz, dehaların petrolden daha az kıymetli olduğunu size hangi ahmak söyledi? Veya o kadar danışmanınız arasında bu konuyu size kimse açmadı mı? Çalışma temponuzu ve yoğunluğunuzu biliyoruz ama bu konunun mazereti yok. On yıl oldu, yeter artık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir