TECRİT

TECRİT

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

Zihni süreçler, aynı zamanda tedrisat süreçleridir. Ezberleme, öğrenme, idrak etme, tecrit, keşif ila ahir… Bir maarif anlayışı ve tedrisat nizamı bu süreçleri takip etmiyorsa, kibirli bir ifade olacak belki ama gevezelik yapıyor demektir.
Ezberleme ve öğrenme safhaları, deli olmayan her insanda (ki delilerin de bir kısmında) mümkündür. Silsilenin idrakten itibaren mümkün olması, hususi istidatlar ve hakiki tedrisat ile kabildir. Ezberleme ve öğrenmenin herkeste mümkün olmasından dolayı, eğitim-öğretim sistemimiz bu ikisini yapmakta, ondan sonrasını “mevzu” bile edinmemektedir. Sadece Milli Eğitim Bakanlığıyla sınırlı bir durum değildir bu, günümüzde medrese iddiasıyla ortaya çıkan kuruluşlar da aynı durumdadır.

İdrak, idrak istidatları olmadığında da nispeten tedrisat ile kabildir, talebe en azından ezberleme ve öğrenmenin ötesine geçebilir. Külli idrak gibi meselelere ulaşamasa da, ezberlemek gibi üç-beş yaş alışkanlıklarını aşma imkanına kavuşabilir. Fakat tecrit, istidatsız asla mümkün değildir. Tecrit istidadı olmayan birisinin tecrit maharetine ulaşması ve idrak faaliyetini tecrit seviyesinde gerçekleştirmesi muhaldir.
Tedrisatın tecrit ile alakası, tecrit istidadına malik olan talebeleri teşhis edip, onlara tecrit güzergahını göstermek ve o güzergahta sıhhatli ve emniyetli şekilde yol almasını temin etmektir. Başka bir ifadeyle, tecrit istidadı olan talebeleri teşhis etmek ve o istidadı tecrit maharetine tahvil etmektir.
*
Tecrit istidadı olan talebeler, muhakkak ki tefekkür bahsinde imtiyazlıdırlar. Bunların hususi olarak teşhis edilmesi, diğerlerinden tefrik edilmesi ve ayrı bir tedrisata tabi tutulması elzemdir. Zira tecrit istidadı olanlar, alim, mütefekkir ve sanatçı olma imkanına sahiptir. Talebe yetiştirmek başka bir şeydir, alim ve mütefekkir yetiştirmek başka bir şey…
Tecrit istidadı olmayan bir kişi müderris olamaz, olmamalıdır, yapılmamalıdır. Çünkü tecrit istidadı olmayan kişinin tefekkürü sığ ve kısıtlıdır. Mesele bundan ibaret olsa neyse, tecrit istidadı olmayan birinin müderris olması, talebelerinin tecrit istidadına sahip olup olmadığını anlamayan birisine medrese teslim edilmesidir.
*
Tecrit, varlığı arazlarından tefrik ederek hakikatine doğru yürümektir. Öyleyse tecrit, hakikat yolculuğudur. Tecrit istidadı ve mahareti olmayan bir insan, varlığın dış yüzüne mahkumdur. Varlığın dış yüzüne mahkum olanlar, kesrette boğulur, tevhid yolculuğuna çıkamazlar. Fikirteknesi külliyatından anladığımız kadarıyla hakikat yolculuğu; tecrit güzergahı, tenzih güzergahı, tevhid güzergahı şeklinde tasnif ve derecelendirilmiştir.
Hakikat ilmi (Mutlak İlim, yani Kitap ve Sünnet) tahsil etmek, hakikat yolculuğuna çıkma imkanı vermiyor. Tecrit istidat ve mahareti olmayanlar, varlığın arazlarına mahkum oldukları gibi, hakikat ilminin de kelamına mahkum oluyorlar. Bu sebepledir ki hakikat yolculuğu, hakikat ilmini tahsil etmeden olmaz ama hakikat ilminin kelamıyla da olmaz. Tecrit güzergahına kadar gelememiş bir insanın tevhid güzergahına ulaşması nasıl mümkün olur?
Zihni süreçler bakımından tecrit güzergahına ulaşmayan bir insanın tenzih ve tevhid güzergahına ulaşması kabil değildir ama başka bir yolu var; ruhi idrak… Ruhi idrak, zihni süreçlerin kestirme yoludur, tecrit güzergahından geçmeden tenzih güzergahına ulaşma ve oradan tevhid güzergahına intikal imkanı, ruhi idrak yolunda kabildir. Yani iman, kalbin tasfiyesi ve nefsin terbiyesi… Malum olduğu üzere tasavvuf yolu…
*
Medrese, tecrit istidadı olmayan talebelere dinini öğretir ve hayata gönderir. Tecrit istidadı olmayan insanlardan alim ve mütefekkir yetiştirmeye çalışan bir medrese, alim ve mütefekkir değil sadece bilgi hamalı yetiştirir. Fakat tehlike bu noktadan sonra zuhur eder, bilgi hamalı kendini alim zannetmeye başlar ve alimlerin salahiyetindeki meselelere yönelir ve dini tahrif etmeye başlar. Aman dikkat, günümüzde bu problem çok yaygın şekilde yaşanıyor.
Tevhidin yolu her mümine açıktır. İlimle (yani zihni süreçlerle) tevhid yolunda ilerlemek, tecrit güzergahından geçer. Tecrit istidat ve mahareti yoksa tasavvufa yönelmeli, oradaki yolda ilerlenmelidir.
Her insanda ruh var, her insanda kalb var. Öyleyse her insan tevhide ulaşabilir. İlim, keskin bir idrak ister, bu ise her insanda yoktur. Fakat Allah Azze ve Celle, her insanın tevhide ulaşmasının yolunu açmıştır. Bu yol, özet olarak söylemek gerekirse, iman ve itaattir. İman eden bir insan, İslam’ın emir ve tavsiyelerini yerine getirir, nehiylerinden içtinap ederse kalb, ruhi tezahürlere ve rahmani tecellilere mazhar olur. Bu kişini zeka seviyesinin ne olduğu mühim değildir. Kalb ve ruh o kadar kıymetlidir ki, Allah Azze ve Celle, onları yarattığı en kıymetli varlık olan insana bahşetmiştir. Tasavvufun elzem kılan noktalardan biri de, en kıymetli varlığın en kıymetli unsurlarını kendine “mevzu” edinmiş olmasıdır.
*
İslami tedrisatın nihai maksadı, tevhiddir. Öyleyse tedrisat safhaları, tevhid menziline kadar ulaşan süreçlerin sevk ve idaresidir. İslami tedrisatta da insanlara meslek kazandırmak ve hayatı yaşamalarını mümkün kılacak bir iktisadi imkana sahip olmak vardır. Mesele, tedrisat sürecinin içinde bulunan binlerce ara menzil değil, nihai menzilse, o menzil tevhiddir.
Medrese, kendine müracaat eden talebeleri teşhis ve tasnif eder. Bunların içinde tevhid menziline kadar ilmi yoldan ilerleyebilecek istidat sahiplerini tefrik ile ayrı bir tedrisata tabi tutar. Diğerlerini ise muhtelif tasniflere tabi tutar, istidatları en zayıf olanlara ilmihal bilgisiyle birlikte bir meslek öğretir ve hayata iade eder, istidat dereceleri arttıkça tahsil seviyesi yükselir. Esas mesele, tevhid menziline kadar ulaşabilecek olan istidatlardır.
AHMET MUHTAR TURAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir