TEDRİSAT TELAKKİSİ VE MEDENİYET TASAVVURU

TEDRİSAT TELAKKİSİ VE MEDENİYET TASAVVURU

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

İslam tedrisatının merkezi konusu insandır. Tedrisat anlayışımız İnsandan başlamak üzere, insanın şahsiyet(ferd) ve cemiyet şubelerinin inşasından, insanın en hacimli teşkilat misali olan devlet inşası ve medeniyet inşasını gerçekleştirecek bir usule tabiidir. Hakikatin zaman üstü olan mana yekûnu, insanı ve hayatı, kısacası zamana ait olan her şeyi kuşatacak bir hacme sahiptir. Buradan yola çıkarak İslam tedrisat telakkisinin de, insanı ve hayatı kuşatacak bir usule tabii olması gerekir. Bunun müşahhas misalini Efendimiz (A.S) Sahabeye tatbik ettiği tedrisat usulünden iktisap etmeliyiz.

Tedrisat telakkimizin maksadı ferd de şahsiyet inşasıdır; buna bağlı olarak da cemiyet, devlet ve medeniyet inşası olmak üzere bir mevzuu haritasına sahiptir. İslam medeniyet tasavvurunun kaynaklarına inecek olursak, bunu ekonomi ve teknoloji de veya maddi anlamdaki ilerleyişte değil, ilk önce insan da aramamız gerekir. İnsan da ararken de insan tabiat haritasının insani bölgesinde, ruhi-kalbi havzasın da aramak elzemdir. Medeniyetin ruhi kaynakları İslam tedrisat usulü ile bu havza da ortaya çıkar. Hayata vaziyet edecek şahsiyet terkipleri bu havzada inşa edilir.
İslam tedrisat telakkisi temel de insan-ı kâmili (külli) insanı yansıtır. Bunlar, İslam medeniyetinin kurucu şahsiyet terkipleridir. Tedrisat telakkimiz medeniyetimizin üç temel terkibi olarak ifade ettiğimiz, kalb-i selim, akl-ı selim ve zevk-i selim gibi şahsiyet terkiplerini oluşturmayı hedefler; çünkü bu temel şahsiyet terkipleri marifeti ile hayata nüfuz edilir hayata ruh üflenir. Merkezi konusu insan olan bir tedrisat telakkisinin öncelikli mevzuu insan tabiat haritasına ne kadar nüfus ettiği meselesidir. İnsan fikri olmayan maarif anlayışı ve ona bağlı olarak ta tedrisat (talim-terbiye) usulü geliştirmek ne derece mümkün olur? İslam, insan tabiat haritasını esas alır. İnsanın tüm mizaç hususiyetleri de İslam da muhtevidir.
İslam tedrisat telakkisi, medeniyetin, devletin ve cemiyetin temelini insan da inşa eder. Ferd ne derece şahsiyet sahibi olursa, şahsiyet ile cemiyet arasında olan aile müessesesi sağlam bir temel üzerine bina edilmiş olur. Güçlü şahsiyetler ile örülmüş aile müessesesi de cemiyeti sağlam bir temel üzerine, adeta ilmik-ilmik dokur. Bu vaziyette oluşan cemiyette kendi ruhunu en hacimli teşkilat olan devlete yansıtacaktır. Hayatın teşkilatlılık hali olan medeniyette bu süreç içerisinde mayalanarak kendi tasavvurunu gerçekleştirecektir.
İslam’ın ferde getirdiği mükellefiyetler olduğu gibi, aileye, cemaate, cemiyete, devlete, medeniyete ve nihayetin de tüm insanlığa bakan yönü vardır. Bunların her birinin fikriyatının oluşturulması gerekir. Medeniyet tasavvurunun kurucu şahsiyetleri olduğu gibi, kurucu fikirleri de olmalıdır. Kurucu fikir de, Mutlak ilimin (Kur’an-Sünnet) mana yekûnundan iktisap edilir. Kurucu fikri oluşturacak idrak merkezleri de, akl-ı selim ve kalb-i selimdir. Bunun içindir ki, İslam tedrisat telakkimizin maksadı şahsiyet terkipleri vasıtasıyla fert de akl-i selim ve kalb-i selim inşasını hedef alır.
Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihati mevzuumuz açısından oldukça manidardır. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, insan ile devlet arasında bir bağ kurulduğu dikkatimizi çekiyor. “Bir sonrakinin, bir öncekini kuşattığı daireler silsilesi… Haliyle bir önceki, bir sonrakinin oluşturduğu tefekkür havzasında mayalanır.” Mevzuu Hamza Kahraman Büyük Doğu Devleti-1 kitabın da izah eder. “Ferdi, cemiyet mahfazasında içtimai bağlarla bir örgünün düğümü haline getirmeden, ahlaki ve akli kıvamını kaim ve daim kılmak muhal. Ferdi cemiyete, cemiyeti ferde emanet etmek gibi dairevi bir anlayış ve ahlak inşası zaruret.” “İslam’ın insan ve hayat telakkisi ruhi kaynakları ahlaki çerçevede harekete geçirmeyi arzu eder” Hamza Bey’in bu ifadelerinden anlaşılacağı üzere; ruhi cephe ve bu cephenin tüm eser ve neticelerinin ilmek-ilmek cemiyete dokunması tasavvuf (irfan) ve ilim mecralarının tasarruf ve tarassutunda gerçekleşir. Bu iki mecra aynı zamanda İslami tefekkürün muharrik kuvveti ve murakabe mihrakıdır.
Efendimiz (A.S) “İslam’ı tebliğde bulunmuş, hayatı inşa etmiş ve Müslümanların da tedrisatın da bulunmuştur.” Sahabe efendilerimizi tedris ederken mizaç hususiyetlerine ve istidatlarına göre talim ve terbiye de bulunmuşlardır. Bizler de İslam maarif anlayışı ve ona bağlı tedrisatımızı oluştururken, bidayeti şahsiyet inşası olarak fertler de temel şahsiyet terkiplerini esas alıp istidatlara göre düzenleme yapılması gerçeğini Efendimiz (A.S)uygulamalarında görüyoruz. Tedrisatın hedeflediği şahsiyet terkibinin ve akıl terkiplerinin bir medeniyet tasavvuruna bağlı bir “sınıf telakkisi” şeklinde tertip edilmesi gerekmektedir. İnsan telakkisi olmadan, mizaç haritası bilinmeden, ne bir akıl terkibi, ne de bir dünya görüşünün ortaya çıkması … Ne de bir medeniyet tasavvurunu gerçekleştirmek muhaldir.
A.BÜLENT CİVAN bcivan61@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir