TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Önce “niçin” sorusunu sormak, idrak süreçleri için daha doğru gibi görünüyor. “Niçin” sorusunu cevaplamadan, “nasıl” sorusunu sormak, idrak süreçlerini tersinden çalıştırmak gibi geliyor. “Nasıl yapmalıyım” sorusu, “niçin yapayım ki” sorusuyla boşluğa düşüyor. “Niçin yapayım” sorusu cevaplanabilirse, “nasıl yapayım” sorusuna sıra geliyor.
“Niçin yapayım” sorusunun cevabı, fiilin illetidir, sebebidir. Bu soru cevaplanamadığında “yapma lüzumu” veya ihtiyacı veya zarureti ortaya çıkmıyor. Yapmam gerekmiyorsa, nasıl yapacağımı bilmekte ne fayda var. İdrak sürecinde “niçin” sorusunun, “nasıl” sorusuna mukaddem olduğu açık ve nettir. Fakat bir problem var, hayat sürecinde “nasıl” sorusu, “niçin” sorusuna mukaddemdir. Meselenin düğümlendiği nokta da burasıdır.

Aklın teşekkülü ve tefekkür faaliyetini gerçekleştirmesi, yani idrak süreçlerini takip etmeye başlaması zaman alıyor. İnsanın, “niçin” sorusunun cevabını anlamaya başlaması, iyi bir tedrisata tabi tutulması halinde yirmili yaşları buluyor. Yüksek zekalar on yaşından sonra, orta zekalar yirmi yaşından sonra başlıyor anlamaya… Bu durumda “niçin” sorusunu, “nasıl” sorusundan önceye almak, bebeklere ve çocuklara talim ve terbiye vermemek anlamına gelir ki, on beş ila yirmi yıl heba olur. Yirmi yıldan sonra talim ve terbiyeye başlansa ne olur.
*
İslam tedrisat telakkisi, misilsiz bir bilgi mimarisi kurmuş, keza bunun tedrisat süreçlerini ve usulünü de inşa etmiştir. Sıfır yaşından itibaren iman talimi başlar. İmanın tedrisat ve idrak süreçleri cihetinden manası, “niçin” sorularının tamamının özet cevabıdır. “Niçin namaz kılmalıyız?” sorusunun cevabı, “Allah için, Allah emrettiği için…”. Bu cevap, hakikati itibariyle çok derin bir cevaptır ama çocukluk çağında derinliğinin anlaşılması beklenmez. Ne var ki çocuk bile, Mutlak Hakim’in, Mutlak Kudret’in emrine itaat etmeyi hissen anlar.
İman talimiyle başlayan İslam tedrisat telakkisi, idrak sürecinde “niçin” sorusunu da başa almış ve süreci doğru işletmiş olur. Hemen arkasından “nasıl” sorusunun peşine düşer, Çocuğu boş bırakmaz, akıl baliğ olana kadar, yani aklın inşa ve teşekkül süreci belli bir seviyeye ulaşana kadar neleri nasıl yapması gerektiğini öğretir ve bunların zihni ve fiili itiyatlarını oluşturur. “Nasıl” sorusu yeterince cevaplandıktan sonra tekrar başa döner ve der ki, “tahkiki iman şart”… Yani “niçin” sorusunun peşine düşmek şart… Bu safhadan sonra “niçin” ve “nasıl” soruları birbirini ikmal eder.
“Nasıl” sorusuyla İslam’ı ve hayatı yaşamayı öğrenir insan… Ve “nasıl” sorusu, tabiatı gereği deveran eder, yani hayatın devridaimini gerçekleştirir. İşte meselenin sırrı burada mahfuzdur, devridaimde inkişaf yoktur. Devridaim bir müddet sonra mutat hale gelir ve muhtevadan bağımsız bir hareket otomasyonu kurar.
“İki günü birbirine denk olan aldanmıştır” mealindeki Hadis-i Şerifin mana ve hikmeti, hayatın devridaim boyutundan aranmasa gerektir. Zira her gün beş vakit namaz farzdır, nafile namazların bile cinsi tespit edilmiştir. Kaldı ki, zikirde her gün miktar artırılsa, günün bir sınırı vardır ve belli bir miktarı aşma imkanı olmaz.
İşte tekkenin (tasavvufun) vazifesinin başladığı yer… Derinleşmek… Devridaimde gerçekleşmeyen inkişaf, derinlik buudunda sonsuza açılan bir yolculuktur.
*
Derinleşmenin bir ciheti de, “niçin” sorusunu sormaktır, niçin sorusundan maksat idraktir, idrak ise ruhi intikaldir, ruhi vuslattır.
Akıl “niçin” sorusunun peşine düşer, “niçin” sorusu tahkik içindir. Akıl bir seviyeye kadar devam eder, “niçin” sorusu bir eşikte biter. Biter çünkü kelam bitmiştir. Buraya medresede de ulaşılır, zaten medrese aklı temsil eder. Kelamın bittiği yer, medresenin ve aklın müntehasıdır. Bundan sonra ruhi intikal başlar ve ruhi vuslat aranır. Burası tekkenin işidir.
İslam, fikir ile fiili, kelam ile ameli, nazariyat ile tatbikatı girift bir terkip halinde teklif etmiştir. Bu terkip, tahlili muhal olan cinstendir, tahlili sadece tedrisat gereği olarak yapılır ve tedrisatın sonunda da terkibin asıl olduğu hatırlatılır. “Amelin imandan bir cüz olmaması”, imanın kelam olmamasındandır, kelamdan ibaret olmamasındandır.
İdrak için tefekkürün kafi sayıldığı kültür ve bilgi evreni, felsefenin ana vatanıdır. Bu seviye idrak, ancak entelektüel gevezeliktir. Felsefi etkilerin yayıldığı günümüzde, Müslümanların bir kısmının da meseleyi böyle anlamaya başladığını görmek hazindir.
İdrak, ruhi intikaldir, ruhun mana ile vuslatıdır. Tekkenin vazifesi de ruhi intikali sağlamaktır. Ruhi intikal ve ruhi vuslat (ruhi idrak), aklın verasındadır. Akılla sınırlı kalanların tahkiki, aklın intikali kadardır. Aklın idrak ve intikal istidadı, hakikatin mevcudiyetini bilmektir, hakikatin eşiğine kadar ulaşmaktır. Bu noktadan sonra hakikatin müşahedesi başlar ki, ancak insanın hakikati olan ruhun yolculuğu ile mümkündür.
*
Tekke, medrese tarafından inşa edilen bilgi evreninin (vatanının) muhtevasını telif eder. İslam bilgi evreninin muhtevası, insanın istikametinde mahfuzdur. İstikamet üzere inkişaf, bilgi evreninin muhtevasını keşif ve telif etme imkanı verir.
İstikamet, tevhiddir. İstikamet üzere inkişaf, tevhide doğru yolculuktur. Tevhid, kelamın ifadeye kudret yetiremediği bir menzildir. Bu sebeple tevhid, ancak Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den nakledilir, mana ve muhtevası ise nispeten ruhi keşfe açıktır. İnkişaf yolculuğuna çıkmayanlar, tevhid bahsinde, nakil dışında kıylü kal ile meşguldürler.
Tekke, hayatın tevhid üzere nasıl yaşanacağını gösterir. Tevhid yolculuğunun kervanını hazırlar. Tevhid güzergahının emniyetini sağlar.

OSMAN GAZNELİ osmangazneli@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir