TELEGRAM-1-GERÇEK Mİ DEZENFORMAYON MU?

TELEGRAM-1-GERÇEK Mİ DEZENFORMASYON MU?
Doğrudan beyne sokulan elektrotlar veya beyine yerleştirilen çipler ile veya uzaktan (ki en meşhuru bu) manyetik dalgalarla beyne gönderilen etkilerle, zihin kontrolü ve yönetimi işlemine telegram diyorlar. Bu kadar basit olmadığı açık fakat konuya girebilmek için bir tanım yapılmalıdır. Tanımdan çıkardığımız anlam şunu söylemeyi mümkün kılıyor; uzaktan insan zihnini yönetmek ve istediğini yaptırmak iktidarı… Böyle bir şey mümkün mü? Mümkün olduğuna inanlar ve bu inançlarını şiddetle savunanlar var. Pekala gerçekten mümkün mü? İnceleyelim…
Bir suç veya günah işleyenler (mesela mahkemede veya yakınları nezdinde) hesaba çekilirken, “şeytana uydum bir kere…” diye kendilerini savunurlar. Bu savunma, suçu işlediği sabit olan ve herhangi bir savunma malzemesi bulamayan ve savunma mekanizması olmayanların psikolojik kıvranmalarıdır. İçeriğinde şu beyan ve iddia da mevcuttur. “Yahu, şeytana herkes birkaç kez olsun uyar, mazur görün, sizin de başınıza gelebilir”.
Telegramın gerçek mi yoksa bir dezenformasyon mu olduğu konusu bir tarafa, şeytanın yanında başka bir suç mazereti haline getirilme veya bu şekilde kullanılma (ve istismar edilme) imkanı çok fazla. İnsanın elinde kadim bir suçlu (şeytan) olduğu müddetçe, suç işlemeye devam etme imkanı (ve hakkı) varmış gibi davranması, anlaşılabilir bir savunma hattıdır.
Telegram ile ilgili çalışmalar, nörolojik çalışmaların bir kolu. Fakat artık her şey bir çok şeyle karıştığı için daha girift… Sade bir konu bulamaz hale geldik. Ne var ki nihayetinde telegram çalışmalarının altyapısını oluşturan nörolojik olaylar ve süreçler.
Nörolojik çalışmalar ise bilindiği gibi beyin üzerindeki çalışmalardan ibaret. Öyleyse konumuz beyin. Çalışma konumuz beyin olduğuna göre bedenden (biyolojiden) bahsediyoruz. Tabii ki beyin, beden ile zihin arasında bulunduğu için, biyolojik gerçekliklerden ibaretmiş gibi görünmüyor. Çalışmalardan elde edilen bazı veriler, beyni sadece biyolojik gerçeklik olarak tanımlamayı zorlaştırdı. Dolayısıyla beyin, gittikçe karmaşıklaşan bir organ niteliği kazanıyor.
“Telegram mümkün mü değil mi sorusu”, aynı zamanda “beyin nedir?” veya “düşünce beynin ürünü müdür?” sorusu ile aynı. Düşünce ile beyin ve zihin ile beyin arasındaki ilişki açıklığa kavuşturulana kadar “telegram mümkün mü?” sorusu, anlamsız kalıyor. Bu soruyu anlamlı bulanlar ve “evet” cevabı verenler, düşüncenin (ve tabii olarak zihni evrenin) beynin ürünü olduğunu kabul edenlerdir.
Düşünce beynin ürünü ise ve zihni evren beyindeki hücreler arası etkileşimden meydana geliyorsa, telegramın nispeten mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Bazıları bu durumu bilerek, bazıları da bilmeyerek, düşüncenin kaynağı olarak beyni gösteriyor. Beyin düşünce organı değilse tüm teori çökeceği için, telegramı kabul eden herkes ittifakla düşüncenin kaynağının beyin olduğuna inanıyor. Bu durum biraz komik… Sürecin kendisini bilmeden neticesini bildiği iddiası ancak komik kelimesiyle ifade edilebilir. İlginçtir ki telegramı kabul eden herkes, düşünceyi beyne bağladıkları için (aslında bu bir kabul) telegram neticesine ulaşabilmeyi mümkün kılan süreçleri bildiği zannına sahip.
İnsan üzerinde yapılan araştırmalarda, beyne gönderilen elektrik uyarıları ile insanlar bazı hareketleri yapmak zorunda kaldıklarını fakat yapmak istemediklerini söylüyorlar. Bu deneyden hareketle düşüncenin beynin ürünü olduğuna inanan insanlar, garip şekilde bir zihni savrulma içindeler. Oysa beyne gönderilen uyarıcı neticesinde kişinin yaptığı hareketler “motor hareketler”dir, düşünce ise o hareketleri yapmak istemediğini söylediğinde ortaya çıkmaktadır. Etki-tepki sarmalındaki hareketi düşünce ürünü kabul edenler, maddenin de etkiye karşı tepki verdiğini unutuyorlar. Kobayların yapmak zorunda hissettikleri fakat yapmamayı istediklerini söyledikleri ve yapmamak için de direndikleri olay örgüsündeki “düşünceyi” seçemeyen, fark edemeyen, anlamayan kişiler, nöroloji ve nöropsikoloji gibi daha kendini tanımlama aşamasını geçemeyen alanlardaki karmaşık çalışmalar üzerine “insan tezi” kurmaya kalkıyor.
Şu küçük analizden hareketle “telegram mümkün mü değil mi?” sorusundan önce sorulması ve cevaplanması gereken sorular yok mudur?
Kısacası, telegram konusunda çok çalışmamız lazım. Müthiş bir dezenformasyon ve kara propaganda malzemesi üreten bu alanda, oyuna gelmemek şart.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir