TELEGRAM-2-BEYİNE MÜDAHALE DENEYLERİ

TELEGRAM-2-BEYİNE MÜDAHALE DENEYLERİ
Beyine sokulan elektrotlarla elektrik uyarısı gönderilerek elde edilen neticelere fazla itimat edildiği görülüyor. Oysa bunlar, insanın kafasına namlu dayayıp bir işi yaptırması ile aynı türden. Kişi yapılması istenen işi yapmayı istemez ama namludan dolayı yapmak zorunda kalır. Beynin bir bölgesinin elektrik ile uyarılması neticesinde ortaya çıkan hareketler, namlu etkisiyle aynı. Aralarındaki fark, derinlik… Etki aynı nitelikle fakat yüzeyden veya derinden veriliyor.
Etkinin derinden verilmesi ne demek? Tabii ki insana aynı etkinin farklı derinliklerde verilmesi de farklı neticeler meydana getirebilir. Fakat etkinin niteliği aynı olduğu gibi tepkinin niteliği de aynı olur. Süreçleri, şekillenmesi, zuhur şartları gibi birçok farklılığa rağmen, niteliği aynı kalır. Tepkilerin farklı zannedilmesinin sebebi, bu türden çalışmaların, meçhulü malumundan çok daha fazla olan “müphem alanda” cereyan ediyor olması. Tezahürlerindeki farklılıkların, kaynakta da olduğu zannediliyor. Çünkü oraya (kaynağa) kadar inemediler.
Her şeye rağmen derinlik farkı tetkik etmeye değer. Buradaki derinlik iki konuda aranmalıdır. Düşüncenin süreçleri ve zihin-beden ilişkisi…
Düşüncenin süreçlerinden “tepki dinamiği” araştırıldığında basit şekliyle şöyle bir silsile ile karşılaşırız. Dış dünyadaki varlık ve olaylardan bir etki alırız. Etkiyi beş hassamız vasıtasıyla alırız. Beş hassamız, etkiyi zihni evrene naklederken, kişinin düşünce alışkanlıklarına paralel olarak nispeten değiştirir. Hiçbir insan dış dünyadan aldığı etkiyi zihni evrenine olduğu gibi nakletmez. Eğer akıl, yeterince güçlü ve gelişmişse zihni evrene ulaşan etkiyi akıl avlar. Akıl yeterince güçlü değilse, zihni evrene intikal eden etki, doğrudan benlik (veya nefs) tarafından avlanır. Başka bir ifadeyle zihni evrenin dış dünyadan kendine açılan koridorları (içerden dışarıya açılan koridorları ayrıdır) ne kadar çok olursa olsun iki kapısı vardır. Nefs ve akıl…
Zihni evrenin merkezi nefs ise (akıl yeterince güçlenmemiş ve gelişmemişse) tepki genellikle otomatiktir. Nefs merkezli zihni evren, genellikle “motor hareket” özelliği gösterir. Fakat bu durumda bile insanın tepkileri, hayvanlarda olduğu gibi öngörülebilir değildir, zira nefsin bile ne zaman nasıl davranacağı belli olmaz. Akıl merkezli zihni evrende ise etkiye karşı tepki dinamiği “düşünceyi” içerir. Akıl, etkinin ne olduğunu anlamaya çalışır, bir tanımlama getirir ve ondan sonra harekete geçer.
Nefs veya akıl merkezli zihni evren, karar verdiğinde, “yönelişini” beyne gönderir. Beynin belirli bölgesi (veya merkezi) o emri alır ve gerekli hareket için bedenin organlarına emir verir ve o organ tarafından hareket gerçekleştirir. Daha teferruatlı ve daha girifttir düşünce süreci. Burada konuyu temellendirebilmek için basit ve şematik bir yaklaşımda bulunduk.
Beyne gönderilen elektrik uyarıcısı, tepki dinamiğinin düşünce sürecine ortasından dahil olmasıdır. Daha derinlerden uygulanan etki dediğimiz olay bu. Sürece ortasından (içinde bir noktadan) dahil olan “etki”, düşünce alışkanlıklarının dışında olduğundan, anlaşılması zor oluyor ve tepki otomatik hale geliyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, beyinlerine elektrik etkisi gönderilen kişilerin verdikleri otomatik tepkiyi, istemiyor olmalarıdır. Bu sebeple elektrikli uyarıya verilen tepki, zihin kontrol projeksiyonu değil, düşünce alışkanlığının (sürecinin) bozulmasından meydana gelen arızi bir durumdur.
Daha teferruatlı açıklaması ise şu; düşünce süreci bozulduğu için etkinin dahil olduğu noktadan itibaren tepki dinamiği işlemeye başlıyor ve devam ediyor. Beyin, kendine gelen talimatların, zihni evrenden (akıl veya nefsten) gelmediğini fark etmiyor. Zaten beyin anlamaz. Komik ama beyin aslında beyinsizdir. Anlama merkezleri beyinde değil, zihin ve kalb evrenlerindedir ve ruha bağlıdır. Beynin aldığı etkiye uygun tepki göstermesine karşılık zihin, kişinin ne yaptığını görüyor ve karşı çıkıyor. Karşı çıkmasına rağmen engelleyememesi, namludan çıkan merminin arkasından koşmaya benzer.
Bu tür etkiler bir müddet devam ederse, zihin (akıl), yeni durumu çözer. Düşünce sürecini bu tür etkilere karşı yeniden oluşturur ve motor hareketleri engeller.
Bu yolla zihin kontrol edilemez. Çünkü müdahale (etki) zihne değil, beyne yapılıyor. Bir düşüncenin üretilmesi veya hazır halde zihne sokulduğunu farzedeceğimiz bir düşünceye inanılması veya paket düşüncenin peşinden gidilmesi ve onun hayatta gerçekleştirilmesi temin edilemez. Buradaki önemli soru, beynin (dolayısıyla bedenin) zihni evren üzerinde etkisi yok mudur? Eğer varsa, bu yolla zihin kontrolü sağlanamaz mı? Bu sorunun cevabı, zihin-beden ilişkisindedir.
Zihin ile beden birbirinden etkilenir ve birbirini etkiler. Zihni evren, kalbi evren ile dış evren (ve beden) arasındadır. Zihni evren, insanın tüm hususiyetlerini taşır. Hem dış dünyadan etki alır hem de kalbi evrenden, ruhtan… Zihni evren, düşüncenin içinde doğduğu, geliştiği, istikamet kazandığı havzadır. Süje ile obje arasındaki evren…
Düşünce zihni evrende, iman kalb evrenindedir. Hayat, kalbi, zihni ve fiili (fiziki) evrenden meydana gelir. Bu üç düzlemin her birinden diğerine geçiş vardır ve silsile halindedir. Birbirine geçiş (etkileme ve etkilenme) hem iradi hem de gayriiradîdir. Fakat kalb evrenine giriş sadece iradidir. Hiçbir usulle kalb evrenine giriş, kişinin iradesinin dışında meydana gelmez. Belki iradenin zuhurundan önceki süreçlerde kalbi evrene irade dışı giriş olabilir. Fakat irade öncesi süreçleri teşhis etmek ve o aşamada müdahale metotları geliştirmek, çok büyük bir iddia olur.
Kalb evreni, kişi için münhasır alandır. Hiç kimse hiçbir yolla kalbi evrene kişinin iradesi dışında giremez. Bu durum, şuur dışI halleri de kapsar. Şuur dışı hallerde de kalbi evrene giriş yoktur. Zaten kalbi evrenin kapısının kilidi şuurdur. Şuur ortadan kalktığında kalbi evrenin kapısı otomatik olarak kapanır ve kilitlenir, giriş asla mümkün olmaz. Dolayısıyla etkileşim trafiğini inceleyeceğimiz alan, zihni evrendir.
Zihni evrenin hayattan (ve dış alemden) etkilenmesi, tabii faaliyetlerindendir. Öğrenmek bile zihnin etkilenmesidir. İnsanın çevresinde meydana gelen her şey, zihni evreni etkiler. Bunun için telegram gibi iddialı ve karmaşık metotlara ihtiyaç yok. Ne var ki telegram ile kastedilen şey, zihnin yönetilmesidir. Zihnin etkilenmesi ile zihnin yönetilmesi konusunu birbirinden ayırmak şart. Zihin etkilenir, zaten işi etkilenmektir. Bir bilgi veya düşünceyi zihni evrene nakletmek için, o bilgi veya düşüncenin, beş duyunun hepsine, birkaçına veya birine ulaşması kafidir.
Zihni evreni yönetmek ise etkilemekle olmaz. Ne kadar ağır etkilenirse etkilensin, zihin yönetilemez. Yönetilebilir zihni evrenlerin inşa edilmesi ile zihnin yönetilmesini birbirine karıştırmamak gerekir. En önemli hata bu noktada yapılmaktadır. Dünyanın en ahmak insanının bile zihni evreni dışarıdan yönetilemez. Fakat zeki insanlarda bile “yönetilebilir zihni evren” inşa etmek kabildir.
SELEHATTİN ADANALI

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir