TEMEL TELAKKİLER

TEMEL TELAKKİLER

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

İslam maarif anlayışının temel telakkileri unutuldu. Temel telakkiler unutulunca, tedrisatın ne olduğu, nereden başlayıp nereye doğru gideceği, hangi merkeze bağlı olacağı, hangi çerçeve içinde kalacağı hatırlanmaz oldu. Temel telakkiler, aynı zamanda İslam maarif anlayışının temel mevzu haritasıdır.
Haki Demir’in, “İslam maarif anlayışı-1-Temel telakkiler” kitabının meseleye buradan başlaması doğru ve isabetlidir. Temel telakkiler üzerinde çalışılmayınca, mesele ortasından ele alınmakta, bu sebeple nerede yanlış yapıldığı da anlaşılamamaktadır.
Kitapta temel telakkiler şöyle sıralanmış; İnsan telakkisi, Hayat telakkisi, Varlık telakkisi, Tedrisat telakkisi, İlim telakkisi, Müderris telakkisi, Talebe telakkisi, Medrese telakkisi, Sınıf telakkisi ve İmtihan bahsi… Ve kitap, baştan sona bunların izahından mürekkep…
Haki Bey kitabın takdimine şöyle başlıyor;

“İslam maarif anlayışı, İslam irfanının insanda ve hayatta gerçekleştirilmesi fikridir. Bu fikrin müesseselerini, usulünü, adabını, vasıtalarını, mecralarını, havzalarını, mekanlarını, şahsiyetlerini, malzemelerini nizami bir anlayış içinde inşa etmek, idare etmek, tatbik etmek işidir. Nizam (sistem) ifade etmeyen bir iş bütünü, neticesinin ne olacağı bilinmeyen kumar gibidir. Bu kadar bahsi, bir “anlayış” çerçevesi içinde nizami bir örgü ile ortaya koymak gerekir. Birbirinden müstakil (bağımsız), birbirini beslemeyen ve desteklemeyen, çok zaman birbiriyle tezat teşkil eden bahisler toplamı değil ifade etmeye çalıştığımız, aksine, merkezi örgü nizamına sahip sayısız unsurun, kendi sahalarındaki sınırsız hürriyete sahip olmasıdır.”
Bu kadar temel meselenin nizami bir çerçeve içinde izah edilmesi, muhakkak ki zor bir mevzudur. Ne var ki buna şiddetle ihtiyacımız var. Zor olması aynı zamanda temel meselelerden olmasıyla ilgilidir ve temel meseleler ise vazgeçilmez derecede kıymetlidir.
Kitabın takdimindeki şu tespit meselenin ne kadar zor olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir;
Risalet hali ve makamı kesbi olmadığı için, Risalet sahibinin vahyi nasıl anladığını bilmiyoruz. Hz. Resul-i Ekrem aleyhisselatü vesselam efendimizin vahyi nasıl anladığına dair bir idrak ve izahımız yok. Risâlet’inden önceki dönemde de muhafaza edilen bir şahsiyet, kalb ve hayattan bahsettiğimiz malum. Öyle bir şahsiyetten bahsediyoruz ki, miraç kendisine nasip olmuş ve “huzura” çıkmıştır. Allah Azze ve Celle’ye vasıtasız ve mesafesiz muhatap olmak, hakikati saf haliyle müşahede etmek değil midir? Bu sebeplerle denmiştir ki, “Peygamberlik tavrı, aklın verasındadır”. Hulasa O’nun vahyi nasıl anladığını bilmiyoruz, bilme iktidarında değiliz. İki Cihan Serveri aleyhissalatü vesselam efendimizin vahyi anlaması, kendine münhasır bir bahistir ve başka bir misali yoktur. Nasıl anladığını anlamadığımız, O’nun gibi anlama iktidarına malik olmadığımız için, idrak, izah, inşa, tatbik usulü geliştirmemiz gerekiyor. İslam Maarif Nizamına ihtiyacımızın en derindeki sebebi budur.
Miraç halinin hakikati idrak bahsindeki mevkiini tabii ki anlama iktidarında değiliz. Bununla birlikte anladığımız bir şey var ki hem iman mevzuudur hem de her şeyle ilgilidir; O olmadan hiçbir şeyi idrak edemeyiz.
Şu ifade mevzuun inceliğini göstermesi bakımından hatırda tutulmalıdır;
O’nun gibi idrak, izah ve tatbik etme kudret ve maharetinden mahrum olduğumuz izahtan varestedir. Çünkü Risalet kesbi mesleklerden değil, vehbi ihsanlardandır. Öyleyse bir maarif nizamı, bir tedrisat usulü geliştirmemiz gerekiyor. Fakat O’nun gibi idrak ve O’nun gibi izah edememekten dolayı geliştirmek zorunda olduğumuz maarif nizamı, tabii ki O’ndan müstakil olamaz. Her konuda olduğu gibi nihai misalimiz O’dur. Ne var ki Risalet’i misal olarak görmek, kesif bir dikkat, keskin bir hassasiyet, derin bir idrak ister. O’nu emsal almak, Risalet hususiyetlerini değil, beyanlarını, tatbikatını, beyan ve tatbikat usulünü misal almaktır. Ümmi olması, Risalet’inin delilidir, o hususiyetine bakarak Müslümanların okuma-yazma öğrenmekten imtina etmesi mümkün olabilir mi? Risalet’inin her delili, ümmiliğindeki kadar sarih değil, bu sebeple dikkatli olmak gerekir.
Emsal alırken O’nun gibi olmak cehdi, Risalet iddiasıyla mümin olma tavrı arasındaki sınırı aşmamalıdır. O’nun gibi yapmakla mükellefiz ama mutlak manada O’nun gibi olmak hem muhal, hem de böyle bir iddia Allah muhafaza Risalet iddiası gibidir.
Şu paragraftaki ölçülendirme ne kadar güzel;
O’nun vahyi idrak etmesi, “hususi mesele”dir. Bunun nasıl olduğunu bilme ve anlama imkanımız yoktur. Bu cihetle maarif nizamı (ve her konu), O’nun vahyi idrak etme usulüyle değil, vahyi izah ve tatbik etmesiyle inşa edilir, edilmelidir. Anlaşılacağı üzere O’nun talebeliği yoktur, talebeliğinin olduğunu kabul etmek gerekirse müderrisi Allah Azze ve Celle’dir. Her iki ihtimalde de bize emsal teşkil edecek bir talebeliği yoktur. Buna mukabil müderrisliği mevcuttur ve tüm hayatı da tedrisat ile geçmiştir. İslam Maarif Nizamı, O’nun müderrisliğinden süzülerek inşa edilebilir.
İslam maarif telakkisinin bidayeti O’dur, O’nun Mutlak Müderrisliğidir. Doğrudan Kitab-ı Kerim’e muhatap olmak, yani Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam’ı tedrisat silsilesinden çıkarmak, talebe olmaya razı olmamaktır. Talebesi olmadığımız ilmin müderrisi olma iddiası, kimsenin niyeti bu olmasa da, özü itibariyle Risalet iddiası ve tavrıdır.
Bu tespitin devamı tabii olarak şöyledir;
Ne var ki hepimiz talebeyiz. Nasıl talebe olacağımızı bilmeden, hepimiz müderrislik taslıyoruz. O’nun emsal olarak alacağımız talebeliğini görmediğimiz için zihnimiz “talebelik” kısmını atlıyor ve doğrudan müderrislik tavır ve edalarına savruluyor. O’nda görmediğimiz için “yok” sayıyor ve doğrudan üst makama, müderrisliğe sıçrıyoruz.
Fakat bir talebelik emsali olmak gerekmez mi? Nitekim var… O’nun müderrisliğinde ders gören sahabe kadrosu… Her biri ferdi talebelik misali olduğu gibi, yekunu ise içtimai talebelik misalini teşkil eder. Sahabe kadrosu, Risalet’in inşa ettiği içtimai emsaldir. Bu cihetle Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam efendimize muhatap olmak, sahabe emsali üzerinden gerçekleşir.
HAMZA KAHRAMAN hamzakahramanlar@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir