TENKİT YAZILARINA SON VERİYORUZ

TENKİT YAZILARINA SON VERİYORUZ
Tenkit, tefekkür faaliyet çeşitleri içinde en problemli olanıdır. Ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu vakıa, ne var ki aynı nispette de problemli. Özellikle de tenkit ayarını tutturmak zor çünkü çok ince bir ayar istiyor. Bir taraftan “yanlışı” tespit etmek diğer taraftan hakkı teslim etmek gerekiyor. Bunun ikisini birden yapmak, tabii ki ince bir idrak, keskin bir muvazene ister.
Tenkitle uzun süre meşgul olmak, insanın zihni ve kalbi evreninde tahmin edilemeyen hastalıklara sebep oluyor. İlk girdap, tenkidin insan nefsinde oluşturduğu girdap, öyle bir girdap ki, nefsin lezzetine doyamadığı bir gıda… Doyamadığı için de sürekli artan bir iştiha hatta şehvet halini alıyor.
Yer yer başarılı tenkitler yapabilmiş olmak, bu iştihayı azmanlaştırıyor. Tenkidin en büyük zararı, nefs terbiyesine mani olmasıdır. Çünkü nefsi en fazla besleyen tefekkür çeşididir tenkit. İnsanın kendisini hesaba çekmesine da mani oluyor. Çok sayıda hesaba çekilecek insan varken, insan kendini neden hesaba çeksin ki. İşte tenkidin oluşturduğu zihni evren böyle bir şey… Gerçekten de tenkit edilecek çok sayıda yazı ve müellifin olduğu bir ülkede, bu duygudan kurtulup da insanın kendini hesaba çekmesi fevkalade zor.
Zihni evreni tenkide ayarlı hale getirmemek gerekiyor. Tenkit tabii ki yapılabilir, yapılmalıdır da… Tenkitsiz tefekkür mü olur? Lakin zihni evren tenkide ayarlı hale geldiğinde insanın kendi nefsini görmesi zorlaşıyor. Çok vahim bir durum…
İslam irfanındaki şu düstur mühim, “kendinin kötü tarafını, başkalarının iyi tarafını gör”. Tabii ki bu düstur ahlak ve edebe ait, tefekkür ayrı bir alan… Ne var ki, tefekkür alanı ahlaktan tecrit edilmiş değil. Ahlaksız tefekkür kadar tenkidi hakeden başka bir şey yoktur. İşte “ayarı” yakalama zorluğu da tam olarak burası. Zor iş…
Tenkitten uzak durmak tabii ki mümkün… Zor olan, “yanlışı” gördüğü halde ona “yanlış” dememek. Bu tavır mesuliyete ait bir husus değil mi? Yanlışa yanlış dememek, hem demeyen için şahsiyet zafiyeti oluşturuyor hem de yanlışı yapana hatırlatmamak ona zarar veriyor. Buyurun bir “ayar” noktası daha. Kim söyleyebilir tenkidin ihtiyaç olmadığını? Tabii ki ihtiyaç ama bir de tenkit yapmaya alışanların enfüsi dünyasına verdiği bir zarar var. Belki de tenkit, tenkit edilenden daha çok, tenkit edene zarar veriyor. Kırk tane muvazene amilinin, muvazene çeşidinin, muvazene seviyesinin, muvazene kıvamının olduğu bir iştir tenkit.
Çok şey var yazılacak aslında. Fakat nizami bir yazı olmasını istemiyoruz bunun, tabii insiyaki ve samimi duyguları ifade etmek derdindeyiz. Ne kadar mümkün olduğunu da bilmiyoruz.
Tenkit çalışmaları, telif çalışmalarını da aksatıyor. Meselenin bu tarafı ise hiç katlanılır gibi değil.

İBRAHİM SANCAK
NURETTİN SARAYLI
SELEHATTİN ADANALI

TENKİT YAZILARINA SON VERİYORUZ” hakkında 1 yorum

  1. Hâlinizi anlıyorum arkadaşlar fakat!
    Tenkit doğruyu yanlıştan/güzeli çirkinden ayırma çabalarından, belki de en önemlilerinden biri değil mi?
    Kıral çıplak! diye haykıran o çocuk olmasa, herkes aynı yalana aldanmayacak mı? Hakikati neyle değişeceğiz?
    Çirkine çirkin dememek – örtük şekilde ‘güzellemek’ demektir ayrıca- güzele yapılan zulüm değil mi?
    Hani adalet?
    Bu da benim size tenkidim olsun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir