PSİKİYATRİDE TANIMLI “KİŞİLİK BOZUKLUKLARI” KONUSUNU YENİDEN DÜŞÜNMEK

Yayın Tarihi…………………: 26 Kasım 2012
Yayın Organı………………..: Newyorktimes Gazetesi
Yazar…………………………….: Benedict Carey
Yazının Orijinal Başlığı…: Thinking Clearly About Personality Disorders
Çevirmen……………………..: Sinan Demir
Yazının Orijinal Metni….: Tıklayın
Yazar Hakkında…………….: Tıklayın

Yıllarca kimsesizler ve yoldan çıkmışlar olarak, uyumsuz karakter yığınları olarak kendi adalarında yaşadılar. Tuhaf olanları da vardı muhtaç olanları da, güvenilmez olanları da vardı dolandırıcıları da ve heybetli olanları da vardı korkakları da.

Gelenekleri ve ritüelleri herhangi bir kabileninki kadar büyüleyici, en azından şaşırtıcı. Onların dünyalarını ziyaret eden her “zihinsel antropolojist”, tuhaf davranışlarını açıklamak için yeni bir kalıpla ayrılmış gibi görünüyor oradan.

Bu haftasonu, Amerikan Psikiyatri Derneği, kişilik bozukluklarının en ciddi ve en çarpıcı olanlarından bazılarında yeni bir teşhis sistemi tayin etmek için oylama yapacaklar.

Kişilik bozuklukları, zahmetli bir alan olarak yer kaplıyor psikiyatride. Nasist kişilik bozuklukları, çekingen kişilik bozuklukları,  bağımlı ve aşırı duygusal kişilik bozukluklarını da içeren, çok iyi bilinen, tanımlı 10 sendrom kitapçıların “kendini tedavi et” raflarında sergileniyor.

Fakat gelişimini tamamlamış bozuklukları karakterize etmek ve tedavi etmek zor. Doktorların milyonlarca kişi için nadiren ve dikkatlice yaptıkları değerlendirmeler, depresyon ya da korku temeline dayandırılan, “tanımsız” ya da “önemsiz” davranış kalıpları yönünde.

Yeni öneri –psikiyatri derneğinin, güncellenmesi için verdiği yılların çabasının bir parçası olan hastalık teşhis yönergesi – tedavi sürecini genişletmek ve geliştirmek için, bu teşhisleri açıklığa kavuşturmayı ve klinik uygulamalarla entegre hale getirmeyi hedefliyor. Fakat bu çaba yoğun bir muhalefetle karşı karşıya, eğer tamamen reddedilirse, muhtemelen yönergenin eski haline geri dönülecek.

Pittsburg Üniversitesi psikiyatri bölümünde akademisyen ve teşhis yönergesini güncelleme ekibinin başkanı olan Dr. David J. Kupfer, oylamanın seyri konusunda bir tahminde bulunmazken, “Söyleyebileceğim, sadece şudur ki; kişilik bozuklukları üstesinden geldiğimiz konulardan bir tanesiydi, fakat bu çözümün en kolay yolu değil.” dedi.

Çalışmanın bütününde psikiyatristleri zorlayan, konunun en temel noktası olan “Kişilik bozukluğu gerçekte nedir?” sorusunun hala yanıtlanmamış olmasıydı.

Düşünme Alışkanlıkları

Bu kadar zor olacağı tahmin edilmemişti.

Kişilik problemleri esasında yeni ya da gizli kalmış bir konu değil. Yunan mitolojisinde Narcissus’dan sadist Ares kadar işlenmişti. İncildeki deliler, zorbalar ve karizmatiklerin hikayelerini çıkardılar. Bunlar, dolandırıcılarıyla, kibir dehlizleriyle ve katil diktatörleriyle, 20’inci asır boyunca geçerliydi.

Sıradışı davranış kalıplarının kesin ve nihai tanımını yapmak çok yorucu bir iş. Alman psikiyatrist Emil Kraepelin’in psikotik bozukluklar(şizofreni ile ruhsal problemlerin ilişkisi, depresyon ile bipolar bozukluk arasındaki ilişki gibi) arasına net bir çizgi çizebilmesi, 10 yıldan fazla zaman aldı.

Aynı şkilde Freud, teorilerini nevrotik(sinirsel) bulgular temelli olarak formüle etmek için yıllarını harcadı. Ve yaygın biçimde Freud’çu analistler, geçen yüzyılın başlarında, bugün kişilik bozukluğu hastası olarak değerlendirilen insanları, “şarşırtıcı kişilikler” olarak tanımlıyorlardı.

Onların problemleri karamsarlık veya panik atak gibi periyodik belirtiler değil, aksine uzun süreli düşünsel ve duygusal alışkanlık kökenine dayanan, daha önce kim olduklarıyla alakalı sorunlardı.

Binghamtondaki New York Eyalet Üniversitesi öğretim öyesi Mark F. Lenzenweger, terapistlerin zeminde bir araya toplanan insanların, bir kanepede toplanan insanlara göre tedaviye daha kolay yanıt verdiklerini gördüklerini, o insanların problemlerinin ne psikotik ne de nevrotik olduğunu söyledi. Orada(terapi ortamında) birlikte sergiledikleri “başka birşeydi” diyordu.

Birçok prototip yeni yeni ortaya çıkmaya başladı. Freud’çu analist Wilhelm Reich 1933 tarihli “Character Analysis” kitabında, şu çığır açıcı ifadeyi kullanıyor: “Aşırı düzen duygusu tipik bir kompülsif karakterdir. Bu kişiler küçük ve büyük(önemli ve önemsiz gibi de olabilir) şeylerde, hayatını önyargılı ve geri dönüşü olmayan kalıplara göre yaşar.”

(Kompülsif karakter’e ilaveten)Sıradışı formların en iyi tanımlanabilen tiplerinden diğerleri de buna eklendi: kırılganlığıyla, şiddetle kendini onaylamasıyla, narsist; boğucu yapışkanlığıyla, bağımlı; sürekli yoğun bir dramın içinde olan ve dikkat merkezi olamama çaresizliği içinde bulunan, histrionik .

Kişilikbilim ve Psikopatoloji’de İleri Çalışmalar Enstitüsü direktörü Ted Million, 1970’lerin sonunda çoğu tanımlanmış tüm kişilik bozuklukları çalışmalarını topladı ve Amerika Psikiyatri Derneği adına 10 tanımlanmış tipin teşhisi konusundaki üçüncü yönergesini hazırladı. Eser, 1980 lerde yayımlandığında akıl sağlığı alanında en çok satanlar arasına girdi.

Bu teşhis kriterlerinin “sınırda olma kişilik bozukluğu(borderline pesonality disorder)” hastası olan bazı kişilerdeki tedaviyi geliştirmesi anlamında olumlu etkisi oldu. Buradaki “sınır” kavramı, aşırı muhtaç olma ve sıklıkla intihar düşüncesini de kapsayan kendine zarar verme dürtüsü şeklinde karakterize edilebilir. Depresyon için yardım arayan birçok kimsede, depresyon “sınırda olma kişilik bozukluğu” şeklinde sonuçlanıyor ve bu durum, ruhsal sorunlarının genel geçer terapilere ve antidepresan gibi ilaçlara karşı direç kazanmasına yol açıyor.

Bugün “sınırda olma” belirtilerini hafifleten birçok yaklaşım var ve birçok çalışmada sözügeçen “diyalektik davranış terapisi” hastanelik olma durumunu azalttı ve tedavilerde yardımcı oldu.

Bunlara karşın, birçok alanda “teşhis kataloğu” nun yeniden yazılması gerektiği tartışılıyor. Bir şey var ki, kategorilerden bazıları üst üste bindi ve sorunlu kişilerde genelde iki ya da daha çok kişilik tespit edildi. “Aksi iddia edilmedikçe-kişilik bozukluğu(Personality Disorder-Not Otherwise Specified)” teşhisi, “bu kişinin sorunları var” tespitinden çok az fazlasını ifade ediyor ve bu, çoğu teşhis bu şekilde desteksiz(herhangi bir noktaya danandırılmaksızın) yaftalama şeklinde yapılıyor.

Burası çok bulanık bir alan, bu konuyu değerlendirmek, özellikle konuşma terapisi şeklinde uzun döneme yayılmış saatler süren görüşmelerle elde edilebilirdi. Fakat birçok terapist yakın geçmişte “kişilik” kavramını diğer herşeyin üzerindeki bir konu olarak değerlendirme zamanı bulamadı ya da bu yönde eğitim almadı.

Hastalarına başka dallardaki uzmanlıkların yardım edebilme ihtimali bulunmayan psikiyatri çöküyordu.

Dr. Lenzenweger’e göre teşhis yöntemleri çok fazla kullanılmadı ve tüm sistemin çok daha fazla erişilebilir hale getirilmesi gerekiyordu.

Sadeleştirmeye Karşı Direniş

Söylemek yapmaktan daha kolay tabi.

Kişi’nin -kişiliğin- en merkezi, en bilinen ve unutulmaz unsurlarında bile hala ortak bir birliktelik sağlanmış değil.

Psikiyatri Derneği’nin çağrısıyla bir araya gelen bir uzman ekip tarafından, 5 yıllık bir çalışma sonucunda, kişilik problemlerinin teşhisi için bütünleştirici bazı sistemler bulundu.

Bazı psikiyatri teorisyenleri yeterince iyi olmadığını söylese de, bu ekibin önerdiği sistem “kişilik ya da kişiyi anlamada, bağdaşık(mantık silsilesi üzerine oturtulmuş) anlam geliştirilmesi” üzerineydi.

Bu uzmanlar, “bozukluk” tanımının temel unsurlarını, “çarpıklık” tanımındakilerle ilişkilendirmişti.

Örneğin, ekibin narsistik kişilik bozukluğu için nihai önerisi, çıkarcılık(manipulativeness), aşırı göz önünde olma isteği(histrionism) ve umursamazlık(callousness) hususiyetlerinin de dahil edildiği dört unsur halinde incelenmesiydi. Son yapılan tanımlama ise dokuz muhtemel unsur içeriyor.

Arizona Üniversitesinde Psikiyatri Bölüm Başkanı olan Dr. Andrew Scodol, geçen ilkbaharda yayınladığı yazısında, önerilen sistemin farklı ardışıl şartlara ve bazen çelişik ardışıl durumlara da yanıt verebilecek sadelikte olması gerektiğini belirtti.

Bu yazıdan sonra, önerilen değişikliklere karşı yapılan protestolar daha da arttı.

Bazı uzmanlar mevcut tanımlamaların tamamen çöpe atılmasının erken ve düşüncesizce olduğunu söylerken, diğerleri teşhislerin çok fazla sadeleştirilemeyeceği konusunda ısrar ettiler. Bazıları da “kişilik bozuklukları” nın sınıflandırılmasında yeterince ilerleme sağlanamadığından yakındı.

Kentucky Üniversitesi’nde Psikoloji profesörü Thomes Widiger, kişilik bozukluklarını birkaç başlık altında toplayacak yeterli bir kapsam oluşturulamadığını söyledi.

Dr. Widiger, kişilik konusunda, ortak bir referans oluşturmak noktasına ulaşmayı hedefleyen süreci, “Altı Hintli Kör’ün Fil’e dokunarak Fil’i Tanımlaması(Esasen Mesnevi kökenli bir hikayedir.)” kıssasındaki hikayeye benzetti ve herkesin filin farklı bir yerine dokunarak fili tanımlamaya çalıştığını ve bunun tam bir karmaşa olduğunu söyledi.

Dr. Million “Şu anda bulunduğumuz nokta utanç verici, parantezler içinde parantezler açıyoruz ve asla ortak bir noktada buluşamıyoruz. En başa, Darwin’e dönme ve evrimin evrensel prensipleri üzerine oturtulmuş bir mantıksal yapı inşa etme zamanıdır.” dedi.

En azından şimdilik sözügeçen uyumsuz kişilikler(hastalar), anaakım psikiyatrinin bir parçası olarak kendi toplulukları içinde duruyorlar fakat hala oradalar.

Onların durumlarını açıklayabilecek ortak bir teori geliştirilebilse de bunun zaman alacağı ortada ve belki de bu işin yapılabilmesi için politik becerileri olan obsesif kompülsif narsistlere ihtiyaç duyulacak.

Çevirmenin Yorumu

Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğünde “psikiyatri” terimi için yapılan tanım şu şekilde: “Ruh ve sinir hastalıklarıyla, kişide görülen önemli uyumsuzlukları önleme, teşhis ve tedavi etmeyle uğraşan uzmanlık dalı.”

İngilizce olarak, babylon ve oxforddictionary sözlüklerine göre nispeten ayakları daha yere basan tanım ise http://www.thefreedictionary.com/ sitesindeki sözlükte yapılan tanımlama, şöyle diyor: The branch of medicine that deals with the diagnosis, treatment, and prevention of mental and emotional disorders. (Tıbbın, zihinsel ve duygusal bozuklukların(!) teşhisi, tedavisi ve oluşumunun engellenmesiyle ilgilenen dalı.)

İngilizce tanım dikkatlice incelendiğinde, Türkçe’ye tercümesinde ciddi sıkıntı olduğunu farketmek mümkün. Buradaki anahtar kelime “mental” kelimesidir.

Zavallı Türk bilim adamları, en azından Türk Dil Kurumundaki haliyle, bu kelimeyi dilimize “ruhsal” olarak çevirme gafletinde bulunmuşlar ve Batı’nın insanlığın temeline attığı dinamiti sorumsuzca bizim insanımızın insanlık temeline atmaktan geri durmamışlar anlaşılan.

Halbu ki kelimenin, bizim anladığımız manasıyla “ruh” ile uzaktan yakından alakası olmadığı ortada olduğu gibi, bizim “ruh” olarak anladığımız varlığa batı(bilim dünyası hariç) İngilizce’de “spirit” demiştir. Fakat temelini pozitivizmin salıkları üzerine inşa etmiş olan modern bilim, hristiyan anlayışındaki “ruh” kavramını bile en baştan reddeettiği için ruh(spirit), fantastik gerilim/korku filmlerinde, korkunç ve insanın dengesini bozan bir kavram olmaktan öteye bir anlam bulamamıştır insanların “ruh” dünyasında(ruh çağırma seansları gibi sahneleri hatırlayınız).

Psikiyatrinin içinde bulunduğu buhran’ın şifreleri, ingilizcedeki “mental” kelimesinin manasının anlaşılmasında ve bu kelimenin Türkçe’ye(diğer doğu dillerindeki aktarımları da incelenmeli) aktarımında yapılan vahim yanlış’ın farkedilmesinde saklı.

“Mental” kelimesinin incelemesi başlı başına bir konu olduğundan, bu konuyu ayrı bir makalede incelemek daha faydalı olacaktır kanaatimce. Bir sonraki makalemizin konusu şimdiden belirlenmiş oldu böylelikle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir