TERKİP İLİMLERİ

TERKİP İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Her ilim dalı bilgi ve tefekkürü muhtevidir. Tefekkür sıfırlandığında kuru bilgi kalır ki, o takdirde ilim (ki artık ilim değildir) tekrardan ve nakilden ibaret hale gelir. Bilginin nakli ve tekrarı, idrake ihtiyaç duymadan ezberleme ve öğrenme yoluyla mümkündür. İlim, bilginin idrak ve imal sürecinin adıdır. İdrak ve imal yoksa ilim yoktur.
Tefekkür (idrak) faaliyetinin en mühim neticesi “terkip” etmektir. Terkip etmeyen idrak etmemiştir, en fazla idrak sürecindedir, yani talebedir. Terkip istidadı, maksadı ve cehdi olmayanlar, ilim adamı değildir, asla olamazlar. Onların işi ezberlemek ve öğrenmektir ki, insan cinsi, ezberleme ve öğrenme ameliyesinin itiyatlarını beş-altı yaşlarında edinmektedir. Yani ezberleme ve öğrenmenin akıl yaşı en fazla ondur. Zihni faaliyeti, en fazla ezberleme ve öğrenme seviyesinde yürüten akıl, (akıl yaşı itibariyle) on yaşında donmuş kalmıştır.
*

İslam’ın ilim telakkisi, Mutlak İlimdeki hakikat ile eşyadaki hikmeti keşfetmek, hakikat ile hikmeti terkip etmek ve hayata tatbik etmekten ibarettir.
Mutlak İlim (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye) terkip edilmez. Zira Mutlak İlimde ilahi bir tertip ve nizam mevcuttur. Hakikat tabii ki tektir, tek olanın terkip edilmesi gerekmez. Mutlak İlim ile ilgili bir terkipten bahsedilecekse, (tabiri caizse) ilahi bir terkip mimarisi mevcuttur. İlahi tertip ve terkip kırılıp, yeniden (ve insani çerçevede) terkip edilmez, böyle bir haddini bilmezlik olmaz. Bu sebeple Mutlak İlim üzerinde yeni bir terkip çalışması, Allah muhafaza yeni din inşasına kadar giden bir istikamet sapmasına sebep olur. Bazı merkezkaç (mesela mealciler gibi) düşüncelerin yaptığı da tam olarak budur.
Mutlak İlim ile ilgili terkip meselesi, Kitap ve Sünnetin muhtevasında mevcut ve mahfuz olan terkip mimarisini keşfetmektir. Kur’an-ı Kerimi, muhtevasındaki ilahi terkibi umursamadan okuyanlar, kendi küçük akıllarına göre yeni bir terkip denemesi yapmakta, kaçınılmaz olarak yeni bir din inşa etmeye kadar savrulmaktadır. Mutlak İlimdeki terkip mimarisini umursamadan okuyanların bir kısmı o kadar cahil ki, bir ayet-i kerimede bahsi edilen “gaibi Allah’tan başkasının bilemeyeceği” ölçüsünü tek başına alıyor, başka bir ayet-i kerimede “Allah’ın bildirdiklerinin istisna” olduğuna dair ölçüyü görmüyorlar. Ya görmeyecek kadar cahil ve had bilmezler veya görmezden gelerek, Allah muhafaza, kendi görüşleri için ayet-i kerimeler arasında tercih yapıyorlar. “Kitabın bir kısmını görmezden” gelmek, kitabı inkas etmektir ki, böyle bir akıbetten Allah mümin kullarını muhafaza etsin.
*
Mutlak İlim, muhtevasında mahfuz olan ilahi terkip üzere anlaşılmalı, hakikat bu istikamette aranmalıdır. Hakikate dair keşfedilen her ölçü, nispi ilimlerde ya bir ilim dalının, ya bir ilmi mevzuun, ya da bir alt başlığın “terkip hükmü”dür. İşte terkip bahsinin başladığı nokta…
Mutlak İlim, kainatı, kainattaki her varlık ve vakıayı izah eden sonsuz hikmet ve mana haznesidir. Buna mukabil Mutlak İlim, sayfa, cümle, kelime sayısı olarak sabittir. İslam ilim telakkisinin sırrı bu noktada düğümlenir. Sayfa sayısı sabit olan “Kitap”, muhteva olarak sınırsızdır.
Mutlak İlim, her Ayet-i Kerimesi veya her Hadis-i Şerifi bir ilim dalının “terkip hükmü” olacak hacimde bir mucizedir. Marifet, Mutlak İlmin her cümlesinden hatta her kelimesinden bir ilim dalı inşa edecek kadar manaya nüfuz ve hikmeti keşfetmektir. Nitekim öyle mefhumlarımız (yani tek kelime) var ki, hakkında binlerce cilt eser telif edilmiştir.
*
İslam ilim telakkisi, Mutlak İlmi tartışmasız tek kaynak olarak kabul eder. Onun dışındaki tüm bilgi sahaları ve bilgi üretme vasıtaları kaynak irtifaına çıkarılmaz, ancak ve sadece Mutlak İlmin idrakini mümkün kılan malzeme kıymetindedir. Mutlak İlmin dışında “ölçü” aranmaz, “hüküm” aranmaz, “mikyas” aranmaz.
Ehl-i Sünnet mecrası, kadimden beri Mutlak İlimdeki terkip sırrını sıhhatli ve doğru şekilde keşfeden, ümmetin müktesebatını bu keşfine muvafık şekilde telif ve tatbik eden temel anlayış havzasıdır. Ümmetin kadim müktesebatı, Mutlak İlimde keşif ve idrak edilen muhtevanın, belli bir tertip ve tanzim ile çerçevelenmiş halidir. Bu manada Ehl-i Sünnet havzasında zuhur eden kadim müktesebat, Mutlak İlmin tefsir ve teşrihinden ibarettir.
Mesele tam olarak bu noktada mahfuz… Mutlak İlimdeki ilahi terkip keşfedildiği için, tüm nispi ilimler o terkip mimarisi ile inşa edilmişti.
Tefsir ilmini ilimlerin anası olarak kabul etmek, tahlil istikametindeki tetkik faaliyetini, terkip sırrına bağlı şekilde yürütmeyi mümkün kılmaktadır. Tetkik ve idrak faaliyeti, nihayetinde aşağıya doğru tahlil, yukarıya doğru terkip etmekten ibarettir. Nispi ilimlerimizin tamamı tefsir ilmine bağlı olduğuna göre, tahlil faaliyetimiz terkip sırrını keşfetmeye matuftur.
*
Kadim müktesebatımızın anlaşılmaz hale gelmesinin birinci sebebi, terkip sırrını anlamamak, hatta buna ihtiyaç duymamaktır. Müktesebatımızın müellifleri, Mutlak İlimdeki terkip mimarisini takip etmiş bu sebeple de bilgide boğulmamıştır. Terkip kıvamı kaybedilmeden gerçekleşen fikri ve ilmi çalışmalar, bilgi miktarı ve çeşidi ne kadar artarsa artsın, istikamet üzere kalmayı mümkün kılan bir teminattır. Terkip sırrı keşfedilmeden veya umursanmadan doğrudan Kur’an-ı Kerimi okuyanlar bile yanlış anlamaktan kurtulamayacak bir akıl bünyesine sahiptirler.
Müktesebatımızdaki bilginin (hatta ilim sayısının) miktarı göz kamaştırıcıdır. İnsanlık tarihinin en muhteşem külliyatı olan İslam ilim ve irfan müktesebatı, Mutlak İlimin kıymetiyle mütenasiptir. Mutlak İlim gibi bir kaynaktan, haşa gevezelik cinsinden bilgi kırıntılarının keşif ve telif edilmesi beklenmeyeceğine göre, kadim müktesebatımızın ihtişamı anlaşılabilir bir durumdur. Bu muhteşem müktesebatı görmezden gelen, inkar eden, reddeden, umursamayan kişiler, aslında onu anlayacak ve ana kaynağa nispetini görecek irtifada bir terkip idrakine sahip olmayanlardır. Terkip istidadı olmayanların, müktesebatımızdaki bilgi miktarı karşısında afallamaları şaşılacak bir durum değildir.
*
Son İslam medeniyeti olan Osmanlı yıkılana kadar takip edilen usul, Mutlak İlimdeki “terkip hükmü” veya “terkip mikyası” üzerinde tahlil faaliyeti yapmaktı. Terkip kıvamı takip edilerek tahlil yapıldığı, bilgi ve ilim bu yolla üretildiği için, terkip inşasına ihtiyaç yoktu zira tüm ilmi ve fikri faaliyetler zaten terkip mimarisini takip ediyordu. Tefsir (yani tahlil), terkip mimarisini takip ettiği için, terkip kıvamı mütemadiyen muhafaza edilmişti, edilmekteydi. Terkip mimarisini kırıp döken şaz görüşler sürekli tenkide tabi tutulmuş, aslına irca edilmiş, ana mimari muhafaza edilmişti.
Son medeniyetimiz çöktükten ve üzerinden birkaç asır geçtikten sonra ümmet, ilk defa bu kadar ağır bir bilgi ve ilim krizine, yani tefekkür krizine girdi. Ümmetin tefekkür krizine girdiğini herkes görüyor da, krizin kaynağı bir türlü teşhis edilemiyor. Tefekkür krizinin esası, terkip sırrını kaybetmiş olmamızdır. Merkezkaç düşünceler bir tarafa, İslam’ı Ehl-i Sünnet çerçevesinde anlamaya çalışanlar da terkip sırrını kaybettiği için çok derin bir idrak krizi yaşanıyor.
Terkip mimarisi unutulduğu için kadim müktesebatımızdaki eserler tek tek okunuyor ve her biri ana mimariden bağımsız şekilde anlaşılmaya çalışılıyor. Terkip mimarisinin insanın kalb ve zihin dünyasındaki mukabili olan Akl-ı Selim de kalmadığı için, bilgi dağıldı, ilim kayboldu, idrak parçalandı.
Yaklaşık on iki asırdır süren kadim usul, yani tefsir (ve tahlil) aynı neticeyi vermiyor. Vermiyor, çünkü o usulün “merkezi mevzuu” olan terkip sırrı kaybedildi, terkip mimarisini takip etme istidat ve mahareti yok oldu. Artık yeni bir durumla karşı karşıyayız. Şimdi büyük tefekkür hamlesi (ve tabii ki medeniyet hamlesi) için yapmamız gereken ilk iş, terkip sırrını keşfetmek, terkip istidat ve maharetini kuşanmaktır. Bu hamleyi gerçekleştirmenin güzergah haritası ise, ilimlerin tasnifi ve ilimlerin zirvesi olan terkip ilimlerinin kurulmasıdır.
*
Bugünün dünyasında terkip ilimlerini kurma ihtiyacımız iki sebebe dayanır; birincisi Mutlak İlimdeki ve kadim müktesebatımızdaki terkip sırrını keşfetmek, ikincisi dünyanın ürettiği bilgiyi kendi bilgi ve ilim telakkimiz çerçevesinde terkip etmek için…
Mutlak İlimdeki terkip sırrını yeniden keşfetmedikten sonra yapacağımız hiçbir şey yok. Bu işi, pahası ne olursa olsun yapmalıyız, bunun dışında bir yol arayanlar beyhude çabalıyorlar.
İslam tarihinin ilk on asrında dünyada en fazla bilgi üreten kültür havzası İslam coğrafyasıydı, bu sebeple dünyanın geri kalanının ürettiği bilgiyi tertip ve terkip etmek kolaydı ve müstakil bir iş haline gelmiyordu. Şimdi ise durum çok farklı, son birkaç asırdır batının ürettiği bilgi miktarı çok fazladır ve terkip edilmesi gerekmektedir. Vahim olan nokta ise batının dünyayı, ürettiği bilgi ile işgal etmesi, yani batının epistemolojik işgalinin zihni ve kalbi evrenimizi, buna bağlı olarak akıl ve ruh dünyamızı esir almış olmasıdır. Batının bilgi istilasından kurtulmanın tek yolu, bilgiyi kendi merkezimizde terkip etmektir.
Batının aklıyla (pozitif akılla) ve ürettiği bilgiyle (materyalist bilgiyle) düşünmekten kurtulamadığımız bir çağa doğduk. Müslümanların yapması gereken iş, içine düştükleri bu çağ ile hesaplaşmak… Çağın en mühim hususiyeti ise, bilginin çokluğu ve onu da batının üretmiş olmasıdır. Terkip ilimlerini inşa edemezsek, batının epistemolojik işgali devam edecektir.
HAKİ DEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir