TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 32. SAYI -TAKDİM YAZISI-

TAKDİM
“İnşa sürecinin tatbikat devri”… Bir nevi, topyekun tatbikattır. Bir Müslümanın namaz kılması da İslam’ın tatbikatına dairdir, yalnız kıldığında ferdi tatbikat, cemaatle kıldığında içtimai tatbikat… Burada bahsini ettiğimiz tatbikat devri; şahsiyet, cemiyet ve devlet çapında tatbikattır. Öyleyse meseleyi devlet merkezinde ele almayı gerektiren bir mevzu üzerindeyiz.
İslam; hiçbir şeyi bir diğeriyle irtibatsız şekilde ele almamış, hiçbir varlık veya mevzuu müstakil olarak görmemiştir. Bu külli kaide mucibince devlet bahsi; şahsiyet ve cemiyet ile birlikte medeniyet mevzuunu da ihtiva edecektir.
*
“İnşa sürecinin tatbikat devri, yani İslam Devleti”… Kapak konusunun bu olması daha isabetli olacaktır. İslam Devleti… Ne zamandır konuşmadığımız, neredeyse unutulmaya terk ettiğimiz temel mevzularımızdan birisi. Bir ülkeyi Müslümanların idare etmesinin kafi sayıldığı bir devirde yaşıyoruz, bu durum çok sarsıcı bir kırılma. Önceleri bunun bir geçiş süreci olduğu hususunda ittifak vardı, şimdi öyle görünüyor mu? Yoksa geçiş devri, kalıcı hale mi geldi? Artık İslam Devleti mevzumuz yok mu?

Zihni evrenimizin altyapısı değişiyor. Kıymet listesi ile aciliyet listesi birbirinden tefrik edilemedi. Geçiş süreci, aciliyet listesinin gündeme alındığı bir güzergah haritasını gösteriyordu. Fakat kıymet listesi ile aciliyet listesi arasındaki fark anlaşılmayınca ve bu fark ortaya koyulmayınca, “aciliyet listesi”, “kıymet listesi” yerine ikame edilmeye; böylece geçiş devri kalıcı hale gelmeye başladı.
Kıymet listesi, temel meselelerimizi ihtiva eder; aciliyet listesi ise zaruretleri… Zaruretlerin normalleşmesi, tabiileşmesi, geçici olduğunun unutulması, kıymet listesi yerine ikame edilmeye başlandığını, hatta ikame edildiğini gösterir. Bu, tarih boyunca hiçbir zaman düşmediğimiz bir tuzaktır. İktidar olmanın rehavetine kapılıp, kıymet listemizi unutursak, Allah muhafaza, “yaşadığımız gibi inanmaya başlamış” olmaz mıyız?
*
İktidar olma süreci başka bir şeydir, inşa süreci başka bir şey… İktidar olma süreci, mevcut gerçeklik içinde kuvveti elde etmeye matuftur ve “aciliyet listesinde” bulunur. İktidar olduktan sonra tabii olarak başlayacak olan iktidarı muhafaza ihtiyacı, inşa sürecini gündemden düşürürse, aciliyet listesini kalıcı hale getirir. Kıymet listesini (temel meseleleri) unuttuğumuz gün, kendimiz olmaktan çıkacak ve kendimiz olma cehdini de terk etmiş olacağız. Bunu mu istiyoruz?
İktidar ile devleti birbirine karıştırmak, hükumet ile siyasi rejimi birbirinden ayıramamak demektir. Bu kadar sığ bir idrak ve tefekkür seviyesine inmiş olamayız. İktidar (hükumet), siyasi rejimin (devletin) manivelasıdır. Devleti hedeflemeyen, ufku hükumette (iktidarda) tükenen bir siyasi mücadele; iktidar kavgasına, yani menfaat kavgasına döner. Müslümanların siyasi mücadelesi, bugün ulaştığı safhada (seviyede) kalamaz, kalmamalıdır. Bu seviyede kalırsak; seksen yıllık mücadelenin neticesinde elde ettiğimiz galibiyeti, elimizle karşı cepheye teslim etmiş oluruz.
*
İslam Devleti bahsi, nihai manada değil, içinde bulunduğumuz inşa sürecini esas alarak tetkik edilmiştir. İnşa sürecinin nihayetinde ortaya çıkacak İslam Devleti; tüm şartları ve unsurlarıyla İslam Devletidir. Bu sayıda neşrettiğimiz yazılar ve fikirler, nihai menzili İslam Devleti olan bir inşa sürecinin nasıl sevk ve idare edileceğini, geçiş süreci de diyebileceğimiz inşa sürecinde devletin nasıl şekillendirileceğini tetkik etmektedir.
İslam Devleti, çok büyük bir hedeftir, bir mefkuredir. Bu sebeple akşamdan sabaha kurulamayacağı gibi, kanunla da kurulamaz. Yani Kemalistlerin yaptığı gibi, kanun çıkarıp herkesin derin bir mümin, sağlam bir Müslüman olması sağlanamaz. İnşa süreci, uzun bir yoldur, sabırlı ama gayretli şekilde çalışmayı gerektirir.
Geçiş (inşa) sürecinde devletin nasıl olması gerektiği üzerinde çalışmalıyız. Öyle bir devlet kurmalıyız ki, İslam Devletine doğru gidişin imkanlarını hazırlasın, yollarını açsın. Medeniyet Akademisi kadroları, bu sahada çok ciddi çalışmalar yaptı. O çalışmalardan faydalanan yazarlarımız, inşa sürecinde devlet bahsini tetkik ettiler.
*
Meselenin sırrı; dördüncü kuvvette mahfuz… Modern devlet, üç kuvvet (sütun) üzerine kurulmuştur, bu sebeple devletlerin inkişafı, neredeyse imkansızdır veya da fevkalade zor olmaktadır. Malum olduğu üzere devleti oluşturan üç kuvvet; yasama, yürütme, yargıdır. İslam devletinde ve İslam devletine giden güzergah kurulması gereken devlette, bu üç kuvvete ek olarak dördüncü kuvvet bulunur, bulunmalıdır; özet olarak söylemek gerekirse dördüncü kuvvet, tefekkür kuvvetidir. Bu kuvvetin müesseseleşmiş şekli ve ismi ise MEDENİYET ŞURASIDIR.
Dördüncü kuvvet olan Medeniyet Şurası; hem milletin ve devletin nazari teminatıdır hem de millet ve devletin inkişafını gerçekleştirecek olan karargahtır. Medeniyet Şurası; ilim, irfan, hikmet, sanat ve sair tüm tefekkür sahalarındaki müellif ve kaşifleri bünyesinde toplar. Nazari çerçevede olmak üzere millet ve devletin nihai müracaat merciidir.
Medeniyet Şurası; milletin ve hayatın seviyesini sürekli yükselten, devleti mütemadiyen inkişaf ettiren, böylece millet ve devleti nihai menzile doğru sevk eden bir müessesedir. Siyaset başta olmak üzere hayatın her sahasındaki ihtilafların nihai çözüm merkezi olan Medeniyet Şurası; tartışmaları çatışma sınırında zapt altına alan, hatta çatışma sınırının çok gerisinde tutan bir ilim, irfan ve tefekkür havzasıdır.
Adalet gibi temel bir mefhum üzerinde bile tartışmaların biteviye sürdüğü ve çatışma sınırının zorlandığı günümüzde, Medeniyet Şurası hayati derecede ihtiyaçtır. Devlet üzerinde hiçbir tadilat yapılmaksızın sadece Medeniyet Şurası kurulsa, millet ve devletin inkişafı için büyük bir mesafe alındığı görülecektir. Zira Medeniyet Şurası; aynı zamanda devlet kuracak bir müessesedir. Mevcut devlet Medeniyet Şurasını kurmayı akıl bile edemiyor ama Medeniyet Şurası devlet kuracak çapta bir müessesedir.

EDİTÖR

NOT: Derginin PDF halini isteyenler, osmangazneli@gmail.com adresine müracaat etsinler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir