TEŞKİLAT CHP’Yİ İDEOLOJİK KUŞATMAYA ALDI

TEŞKİLAT CHP’Yİ İDEOLOJİK KUŞATMAYA ALDI
Akparti kurulduğundan beri CHP’nin siyaseti ve muhalefeti “laiklik” üzerine bina edildi. Akparti ise tam aksine laiklikle hiç uğraşmadı ve halkın problemlerini çözmeye uğraştı. Birinci dönem laikliğe aykırı hiçbir iş yapmadı, halka nüfuz etmeye çalıştı. Esas siyasetini “sivil ve silahlı” bürokrasiye karşı geliştirdi ve onların, halkın problemlerini çözmeye engel olduğunu söyledi. CHP’yi ise siyasetinin garnitürü olarak kullandı. Kendisine karşı oluşan muhalefet koalisyonunun kaynağının ve gücünün CHP değil, bürokrasi olduğunu biliyordu. CHP, sivil ve silahlı bürokrasinin “embeddet partisiydi”.
Akparti halkın problemlerini çözdükçe CHP laiklik konusunda sertleşti. Akparti, CHP’nin laiklikten ibaret siyasetini “alay” konusu yaptı ve o sınırda tuttu. Bir taraftan halkın problemlerini çözüyor diğer taraftan laiklik siyaseti ile dalga geçiyordu. Akparti tüm projeksiyonunu halkın problemlerini çözmeye, ekonomiyi iyileştirmeye, mağdur insanlara kaynak aktarmaya ayarlamıştı ve bu alanda şaşırtıcı bir başarı sağladı. Halk bir taraftan problemlerinin çözüldüğünü görüyor, diğer taraftan laik siyasetin bu çözümlere direndiğine şahit oluyordu. Laikçi kesim, halkta müthiş bir laiklik yorgunluğu oluştuğunu ikinci dönemin sonuna kadar farketmedi. Akparti birinci dönem hiçbir ideolojik uygulama yapmadan, halk nezdinde laik siyasetin belini kırdı.
İkinci dönemde, CHP’nin laiklik siyasetinin yeterince ağırlık oluşturmadığı anlaşıldığında, sahaya ordu girdi. CHP’nin siyaseten oluşturduğu laiklik yorgunluğu, ikinci raundunu yaşamaya başladı. İkinci dönemde şekillenmeye başlayan “teşkilat”, orduya karşı geniş bir demokratik cephe açtı. Kamuoyunda oluşan cepheleşme, laiklik-demokratlık şeklinde meydana geldi. Kamuoyu bu cephelerden birini tercih etmek zorunda kaldığında, teşkilat hedefine ulaşmıştı.
İkinci genel seçimde Akparti’nin oyunun yüzde yirmilerde kalacağını düşünüyordu statüko. Oysa teşkilatın yaptığı araştırma ve çalışmalarda yüzde elli civarında görünüyordu. Cumhurbaşkanlığı krizinde derhal seçim kararı alınmasının sebebi de buydu. İkinci genel seçim sonuçları laik kesimde şok etkisi yaptı. Ne olduysa bundan sonra oldu, seçim sonuçlarının psikolojik etkileri çok derindi ve yeni planlamalar yapılması gerekiyordu. Teşkilat derhal projeksiyonunu geliştirdi ve ikinci dönem boyunca CHP’nin sadece laiklik siyaseti yaptığını, halkın hiçbir problemi ile ilgilenmediğini piyasaya pompalamaya başladı. Bu düşünce dezenformasyon değildi, gerçeğin ta kendisiydi, bu sebeple kamuoyu bu düşünceye çabuk alıştı. İkinci dönemin sonlarına kadar devam eden bu projeksiyon, CHP’yi dışarıdan kuşattı. CHP kendi ideolojisiyle vurulmuştu, kendi ideolojik malzemeleriyle dışarıdan kuşatmaya alınmıştı. Zor olmadı çünkü CHP, kendi ideolojisiyle kendi etrafına bir duvar örmüştü, teşkilat bu duvarı dışardan tahkim etti. CHP ikinci dönemin sonuna doğru nefes alamaz hale geldi. Artık CHP, sadece laiklik siyasetiyle oy alamayacağını, oyunu artıramayacağını, iktidar hiç olamayacağını anladı. İdeolojik kuşatma önce siyasi kuşatmaya döndü sonra da psikolojik kuşatmayla hedefine ulaştı.
Teşkilat tam yeni bir projeksiyon oluşturmaya başlamıştı ki, Deniz Baykal’ın kaset olayı patladı. Nefesler tutuldu ve olayın neticesi beklendi. Deniz Baykal istifa edip de yerine Kemal Kılıçdaroğlu geçtiğinde, teşkilatın tüm mahfillerinde sevinç çığlıkları atılıyordu. Kılıçdaroğlu’nun profili biliniyordu, Deniz Baykal’a nispetle yönetilmesi ve yönlendirilmesi çok daha kolaydı. Deniz Baykal döneminde CHP kuşatmasının psikolojik birikimleri patlama noktasına ulaşmıştı. Baykal’ın değişmesiyle psikolojik birikim patladı. Laiklik siyaseti sorgulanmaya başlandı. Teşkilatın yeni projeksiyonu kendiliğinden ortaya çıktı. Siyaseti laiklik dışına taşımak… CHP, Kılıçdaroğlu ile yeni bir “hava” yakaladığını zannetti, laiklik siyasetini bırakıp Akparti ile kendi kulvarında, yani halka hizmet kulvarında mücadele etmeye karar verdi. Fakat Akparti’nin buna ikna edilmesi gerekiyordu, bunu nasıl yapacağını düşünürken, teşkilat zaten bu projeksiyonu hazırlamıştı. Akparti ile CHP arasında hiç bu kadar kolay bir mutabakat gerçekleşmedi. Yapılan gizli görüşme çok kısa sürdü ve siyasetin laiklik dışına taşınmasına karar verildi. Erdoğan, bu mutabakattan sonra, “ustalık devri” açıklamasını yaptı.
Teşkilat, siyasetin bir dönem laiklik dışında seyretmesini istiyordu ve bunu CHP’nin talebiyle gerçekleştirdi. Artık Akparti tabanının ideolojik talepleri karşılanabilir hale geldi. İşte ustalık dönemi (üçüncü dönem) efsanesi bu şartlarda gerçekleşti. Üçüncü dönemdeki bazı uygulamalar, mesele imam hatiplerin orta kısmının açılması, diğer okullara Kur’an-ı Kerim ve Siyer derslerinin konulması, bu mutabakatın neticesidir. Kılıçdaroğlu mutabakata sadık kaldı ve kesintili eğitim projesine, laiklik siyasetiyle değil, yolsuzluk siyasetiyle karşı çıktı. Zavallı…
CHP ile gizli anlaşmanın (mutabakatın) en ilginç özelliği, Kılıçdaroğlu’nun, 2011 seçimlerinden sonra bir dönem partinin başında kalması için, aldığı oyun Deniz Baykal’dan fazla olması gerekiyordu. Fakat bir problem vardı ve CHP oyunu artıramıyordu. Akparti’nin kamuoyu araştırmalarında CHP hala yüzde yirmi-yüzde yirmi iki bandından duruyordu ve Akparti ise yüzde elli beşlerde görünüyordu. Görev teşkilata düştü, Akparti’nin blok oylarının bir kısmı CHP’ye verildi. Akparti yüzde ellide kaldı, CHP ise yüzde yirmi yediye çıktı. Büyük bir operasyondu, kusursuz gerçekleştirildi, Kılıçdaroğlu hala genel başkan ve hala mutabakata sadık…
Teşkilat dördüncü dönem için planladığı birçok işi üçüncü döneme aldı ve sırasıyla uygulamaya geçildi. 2015 deki seçime kadar böyle gidecek gibi görünüyor. Kılıçdaroğlu mutabakata ne kadar sadık kalır, emin olmak mümkün değil. Çünkü bu dönemdeki uygulamalar, Kılıçdaroğlu’nun koltuğunu sarsabilir.
Ne olursa olsun mutabakat, önümüzdeki genel seçimlerde bozulacak. CHP, 2015 seçimlerinden sonra yine eski mevziine çekilecek ve laiklik siyasetine başlayacak. Ne var ki artık geçmiş olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir