TEŞKİLAT “ENDERUN MEKTEBİ”Nİ KURUYOR

TEŞKİLAT “ENDERUN MEKTEBİNİ” KURUYOR
Teşkilat bir şeyi doğru anladı; hiçbir zaman bir ülke istenilen seviyeye getirilemez, getirilse de muhafaza edilemez, buna karşılık, “sağlam bir teşkilat” kurulabilir ve ülkenin ve hinterlandının zaruri insan kaynakları ihtiyacı oradan karşılanabilir. Altı asır ayakta kalan, büyük bir coğrafyayı yöneten ve dünyayı etkileyen Osmanlının kendisi değil, “Enderun Mektebi” idi. İsmi önemli değil, fonksiyon olarak Enderun Mektebi kuruluyor.
Enderun Mektebi, kalıcı olmanın, kökleşebilmenin, daim olabilmenin, insan kaynaklarını sürekli yetiştirebilmenin müessesesidir. Böyle bir müessese teşkil edildi mi? Hayır… Hem Türkiye’de hem de dünyada herkesin gözünün üzerinde olacağı böyle bir müessese, kamuoyuna açık şekilde kurulamaz. Pekala gizli olarak kurulabilir mi? O daha zor… Gizli kurma teşebbüsü bir şekilde deşifre olur, deşifre olduğunda ortaya çıkacak tehlike, açık şekilde kurulmasındaki tehlikeden daha büyük. Kısacası açıktan müesseseleşmek zor, gizli müesseseleşmek daha zor… Teşkilat da üçüncü yolu buldu.
Üçüncü yol, ilgi çekici… Şimdilik yürüyor ama sürdürülebilir değil. Enderun Mektebi gibi bir kuruluş, mutlaka müesseseleşmek mecburiyetinde… İlk fırsat ve imkanda da müesseseleşme yoluna gidecek. Şu andaki durum (üçüncü yol) şu; Beyin takımının kafasında “program” var, bu program pratikten devşiriliyor. İstenen kadro özelliklerinin bir kısmına sahip olan (yani kendi kendini yetiştiren) insanlar seçiliyor, onlar istihdam ediliyor ve sahaya sürülüyor. Sahada yönlendirilerek zihni ve ruhi donanımları gerçekleştiriliyor.
Adaylar, neyin eğitimini aldığını bilmiyor, iş içinde eğitiliyorlar, sahip oldukları donanımın ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Uygulanan program, gerekli donanımı, adayların zihin ve ruh dünyalarına enjekte ediliyor. Konu “anlatılmaya” çalışıldığında, ütopik gibi geliyor fakat pratikte istenen neticelerin ciddi bir kısmı elde ediliyor.
Sistemi şöyle ifade edelim; piyasa taranıyor, ufku, zihni, aklı gelişmiş, maksadı ve derdi olan insanlar seçiliyor, bunların ekseriyeti “danışman” olarak istihdam ediliyor, danışmanların büyük kısmı ülkedeki bir alanı, devletin tatbikat alanını takip ediyor. Uygulamaların takibinden sorumlu kılınıyor, takip neticesinde raporlar isteniyor, tenkit ve teklifler ihtiva etmeyen raporlar kabul edilmiyor, mutlaka yeni ve orijinal fikirler talep ediliyor. Bir müddet sonra o alanda tatbikatın başındaki adamın yedeğine veriliyor, ilerleme sağladığında tatbikatın başına getiriliyor. Hem düşünebilme hem de uygulayabilme özelliği kazandırılıyor. Bu işler yapılırken belli bir yön çiziliyor, müşterek “düşünebilme metotları” ve tatbikat anlayışları geliştiriliyor. Birbirinden haberli veya habersiz insanlar, aynı anlayışın farklı alanlardaki kadrolarını oluşturuyor.
Akparti’nin devletteki hakimiyeti, “iş içinde eğitimi” mümkün kılıyor. Teorik eğitimle on yılda alınabilecek mesafeler, pratik eğitimle kısa sürede alınıyor. Teoriden pratiğe doğru gidemiyorlar ama pratikten teoriye doğru gitme imkanlarına sahipler. Bu imkanı fevkalade iyi kullanıyorlar. Teorik eğitimde “büyük idealleri” kazandırmak, mevcut hayat içinde fevkalade zor oluyor. Partinin devletteki hakimiyeti ve devamlılığı, pratikte idealler oluşturma imkanı kazandırıyor. Dünyadaki gelişmeler, ülkenin dış politikasındaki açılımlar kadrolara “büyük idealler” kazandırma fırsatı veriyor. Özellikle dış politikadaki açılımlar, büyük haritalar (dünya haritaları) üzerinde çalışmanın zihni altyapısını oluşturuyor. Ufuklar sürekli genişliyor, kadrolar kendilerine güvenmenin şartlarına sahip oluyorlar. Bütün bunlar, “Enderun Mektebinin” fonksiyonunu, pratikte gerçekleştirme yolunu açıyor.
Bir kısmına vakıf olduğum bu teşkilat (kimse tamamına vakıf değil zaten), beş altı yıl önce ütopya gibi görünüyordu. Çok enteresandır bu gün “gerçekleştirilmesi” gayet kolay bir yapı haline geldi. Çünkü artık ciddi bir kısmı gerçekleştirildi, verimler alınmaya başladı.
Adayların hiçbiri ne “acemi oğlan” olduğunun farkında ne de mezun olduğunun. Teşkilat, üyelerinden de gizli bir yapıda. Böyle bir yapılanmayı “teorik” olarak anlatsalardı, inanmazdım. Akparti’nin uzun dönem iktidarda olması, daha uzun dönem iktidarda kalacağının anlaşılması, bu tatbikatın altyapısını oluşturdu. Akparti kadrolarının görünen ve görünmeyen (ki görünmeyen kısmı çok daha fazla) “sürekli bir eğitim” içinde. Parti, kamuoyu önünde iktidar (hükümet) gibi davranıyor ama görünmeyen yönüyle bir eğitim ocağı gibi çalışıyor. İşin ilginç tarafı, eğitim kısmı parti teşkilatlarında yapılmadığı için parti mensupları da haberdar değil. Parti bünyesi içinde sadece “siyaset akademisi” bu fonksiyona sahip, o da sınırlı. Siyaset akademisi, “Enderun Mektebi”nin küçük bir fonksiyonunu yerine getirirken, asıl görevi, Enderun Mektebini perdelemek…
Enderun programından mezun olanlar hızla bürokraside istihdam ediliyor. Bir müddettir bir kısmı Ortadoğu’da misyonlar oluşturmaya başladı. Hariciyedeki teşkilatlanma ile ilgili gelişmeler kamuoyunun gözünden kaçtı. Mesela büyükelçi olmak için eski usuller hızla değiştirildi, “meslekten” gelme şartı kaldırıldı. Meslek dışından gelen kadrolar hariciyeyi işgal etmeye başladı, çünkü Enderun programı meslek dışında yürütülüyor.

TEŞKİLAT “ENDERUN MEKTEBİ”Nİ KURUYOR” hakkında 1 yorum

  1. ustad okudum yazını da ,herşeyi yanlış yorumluyorsun.yazdıklarında güzel tesbitler var. işaret ettiğin yerler ve isimler yanlış dahası bu böyle bir teşkilat varsa bile böyle işlerle uğraşacak kadar aptal mı? siyasi tarih ve harp tarihi diye birşey bunları bilmiyorsun yönetimden anlamıyorsun ,dahası o bahsettiğin kadroda anlamıyor, neyle uğraştığında farkında değiller böyle birşey olabilir mı, şaka mı bu ,karşılarında bir sürü tecrübeli asırlık teşkliatlar bunlarsa hiçbirşeye hazır değiller .sen olaylar üzerinde fikir jimlastiği yapıyorsun .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir