TEŞKİLAT İÇTİMAİ DERİNLİĞİ GERÇEKLEŞTİRDİ

TEŞKİLAT İÇTİMAİ DERİNLİĞİ GERÇEKLEŞTİRDİ
İçtimai derinlik bir teşkilatın gücünü ve ömrünü tayin eder. Teşkilatların topluma sirayet etmesi başlıca hedeflerindendir. Toplumda karşılığı olmayan, toplum tarafından savunulmayan, toplumun peşinden gitmediği hiçbir (siyasi, fikri, iktisadi) teşkilat, ciddi şekilde varolamaz, hayatiyetini devam ettiremez, ciddi mücadelelere giremez. İçtimai derinliklere kök salmamış bir teşkilat, bir atımlık barutu olan topçu bataryasına benzer. Bir atımlık topçu bataryasının, gövdeden (gösterişten) başka bir gücü ve etkisi olmaz. Özellikle de bir atımlık barutu olduğunu bilenler için sıfır güç sıfır etki demektir. Zaten mücadele (ve savaş) sahalarından rakipler (ve düşmanlar) birbirini sürekli kontrol ederler, güçlerini ölçerler, bir atımlık barutu olanlar bu güç denemelerinde çabucak açığa çıkar.
İçtimai derinliği olmayan teşkilatlar, başka teşkilatların oyuncağı haline gelir, başkaları tarafından yönetilir, yönlendirilir. Halk teşkilatlar için hayat kaynağıdır, halkta derinleşmemiş teşkilatlar başka güç kaynakları (hayat kaynakları) ararlar. Özellikle emperyal devletler, çok güçlü teşkilatları değil, bir miktar güçlü olan fakat varlığını devam ettirebilmek için kendilerine ihtiyaç duyan (siyasi, fikri, iktisadi) teşkilatları ararlar, bunlarla işbirliği yaparlar, çünkü bunları yönetebilirler.
Büyük devletlerle en güçlü pazarlık imkanına sahip olan teşkilatlar, içtimai derinliğe sahip olanlardır. Halk tabanı güçlü olan teşkilatlar, büyük devletlerin baskılarına direnmişlerdir, halk tabanı güçlü olmayan (mesela diktatörler) emperyalist devletlere ruhlarını satmıştır.
*
İçtimai derinliği sağlamanın yolları nedir? Birincisi fikri derinliktir yani ideolojik bir taban oluşturmaktır. İkincisi iktisadi derinliktir yani halkın ihtiyaçlarını karşılamaktır. Üçüncüsü siyasi derinliktir yani “iyi ve adil yönetimdir”.
Fikri derinlik, imana dayandığı için en sağlam ve en dayanıklı olanıdır. Sayısız olumsuzluklara karşı direnme güç ve imkanına sahiptir. İdeolojik kemikleşmeyi gerçekleştirir ve tüm eleştirilere karşı tabanı dayanıklı kılar, özellikle de “karşı tarafın” eleştirilerine karşı halkı “şerbetler”.
Teşkilat “görünür” olmadığı için fikri derinlik üretemiyor, Akparti üzerinden üretmesi ise imkansız. Akparti üzerinden fikri derinlik üretme çabası, partiyi ideolojik parti kimliğine kavuşturur ki bu durum siyasi kanadın çökmesi demektir. Bu ve başka sebeplerle “fikri derinliği” şimdilik cemaatler üzerinden geliştiriyor, daha doğrusu cemaatlerin fikri derinliğinden faydalanıyor. Türkiye’de sahip olduğu tabanın genişliği dikkate alındında İslami cemaatler kadar fikri derinliği sağlayan bir ideolojik hareket yok. Hem yüzde yirmi ile otuz arasında bir halk tabanına sahip olacaksınız hem de iman sahibi insanlardaki kadar fikri derinliği inşa edeceksiniz, hiçbir teşkilat bu kadar büyük projeksiyonu yalnız başına yapamaz. Bu sebeple teşkilat imkansızın peşinden gitmektense, mevcut cemaat yapısı üzerine oturuyor.
İktisadi derinlik, halkın ihtiyaçlarını karşılar. Halkın aklı midesinde yani menfaatindedir. İşin özü, çalışanların kazanmasına imkan hazırlamak, çalışamayanların yaşamasını sağlayacak yardımları yapmaktır. İşi olanlar, çalışabilecek güce sahip olanlar, yardım almazlar, almak istemezler, onlara kazanma imkanları sunmak gerekir. Çalışma imkanına sahip olmayanların ise zaruri ihtiyaçlarının mutlaka karşılanması gerekir. Zayıf, hasta, ihtiyar, düşkün insanlar için yardım programları yoksa, onlar ve onların çevresine nüfuz etmek kabil değildir.
Akparti’nin en iyi yaptığı işlerden birisi, ekonomi yönetimi. Teşkilat, ekonomi yönetimi için kılı kırk yaracak bir kadro kurdu, bunların bir kısmını taa ABD’den getirmek pahasına… Gerçekten ekonomi yönetiminde tersine beyin göçü yaşandı, teşkilat batı ülkelerindeki iyi eğitim almış, ekonomi alanında tecrübe de kazanmış Türk vatandaşlarını ülkeye getirdi.
Bir taraftan çalışanların kazanmalarını mümkün kılacak istikrarlı bir ekonomi yönetimi kurdu diğer taraftan, fakir, işsiz, hasta, ihtiyar, yatalak, dul, yetim gibi çalışma imkanını sürekli veya geçici olarak kaybedenlere yönelik çok çeşitli yardım programları uyguluyor. Mesela bakıma muhtaç hale gelen insanlara, ailelerinden birini “bakıcı” olarak tayin ediyor ve asgari ücret üzerinden maaş veriyor. Sadece bu alanda maaş verdiği insan sayısı altı yüz bin civarında. Oy olarak hesaplarsanız, bakıcı ve bakılan kişi ile bir milyon iki yüz bin kişi, bakıma muhtaç olan insanın diğer aile fertlerini de hesaba katarsanız (çünkü onların üzerinden bakım mesuliyetini almış oluyor) ortalama üç milyon civarında oy demektir ki, bu oy miktarı, toplam oyun yaklaşık yüzde yedisine tekabül ediyor. Bu ve benzeri çok sayıda sosyal program yürütülüyor, yürütülen sosyal programların oy olarak toplamı, on milyon civarında… Yani toplam oyun yaklaşık yüzde yirmi beşi. İçtimai derinliğe bakın… Hala bazıları Akparti’nin zayıflamasını ve gerilemesini bekliyor.
Siyasi derinlik, iyi ve adil yönetimdir. En zoru budur fakat Türkiye, son yüz yıldır o kadar kötü yönetildi ki, teşkilatın siyasi ayağı olan Akparti’nin kurduğu yönetim, mukayeseli olarak adil ve iyi yönetim olarak görünüyor. Tabii ki Türkiye’de bir devlet altyapısı olmadığı için, iyi ve adil yönetimi kurmak çok zor ve uzun zaman alacak bir iş. Teşkilat bir taraftan iyi ve adil yönetimin altyapısını oluşturuyor diğer taraftan da, iyi ve adil yönetim konusunda sürekli “mukayeseli” bir anlatımı kullanıyor. Erdoğan’ın durup durup CHP’nin geçmişinden bahsetmesi, bu sunuşun bir neticesi.
*
Teşkilat bir taraftan cemaatlere yaslanıyor bir taraftan da cemaatlerin etki alanını doğrudan kendine bağlıyor. Devlet eliyle uyguladığı sosyal programlar, cemaatlerin hinterlandında bulunan yüzde on civarındaki oyu, Akparti eksenine çekti. Bununla da kalmadı, cemaatlerin “öz oyları” üzerinde mülkiyet kurmaya başladı. Bu gün, hangi cemaat Akparti’ye isyan ederse etsin, mevcut sayılarının tamamını Akparti’nin tesir alanından kurtarıp ayrılamaz.
Teşkilat cemaatlerin hem bünyelerine hem de etki alanlarına nüfuz etti ama bunu açık şekilde yapmadı. Açık şekilde yapmaya da niyeti yok çünkü hem parti etkisi hem de cemaat etkisi ile bu halk kesimi sağlam şekilde “çerçeve” içinde tutuluyor. Erbakan gibi ayrıştırmaya ve kendi çerçevesine almaya kalkışmanın maliyetini biliyor. Ne var ki herhangi bir cemaatin isyan etmesi halinde tabanının elinden alınmasını ve isyanın etkisiz kılınması için altyapıyı hazır tutuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir