TEŞKİLAT İSLAMİ CEMAATLERİ BİRLEŞTİRDİ

TEŞKİLAT İSLAMİ CEMAATLERİ BİRLEŞTİRDİ
Cemaatleri Akparti’nin birleştirdiği zannediliyor, Türkiye’de daha önce hiçbir parti bunu başaramamıştı, Akparti de başaramazdı. Teşkilat başardı, bu başarının meyvesini de siyasi alanda Akparti yiyor. Cemaatlerin birleştirilmesi, organik olarak mümkün değil, Türkiye’de hiç kimsenin böyle bir işi başarması zaten mümkün değil. Teşkilat da bunu bildiği için, cemaatleri organik olarak birleştirme yoluna gitmedi, o türden bir düşünceye bile sahip olmadı. Teşkilattaki temel anlayış, “imkansızın peşinden gitme, aynı işin mutlaka mümkün olan bir yolu vardır”. Bu düşünceden hareketle cemaatlerin organik birleşmesi konusu hiç gündemlerine girmedi, hiçbir cemaatle de bu tür bir birleşme konusu müzakere edilmedi.
Organik birleşmenin dışındaki formüllere “birleşme” denmeyecekse, cemaatleri teşkilat da birleştirmedi. Ama organik birleşmelerin dışında “birleşme” çeşitleri vardır, bunlardan birisi, herkes kendi bünyesini, yapısını, hiyerarşini muhafaza ederek “hedef birliği”ne sahip olur. Başka birisi ise, yine herkes kendi bünyesini muhafaza ederek, “görev bölümü” yapar. Başka bir yolu ise, herkes kendi bünyesini muhafaza ederek, bazı alanlarda ortak çalışmalar yapar. Teşkilat bunlardan hiçbirini yapmadı lakin her birinden bir tutam aldı ve dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz bir formül üretti. Bu sebeple cemaatlerin birleştiğine dair hiçbir alamet görünmüyor.
Formül şuydu; her cemaatten belirli adamları aldı, bunlarla kendi cemaatlerinin projelerini gerçekleştirmek için faaliyet göstermeye başladı. Cemaatlerin kadrolarının istihdamı, siyasette, bürokraside, iş dünyasında, medyada vesaire gerçekleştirildi. Her cemaat kendi projelerinin peşine gidiyor fakat projelerin toplamı, teşkilatın projeksiyonunu oluşturuyor. Enteresan bir formülasyon, herkes kendi işini yaptığını düşünüyor, gerçekte de herkes kendi işini yapıyor ama her cemaatin yaptığı iş, büyük resmin bir veya birkaç parçasını oluşturuyor. “Büyük Resmi” gören ise sadece teşkilat…
Tüm cemaatler (birkaç marjinali hariç) teşkilatın tabii üyeleri haline gelmiş durumda, dev dişli harıl harıl çalışıyor. Çok az insan bu işin farkında ve onlar da zaten teşkilatın yönetici kadrosunda.
Dışarıdan bakıldığında çürük, gevşek, zayıf bir bünye olarak görülebilir fakat durum öyle değil. Birincisi Kemalist zorbalık devam ediyor, hiçbir cemaat Kemalist zorbalıkla yalnız başına mücadele edecek durumda değil, dolayısıyla Kemalist rejimin yıkılması konusunda sağlam bir hedef birliği var. İkincisi, Kemalist zorbalık, bundan sonra iktidarı ve gücü eline tekrar geçirecek olursa, milyonlarca insanı katledecek, bu konuda teşkilatın elinde çok ciddi veriler, belgeler, deliller var ve bunları cemaat ileri gelenleriyle paylaşıyorlar. Bu tür bilgilerin bir kısmı kamuoyuna “telefon dinleme kayıtları” olarak yansıdı, kamuoyuna yansımayan daha çok bilgi ve belge var. Bu sebeple cemaatlerin Kemalist rejimin yıkılması konusundaki hedef birliği, “ölüm-kalım savaşı” öneminde… Bundan daha sağlam bir tutkal bulmak mümkün mü?
Teşkilatın Kemalist rejimi yıkma tarzı ilgi çekici. Önce rejimi yıkıp sonra yeni siyasi rejim inşa etmeyi düşünmüyor. Stratejik olarak bu tarzın Türkiye şartlarına uymadığını, uymayacağını düşünüyor. Bunun yerine şu yaklaşımı esas almış durumda; Kemalist rejimin yıkılmasıyla yeni rejimin kurulmasını paralel yürütüyor, yani Kemalist rejimden kaç tuğla söktüyse onun kadar yerine yeni rejimin tuğlasını örüyor. Bilinen tarzda bir “ihtilal” sözkonusu değil, siyasal rejim tedricen yıkılacak, yıkım tamamlandığında inşa süreci de tamamlanmış olacak. Bu güne kadar böyle geldi, bu günden sonra da böyle gidecek. Kemalist rejimle bu tarzda mücadele ettiği için, Kemalist zorbalığın tehdidi, son tuğla da sökülene kadar devam edecek. Bu da demektir ki teşkilat, hedefine ulaşana kadar tüm cemaatleri büyük resim içinde birleştirmiş halde çalıştırmayı sürdürecek. Bu durum biraz “sopa-havuç” oyununa benziyor ama aslında öyle değil, Türkiye şartlarının “tedrici yıkım” için elverişli olduğuna samimi olarak inanıyor.
Cemaatler, bir taraftan projelerini gerçekleştirebilmenin imkan ve şartlarına kavuştukları için büyük resmin içinde duruyorlar, diğer taraftan müktesebatlarını muhafaza etmek için ana yapıdan uzaklaşamıyorlar. Müktesebatlarını muhafaza etmenin yolu, bir taraftan Kemalist zorbalığa karşı ana savunma hattında durmak ve bir mevzii işgal etmek diğer taraftan da mevcut siyasi iktidarın oluşturduğu imkanlardan faydalanmak…
*
Tayyip Erdoğan’ın yanlışlarının tabana inmesine teşkilat engel oluyor. Cemaatlerle oluşturduğu ağ, Erdoğan’ın yanlışlarını, “ara bölgede” yoğuruyor ve tabana farklı şekilde indiriyor. Böylece Erdoğan yıpranmıyor. Türkiye tarihinin hiç görmediği, hayal bile edemediği bir network müthiş şekilde çalışıyor. Akparti’nin yanlışlarından dolayı yıpranmasını bekleyenler, ortalama yirmi yıl daha bekleyecekler.
*
Cemaatlerin birleştirilmesiyle birlikte ortaya çıkan oy potansiyeli, ortalama yüzde otuz civarında. Yüzde yirmisi sağlam oy, yüzde onu ise yüzde yirminin (doğrudan cemaatlerin oyunun) hinterlandı. Bu yapı devam ettiği müddetçe kıyamet kopsa Akparti’nin yüzde otuz oyu var. 2002 seçimlerinde Akparti’nin aldığı oy, cemaatlerle birlikte Erdoğan’ın karizmasının toplamıydı. Daha sonraki seçimlerde aldığı oy ise bunlara ilaveten “başarının” oyudur. Teşkilat tökezlemediği müddetçe, Akparti’nin “sağlam oyu” yüzde otuzun üzerinde seyreder. Akparti’nin hala neden “iktidarların yıpranma sürecine” girmediğini merak edenler, eski Türkiye’deki siyasal yapıyla düşünüyorlar. Teşkilat çözülmediği takdirde, Akparti asla yıpranma sürecine girmez. Teşkilat ise vahim hatalar yapmadığı takdirde zaten yıpranmaz çünkü teşkilat kamuoyunda görünür halde değil. Görünmeyen yıpranmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir