TEŞKİLAT İSRAİL’İN YENİ STRATEJİLERİNİ ARAŞTIRIYOR

TEŞKİLAT İSRAİL’İN YENİ STRATEJİLERİNİ ARAŞTIRIYOR
Bir müddetten beri İsrail’in yeni siyaset ve strateji arayışları var. Arap baharı, Türkiye’deki gelişmeler, ABD’deki denge değişimleri İsrail’i panikletti. Önce Türkiye’yi kaybetti fakat fazla dert etmedi. Arap baharıyla birlikte Mısır’ı da kaybedince sarsıldı. Paniklemesi ise ABD’deki dengelerin sarsılmasıyla başladı.
Türkiye’de Akparti ile çalışmanın imkansızlığını farkettiğinde hem Türkiye hem de Akparti aleyhine milletlerarası organizasyonlara girişti. Akparti hükümetlerinin başarısız olması, dünyada itibar kaybetmesi, diplomatik blokaj altına alınması için sayısız plan geliştirdi. İçerde de “misyonlarını” harekete geçirdi, darbe planları yaptı, itibarsızlaştırma kampanyası açtı, bir çok kurum eliyle çalışmasını zorlaştırdı. Muhalefeti istediği gibi yönlendirdi. Ne var ki Akparti’nin başarılı dış politikası, AB ve ABD’de İsrail’den daha fazla etkili oldu ve ülkenin politik ve ekonomik kuşatmaya alınmasına mani oldu.
Arap baharı başlayıp, sıra Mısır’a geldiğinde bir müddet ne yapacağına karar veremedi. Hüsnü Mübarek, derin müttefikiydi, onun yıkılacağını anladığında ABD’ye kızdı, “neden muhaliflere siyasi destek veriyorsunuz” diye. ABD bir müddet İsrail’i teskin etti, kurulacak yeni hükümetlerin İsrail ile ilgili politikalarının değişmeyeceği garantisi verdi. ABD bu garantiyi verirken, Mısır’daki devrim sürecini yönetebileceğine, istediği gibi hükümet teşkil edeceğine, yeni hükümetlerin ABD ekseninden çıkmayacağına inanıyordu. Yani İsrail’i aldatmadı, kendisi de buna inanıyordu. Fakat seçim süreçleri başladı, Parlamento seçimlerinden Müslümanlar tartışmasız bir galibiyetle çıktı. ABD bir müddet “Askeri Konsey” üzerinden planlamalar yaptı ama Muhammed Mursi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi, kısa bir müddet içinde de Askeri Konseyi dağıtması (üyelerini emekli etmesi) ile meselenin yönü belli oldu. Artık bambaşka bir Ortadoğu olduğuna ABD de, İsrail de kanaat getirdi.
ABD, AB ve genel olarak tüm batı dünyasının Suriye’de muhaliflere destek vermeyi kesmesi de bu devreye rastlar. Anladılar ki Ortadoğu’daki rüzgarı yönetemeyecekler, etkileyemeyecekler, kullanamayacaklar. ABD Ortadoğu ile ilgili tüm hesaplarını gözden geçirmeye başladı, ona paralel İsrail de tüm eski denklemleri gündemine aldı. Artık yeni bir dönem vardı, yeni dönemin yeni dengeleri ve denklemleri vardı, yeni dönemin gerçekleri, dinamikleri güçleri tamamen farklıydı. Bunları içine alan yeni denklemler kurulmalı, yeni stratejiler geliştirilmeli, yeni politikalar üretilmeliydi.
*
ABD, yeni Ortadoğu politikalarını, İsrail’e desteğini bir birim düşürerek geliştirmeye başladı. Ortadoğu’daki gelişmelerin tamamı İsrail’in aleyhine idi ve İsrail’e eskisi kadar destek vermeye devam edecek olan ABD de Ortadoğu’da İsrail gibi zarar görecekti. İlk iş İsrail’e olan desteği azaltmaktı, başkanlık koltuğunda Obama’nın oturması, bu kararı almayı da kolaylaştırdı. Zira Obama zaten böyle bir politikaya meyyaldi fakat ABD içindeki dengelerden dolayı tereddüt ediyordu. Objektif raporlar bunu tavsiye etmeye başlayınca derhal harekete geçildi.
ABD için pek önemli değildi ama İsrail için hayati bir konuydu. Ortadoğu’da kuşatılırken, ABD desteğinin azalması, yani bu gelişmenin ikisinin aynı anda yaşanması fevkalade zor bir durumdu. Yıllardır Gazze ve Batı Şeria’yı kuşatma altında tutan İsrail, tarihinde ilk defa kuşatmaya düşüyordu. Bölgesinde kuşatmaya düşerken, ABD yardımı da azalıyor, ABD kamuoyu İsrail’e karşı kinle doluyordu. İsrail, hayatı boyunca çok zekice planlamalar yaptığı için başarılı olmadı, batı dünyasının desteğini kayıtsız şartsız almasından dolayı yaşayabildi. İşte şimdi ölüm-kalım mücadelesine tek başına girmek durumunda kalıyor, batıdan (ABD ve AB’DEN) şartsız destek alma imkanını kaybediyor.
*
Teşkilat, İsrail’in İran’a saldırma ihtimalini değerlendirirken, İsrail’in ABD’den (ama özellikle Obama’dan) istediği desteği alamayacağına kanaat getirdiği noktada, ABD içindeki kendi güç merkezlerini harekete geçirerek bir oldu-bitti oluşturacağını düşünüyordu. İran’a gerçekleştireceği saldırıyla oluşturacağı oldu-bitti atmosferinde ABD’de de İran’a saldırmak durumunda kalacaktı. İsrail’in bu planında ciddi olduğunu düşünüyordu teşkilat.
Hayatın akış hızı o kadar yüksek ki, bir hafta içinde dünyanın tüm dengesi değişebiliyor. ABD de yapılan bir kamuoyu araştırmasında, ABD’nin İsrail’e yardım ve desteğini istemeyenlerin oranı yüzde altmış beş çıkınca, ABD’yi bir oldu bitti ile İsrail’in yanında savaşa sokma ihtimali, gerçeklik altyapısının büyük kısmını kaybetti. Obama’nın yeniden başkan seçilme ihtimali kuvvetlendiğinde İran’a saldıracağı düşünülen İsrail’in, ABD’deki güçleri müthiş bir çaresizlik içine düştü. Hem ABD de istediği başkanı seçememek hem de seçilecek olan başkana istediklerini yaptıramamak, Yahudi lobisinin ve İsrail’in alışık olduğu bir durum değil. ABD, İsrail ve Yahudi lobisinin tüm denklemlerinin sabitiydi ve en güçlü ögesiydi. O öge ortadan kalkınca (nispeten tabii) tüm denklemler çöktü ama esas çöken zihni evrenleriydi. Paniklemelerinin sebebi de buydu. Bir müddet, düşünmekte bile zorlandılar.
İsrail’in son zamanlarda İran’a saldırma konusu ile ilgili açıklamaları çok ilginç. İran’ın nükleer teknoloji konusunda geri adım attığını, saldırının “çok acil” gündem listesinden çıktığını söylüyor. Tabii ki yalan söylüyor. İran geri adım atmadı, aksine kendi geri adım attı. Kendilerinin geri adım attığını söyleyemediği için İran’ın geri adım attığını, bu sebeple saldırının acil kodunu kaybettiğini söyleyerek, inandırıcılık pozisyonunu ve dolayısıyla tehdit potansiyelini korumak istiyor.
İşte tam bu noktada İsrail yeni politika geliştirmek, yeni pozisyon almak, yeni mevzi kazmak, yeni stratejiler üretmek zorunda. Bir müddetten beri bu çalışmaları yürütüyordu ama artık ihtimal olmaktan çıktı ve gerçek ve acil ihtiyaç haline geldi. Dolayısıyla bu alandaki çalışmalar yoğunlaştı, derinleşti ve acil listesine alındı. İşte teşkilatın peşinde olduğu konu bu, İsrail bundan sonra nasıl bir Ortadoğu denklemi kurmak veya hangi denklemin içinde yer almak isteyecektir?
İsrailli yetkililerin son günlerdeki açıklamaları çocukça hatta aptalca… “İran nükleer silah sahibi olursa, kısa sürece Suudi Arabistan ve Türkiye de nükleer silah üretir” diyor. Fark ediyor musunuz yeni stratejinin adımlarını?
*
Teşkilatın peşine düştüğü ihtimaller şunlar;
1-İsrail, Şii-Sünni çatışmasını derinleştirmek, ortada durmak, zayıf tarafı desteklemek, bölgede kesintisiz bir Şii-Sünni çatışmasını gerçekleştirme ve bunları dengede tutmak, Şii-Sünni cephelerin birbirine husumetini şiddetlendirerek kendine dönük kin ve nefreti perdelemek…
2-Daha önce Ehl-i Sünnetin devletinin olmaması, Şia’nın ise devletinin (İran’ın) bulunması, Şia (İran’a) karşı mevzilenmesini gerektiriyordu. Ehl-i Sünnetten devlet çapında bir tehdit gelmemesi, nispeten rahatlatan bir durumdu. Arap baharı ile birlikte Ehl-i Sünnet devlet kurmaya, mevcut devletleri ele geçirmeye başladı. Ümmetin yüzde doksan civarındaki ana kütlesi Ehl-i Sünnettir, bu durumda İsrail için şimdi esas ve güçlü tehlike Ehl-i Sünnetten gelmeye başladı. Bu durumda İsrail, Şiilerle Sünniler arasındaki dengeyi kurabilmek için Şiilerle birlikte çalışmak, onları desteklemek zorunda kaldı. Bu stratejiye ne zaman, nasıl, hangi araçlarla yönelecek? Teşkilat bu sorunun peşinde…
3-Teşkilatın takip ettiği ihtimallerden biri de, İsrail’in özgüvenini kaybetmesidir. ABD ve AB’deki krizler, krizlerin derinleşerek devam etmesi, İsrail’in batı tarafından artık taşınamayacak bir yük haline geldiğini gösteriyor. Batının İsrail’i gözden çıkarmasına fazla bir zaman kalmadı, İsrail, batı tarafından gözden çıkarılacağını anladığı andan itibaren tüm psikolojik mevzilerini ve barikatlarını kaybedecek. Gelişmeler hızlı şekilde oraya doğru gidiyor. Bu olay gerçekleştiğinde İsrail, Filistin konusunda kimsenin hayal bile edemeyeceği tavizleri verecek, tüm askeri tehditlerini kaldıracak ve bölge ülkeleriyle karşılıklı yardımlaşmaya dayalı bir ilişki ağı kurmaya çalışacaktır. Teşkilat, İsrail’in özgüveninin ne zaman çökeceğini merakla bekliyor zira o nokta geldiğinde tüm politikalar değişecek.
*
Bunlardan birisi veya birkaçının karması bir strateji geliştirmesi bekleniyor. İsrail’i tanıyanlar iyi bilirler ki, politik doktrinleri yoktur. İsrail sadece “savunma doktrinine” sahiptir, onun dışında hiçbir politik ve stratejik doktrine (değişmez prensiplere) sahip değildir. Asla “ahde vefa” göstermez, asla sözüne güvenilmez, asla prensip edinmez. Tam bir fahişe ahlakına sahiptir. Bu sebeple teşkilat, İsrail üzerinde çalışırken, hiçbir kırmızı çizgisinin olmadığını iyi bilir. İsrail bu stratejilerden birini tercih etse, ihtiyaç hasıl olduğunda attığı imzaların mürekkebi kurumadan başka bir stratejiye yönelir. Bu sebeple İsrail’i takip edenlerin sürekli teyakkuzda olması gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir